Siverek Haber

Siverek Haber

Boynu Bükük Ayrılıklar, Sinema ve İnsan


15 Aralık 2006 Cuma 00:00
Boynu Bükük Ayrılıklar, Sinema ve İnsan
 
Mustafa SANCAR
 
                        Sevgili Onat Kutlar’la dostluğumuz ancak üç yıl sürdü, daha da sürecekti, The Marmara’daki cafede ayaklarının altına bomba atılmasaydı eğer…Bu üç yıllık süreçte sinema ve edebiyat konuşmuştuk hep. Ona her gittiğimde koltuğumun altında yazılarımı da götürüyordum. Nerdeyse her hafta yeni bir öykü, yeni bir sinema, yeni bir şenlik…Ve her hafta yeni bir düş filmi çekiyorduk konuşmalarımızla! Türk Sinemasının puslu, zahmetli vizöründen “Evrensel Sinema”nın derinliğine girebilmenin çarelerini tartışıyorduk. Doğrusunu bulduğumuz da oldu, yılgınlığa düşüp işin içinden çıkamadığımız da…Ekonomi boyutunun zalimliği zaten ortadaydı. Asıl bizim tartıştığımız, sinemada doğanın en önemli parçası olan insanı doğru biçimde betimlemekti; çünkü insan hala en keşfedilmeyi bekleyendir! Tıp alanında da bu böyledir, somut yaşamda da…Biz hala çözülememiş insana yolculuklara çıktığımızda mutlanıyor, nerdeyse yeniden çocuklaşıyorduk. Söylediği de doğruydu, sinema gerçekten bir şenlikti…
 
            Beşiktaş’ta, Barbaros Bulvarındaki çalıştığı reklam ajansında buluşmuştuk. İlk orada gördüm onu. Beni önceden tanıyormuş gibi davrandı, kadim bir dost gibi. Birlikte öğle yemeği yedik. Nedense ona yük olmuş gibi hissettim kendimi. Sıkıldığımı sezmişti galiba, konuyu değiştirdi. O Antep’ten, ben Siverek’ten söz ettik, doğup büyüdüğümüz narlı, bereketli topraklardan konuştuk. Rahatlamıştım. Sonra yeniden sinemanın şenliğine döndük. Renklerin ırmağında sürüklenen düş gezginleri olduk yine. Biraz Urfa Siverek, biraz Antep, omuzlarımızdaki heybelerde bir yığın öykü, bir yığın umut…
 
            Umut?
 
            Otuz altı yıl geçti “Umut” filmi çekileli. Orada öyle duruyor. Başı göğe ermiş, beyaz bulutların arasında hayatın şiirini mırıldıyor hala. Cabbar’ın gözleri bağlı, dönüyor da dönüyor, umut, umut, umut…
 
            Sevgili Yılmaz Güney’in 1970’te siyah beyaz çektiği Umut…Şimdi sağ olsaydı, sorsaydım Cabbar’a ne oldu diye, hala dönüyor mu, yorulup düştü mü? Filmin devamını çekmesi mümkün müydü?
 
            Daha iyisini çekerdi belki…
 
            Çünkü öyle garip hayatlar yaşanıyor ki ülkede, öyle çok sinemaya çekilecek boynu bükük ayrılıklar, acılı insan öyküleri var ki. Öyle çok savaşlar oluyor ki dünyada, insan öyle çok düşman olmuş ki kendi soyuna…
 
            Mutlaka daha iyisini çekerdi, gittikçe tükenen insanlığın trajik şiirini yeniden çekerdi mutlaka. Ve biz, Onat Ağabeyimle sinemanın şenliğinde pamuklu şeker yiyen iki çocuk olurduk bir güzel…
 
            Olur muyduk?
 
            İnsanın insana ettiği bunca eziyetten sonra pamuklu şeker yiyebilir miydik? Bunca çocuğun üzerine bombalar, kurşunlar, belalar yağarken  yine çocuk kalır mıydık?
 
            Ahhh!

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık