Siverek Haber

Siverek Haber

ÇIĞIRINDAN ÇIKMIŞ TOPLUM


4 Nisan 2011 Pazartesi 00:00
                                                                                                                                 Çağdaş insanın en büyük sorunu vicdansızlığıdır.
Nuri PAKDİL

  
Van’da dört çocuğun anneleriyle beraber; acımasız bir akrabası tarafından hunharca katledilmesi, Kayseri’de geçen yıl kaybolan üç çocuğun sapık bir komşuları tarafından öldürülüp bir köyde toprağa gömüldüğünün ortaya çıkartılması, İstanbul’da dokuz yaşındaki Fırat’ın üvey babaannesi ve üvey annesi tarafından öldürülüp cesedinin sokağa atılması, Sivas’ta on üç yaşındaki bir çocuğun eniştesi tarafından derede boğulup başının taşla ezilmesi, Antalya’da; Hataylı bir ailenin küçük kız çocuğunun bakıcısı tarafından öldürülmesi… Bunlar son iki haftadır, gazetelere konu olan haber başlıklarından sadece birkaçı. Çok değil, üç dört hafta geriye gittiğimizde ise; ‘’Bursa’da bir genç kızın öldürülmesi, sanatçı İbrahim Tatlıses’in İstanbul’un orta yerinde uzun namlulu silahlarla taranması’’ haberleriyle karşılaşıyoruz. Bu haberler; insana neredeyse ‘’Toplum çığırından mı çıkıyor?’’ sorusunu sorduruyor. Çığırından çıkmış toplum ise en hafifinden merhamet duygusunu yitirmiş toplum demektir.
  
Gazetelerin üçüncü sayfaları, televizyonların haber bültenleri bu türden olayları sık sık karşımıza çıkartıyor. Bazen, çocukların gazeteleri görmemelerini sağlamaya çalışıyoruz. Bazen de televizyon kanalını değiştirmek suretiyle çocuklarımızı bu haberlerin olumsuz etkilerinden korumayı hedefliyoruz.
  
Ama şu da bir gerçek ki, bu haberler yalan yanlış değildir. Bu haberler yaşamın içinden akıp önümüze eliyor. Bunlarla ilgili bir şeyler yapmak istiyoruz. Ama ‘’Ne yapabiliriz?’’  Sorusuna da bir türlü cevap bulamıyoruz. Kanaatimce Yapılması gereken ilk iş, bir durum tespitidir. Bu da  ilkin, bir soruyu zorunlu kılıyor. ‘’Toplum nereye gidiyor?’’
  
Aile içi veya komşular arası yaşanan vahşi olayların temelinde insanın paraya ve makama aşırı derece bağlanması, vahşi güdülerini kontrol edememesi, öfkesine yenik düşmesi gibi faktörler yatmaktadır. Kuşkusuz her insanda paraya ve makama biraz meyil vardır. Önemli olan bunu frenlemek; meşru yollara kanalize etmektir. Bu konuda başarılı olamayan bireyler sonu bir faciayla neticelenecek girişimlere başvurabiliyorlar. Para hırsı, insanların ellerini kana bulamalarına, zaman zaman vahşet türünden olayları gerçekleştirmelerine sebep oluyor. Bunun en somut örneği bundan üç sene evvel Mardin Bilge köyünde kırk dört kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıdır. Toprak hırsının, para hırsının insanları nasıl birer ölüm makinesine dönüştürdüğünün bir resmidir Bilge Köyü katliamı. Bir yakın örnek ise üç hafta önce Van’da meydana gelen; bir anne ve dört çocuğunun öldürülmesiyle sonuçlanan olaydır. Bir akrabası olayı gerçekleştiriyor ve evdeki değerli ziynet eşyalarını alarak ortadan kayboluyor.
  
İstanbul’da yaşanan ve minik Fırat’ın öldürülmesiyle sonuçlanan üvey anne, üvey babaanne vahşeti ise yanlış kurgulanmış bir evliliğin ne denli korkunç bir sonla neticeliğinin açık işaretidir. Başarısız bir evlilik geçiren bir baba, son evliliğini yabancı uyruklu bir kadına yapıyor. Bir süre sonra bu yabancı kadının annesini de evine alıyor. Süren kavgalar; aile içi tartışmalar… Aile içi tartışmalar, kavgalar, babanın eski eşinden olma dokuz yaşındaki Fırat’ın üvey annesi tarafından dövülmesi, aç bırakılması, evden atılması… Ve yetmiş milyon vatandaşın haber bültenlerinde izlediği o korkunç son. Bu son; ister istemez, insana şu soruyu sorduruyor? Baba sorunlu bir evlilik gerçekleştirmeseydi, ilk eşiyle anlaşsaydı veya anlaşamadı, boşandı diyelim. Daha makul bir adayla hayatını idame ettirseydi bu korkunç son meydana gelir, miydi?
  
Kuşkusuz herkes eşinden boşanabilir, ikinci bir evlilik yapabilir; yabancı uyruklu biriyle de yaşamını birleştirebilir. Ama evlilikte isabetli bir tercih yapmak olmazsa olmazdır. Yoksa sonu aile facialarıyla sonuçlanabiliyor.

Genel örneklerine baktığımızda iki evlilik yapanların ilk eşlerinden olma çocukları varsa bunların genellikle yeni eşleri tarafından benimsenmediği şeklindenir. Eski eş de büyük ihtimalle evleneceğinden çocuğun yeri öz annesinin yanı da değildir. Bu durumda çocuk için iki seçenek kalıyor. Çocuk ya büyükannesinin yanında kalacak ya da Çocuk Esirgeme Kurumu’na verilecektir. Ki hali vakti yerindeyse, yaş itibariyle bakabiliyorsa büyükbaba, büyükanne; çocuk için ideal ev sahipliği yapabilir. Tabi; çocuğun ergenlik çağı sorunları, dışarıdaki muhtemel tehlikeler(internet kafe bağımlılığı, sigara, tiner, uyuşturucu vs.) muhtemel sorunlar olarak durmaktadır. Büyük anne ve büyükbaba, arada kan bağı olduğundan, üvey anneden daha iyi bakacaktır çocuğa. İstisnalarla beraber, toplumumuzda genelde böyle olmuştur.
  
Eğer anne ve babadan biri hayatta değilse ve hayatta olanı da evlenmişse; ya da her ikisi hayatta değilse, dede ve nine veya her ikisi de hayatta değilse; çocuk için tehlikeli limanlara yolculuk başlamış demektir. Artık çocuğun nerde ne tür tehlikelerle karşılaşacağını kestirmek hiç de güç değildir. Büyük baba ve büyükanne ya da her ikisinin hayatta olmadığı durumlarda devreye giren Çocuk Esirgeme Kurumu seçeneği de kuşkusuz beraberinde birçok sıkıntıyı ve sorunu barındırıyor.
  
Yukarıda yazdıklarımızdan tüm üvey annelerin kötü ruhlu bir yapıya sahip oldukları anlamı çıkarılmamalıdır. Elbette üvey annesi olduğu halde çocuğa kendi öz çocuğu gibi bakabilen anneler de yok değildir. Olması gereken de budur. Ama Fırat örneğinde olduğu gibi o kadar olumsuz vakaya şahit oluyoruz ki, bu konuda genel bir kanıya varmak mümkün hale gelmiştir. Maalesef genelde üvey anneler, eşlerinin eski hanımlarından kalma çocuklarına, üvey çocuklarına kötü muamele ediyorlar. Genelde durum böyledir. Türkiye’de bu konuda sayısız örnek vardır. Çözümse toplumsal bir rehabilitasyonla mümkün olur. Toplumdaki vicdan kavramını ve adalet duygusunu yeniden tesisi etmek yapılması gerekenlerin başında gelmektedir. Merhamet duygusundan yoksun insan, yeryüzünün en gaddar, vahşi hayvanından daha kötü bir ruh haline sahip demektir. İster üvey anne olsun, ister üvey baba… Hatta ister öz anne olsun, ister öz baba; çok şey değişmez.
  
Aile içi anlaşamazlık, yanlış kurgulanmış evlilikler, insanlardaki makam ve para hırsı… Tüm bunlar sebepleriyle ve sonuçlarıyla ele alınmadan, insanın vahşi yönü törpülenmeden; merhamet duygusu yeniden tesis edilmeden toplum düze çıkarılamaz. Kuşkusuz, caydırıcılık için yasalar tek başına yeterli değildir.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık