Siverek Haber

Siverek Haber

İKİ İLERİ BİR GERİ


28 Nisan 2010 Çarşamba 00:00
İKİ İLERİ  BİR GERİ
                Tabi’i ki  mehter takımını size anlatmayacağım.Sizlere bizzat yaşadığım,gördüğüm ve gözlemlediğim kamu  kurumlarını, özveri ile çalışarak işlevsel hale getiren veya  bu kurumları şahsi basiretsizlikleri ile zan altında bırakan portrelerden bahsedeceğim.
                Devletin varlığını ve yürütümünü işlevsel hale getiren kamu, kurum ve kuruluşlardır. Bu kurumları ayakta tutarak tarafsız,demokratik ve şeffaf yönetimi  oluşturan ve uygulayan ise insandır.İnsanın olmadığı yerde ne kurumlardan,nede devletten bahsedebiliriz.Dolayısıyla devleti devlet yapan ,haddizatında insandır.
                Özellikle kamu idaresinde; verimlisi ile verimsizi ile, yapanı ve yan yatanı ile,kısacası;iyisiyle kötüsüyle kamu kurumlarını artı ve eksiye geçiren çalışanlar her dönem olmuştur.Gönül ister ki; devletin tüm kurumları ile devletten maaş alarak görev yapan tüm çalışanların,yaptığı işin hakkını vermiş olarak,başını  yastığa koyduğunda vicdanının rahatlığı ile görev yaptığını idrak edebilsin.Ve halka hizmeti hakka hizmet olarak algılayabilsin…Ne mutlu sadelik,iyilik ve doğrulukla hareket edene.
                Gelelim başlıktaki iki ileriden ilkine,
İnsanlık var olduğu günden beri, yaşamın ve doğanın kanunu olarak suç ve ceza da var olmuştur.Bu böyle de devam edecektir.Ne yazık ki,insanlar felaketleri kendi elleriyle hazırlar.Keşke kötülükler hiç olmasa,cezaevleri yerine eğitim yuvaları açılabilse…Lakin yaşam denen bu kısacık süreç insanları hırs,para düşkünlüğü ve diğer ihtiraslarından dolayı daha da fazla suç işlemeye itmektedir.Allah ne kimseye suç işletsin,nede cezaevine düşürsün.Ancak unutmamak gerekir ki,insanın olduğu yerde suç  olacaktır,tabi’i ki cezaevi de…
21.04.2010 tarihinde İlçemiz Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Önder Yeniçeri’nin nazik daveti üzerine,Siverek Kapalı Cezaevi  hükümlü ve tutuklu kursiyerleri tarafından düzenlenen sergi ve “mahpusluk zor zanaat” isimli tiyatroya gittim.Önce sergiyi gezdik.Dört duvar arasında göz nuru,el emeğiyle boncuk boncuk işlenen eserlerin sergilenmesi  sıkılgan ruhumu ve daralan yüreğimi bir nebze olsun keyiflendirdi ve bir o kadar da duygulandırdı… Öncelikle keyiflendirdi çünkü;tutuklular yürekleri ile,alın teri ve göz nurunu  yaratıcılıklarına katarak  çok güzel eserler ortaya çıkarmışlardı.Gemi maketlerinden,özgürlüğün simgesi güvercin portrelerine,çeşitli el işlerinden,dini motifli tablolara,boncukla işlenen Che Guevara  posterine kadar…Anlaşılan,demokrasi ve şeffaf yönetim  Siverek Cezaevinde  başlamış bile… Ayrıca,cezaevinde açılan keçecilik kursunda,mahkumlar tarafından öğrenilip çeşitli motiflerle üretilen Siverek keçelerini sergilemeleri beni oldukça sevindirmişti.Çünkü ,her şey den önce meslek edinmişlerdi.Ve aynı zaman da yüreklerini,yeteneklerini,emeklerini de bir bir sergilemişlerdi…
Bu çalışmalar demir parmaklıklar ardında yatan mahkumların küçük dünyalarına büyük şeylerin sığdıracağının en somut örnekleriydi.Ayrıca ,cezaevinde boya-badana,keçecilik,sıhhi tesisatçılık,bilgisayar tamiratı,ciltçilik gibi meslek edinme kurslarının yanı sıra,okuma-yazma ,İngilizce,bağlama kursları ile sosyal ve kültürel  çalışmaların devam etmesi sevindirici ve umut vericiydi…Sayın Başsavcı ve Cezaevi müdürümüzün de belirttiği gibi,açılan bu mesleki kurs ve faaliyetlerin esas amacının,tutuklu ve hükümlülerin bu meslekleri öğrenip, dışarıda özel hayatlarında  toplumla bütünleşerek hayata uyum sağlama ve ekonomilerine katkı sağlamaktır.Evet,bu düşünce  ve eylemi taktirle karşılamamak mümkün mü?!
Sergiden sonra açılan kursları pratikte uygulamalı olarak gördük.Mahkumların hem meslek kazanmak,hem de dört duvar arasında  ruh ve bedenlerini korumak ve geçmeyen zamanı  değerlendirmek adına açılan bu kursların cezaevi mahkum  psikolojisi üzerinde de müspet etkiler bırakmaktadır kuşkusuz.
Daha sonra ikinci kata çıkarak mahkumların yazıp oynadığı tiyatro oyununu seyrettik.Çok güzel oynadılar.Oyunculardan birin tanıdım.Komşumun çocuğuydu.Daha düne kadar çocuktu,ne çabukta büyüdü cezaevine düştü!Üzülmüştüm!!Bölünmüş,ayrı kalmış bir ailenin çocuğuydu.Görmemezlikten geldim,çok duygulanmıştım.Göz göze gelmemeye dikkat ettim,belki utanır diye…Hümanist bir yapıya sahip olduğum için o an dünyanın bütün mahkumları gözlerimin önünden gelip,geçti.
Tiyatro bitmişti, herkes kendi gerçek hayatına dönmek üzere dağılmıştı.İmkansızlıklar içerisinde büyük imkanlar yaratarak o daracık yerde insanlara benliğini kazandırmak,hem mesleki,hem eğitim ve öğretim,hem de sosyal ve kültürel  alanda mahkum ve hükümlülere imkan ve güzel ortam yaratan Sayın Başsavcı Önder Yeniçeri’ye,Cezaevi müdürü Sayın Ali Başekin ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Dostoyevski’nin deyimiyle; Özgürlük ekmekten tatlı,Güneşten güzeldir.Bende bu vesile ile başta kader mahkumları olmak üzere herkese Özgür ve güneşli günler diliyorum…
Şimdi başlıktaki iki ileriden ikincisine gelelim,
Siverek Devlet Hastanesine son zamanlarda gittiniz mi bilmiyorum.Geçenlerde ufak bir rahatsızlığımdan dolayı Devlet Hastanesine gittim.Muayene olduktan sonra  Baştabip Abdullah ÇINGI  bey ,ameliyathane kısmının yeniden tamir ve tadilat edilerek yenileceğini,tadilatın devam ettiğini belirterek ,birlikte ameliyathaneleri gezmeyi teklif edince birlikte gittik.Tamir ve tadilatlar devam ediyordu.Aynı anda üç değişik ameliyatın yapılabileceği şekilde dizayn edilen ameliyathanelerin bölgenin de en iyi ameliyathaneleri olacağı müjdesini  aldım.Zaten,gerek uzman doktorların tecrübe ve kalitesi,gerekse hastanenin fiziki ve tıbbi altyapısı ile bakılan hasta sayısı da göz önüne alındığında Devlet Hastanemizin,kendi çapında bir çok bölge hastanelerinden daha iyi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Abdullah beyle hastaneyi gezmeye devam ediyoruz. Gögüs Bölümüne gidiyoruz,nefes alıp vermeyi ölçen bir cihaz.Bende denedim.Tıbbi ismini bilmiyorum ama,her halde Flow-Volume,bana verilen çıktıda öyle yazıyordu. Yine hastanemize kazandırılan Görüntüleme Merkezinden çekilen EMAR(MR) röntgen filmleri  artık vatandaşa elden verilmiyor,emar’ı çekilen vatandaş  direkt doktoruna gidiyor.Çünkü,çekilen röntgen filmleri  Görüntüleme Merkezinden doktorun bilgisayarına aktarılıyor.Doktor da bilgisayar üzerinden hastanın kontrol ve takibini yapıyor.Hay gözünü sevdiğim teknoloji!
Başka bir serviste bir hastaya atroskopi  yapıldığını gördüm.Bu kez K.B.B.polikliniğine,oradan da  İşitme,Konuşma ve Denge Laboratuarına gittik.Kulağa gelen ses tonlarını(Saf Ses Eşik Odyoğramı)ne demekse?ölçen aletlerle tanıştım!Kendime de test yaptırdım.Kısacası her türlü teknolojik alet,edevat,araç ve gereçlerin insanların hizmetine sunulduğuna tanık oldum…Hastaların ciddi manada sıra kuyrukları oluşturmadığını,gelen hastaların aynı gün muayene ve tedavilerinin yapıldığını duyuyordum ve buna da tanık oldum.Hasta odalarının beş yıldızlı otel odalarını aratmadığını söylersem abartmamış olurum her halde!Tüm bunlarla birlikte hastanenin,hijyenik kurallarına azami derecede dikkat  edildiği  gözümden kaçmadı.
Gerçekten,yapılan tüm hizmetler için, gayretli ve özverili çalışmalarından dolayı Hem Baştabip Abdullah Çıngı’ya hem de, tutum ve davranışları ile görev bilinci içerisinde hareket eden tüm doktor ve sağlık çalışanlarına da teşekkür ediyorum.
Evet,gelelim yazının başlığındaki iki ileri,bir gerideki geriye;
Confucius der ki; “Başkalarını kendin gibi gör,başkalarının sana karşı nasıl davranmasını istersen,sende başkalarına öyle davran” Yani bu sözün şimdiki kısaca tanımı empatidir herhalde.Hiç kimse devletin vermiş olduğu güç ve yetkiyi şahsi ihtiras ve kızgınlığı nedeniyle kötüye kullanamaz.Kullanırsa ne olur?O zaman kaos ve kargaşaya zemin hazırlanmış olur!Empati devreye girer…Devleti güçlü kılan en iyi şey iyi niyetle hareket etmektir,ihtirasla hareket etmek değildir.Görev duygusu insanda büyük terbiyeci güç olmalıdır.Üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getiren kimse her zaman hak ettiği yerde olur.Bundan kimsenin kuşkusu olmasın!
Gelelim konuya;Geçenlerde şahsımla ilgili olmadığı halde,bir yakınımın aracı ile gece, basit bir ters yöne girme nedeniyle,bir polis memurunun çok agresif ve kaba tavırlarına şahit oldum.Hem de sürücü bayan olduğu halde.Polisin görevi vatandaşla tartışma ve ağız dalaşı yapmak değildir.Alırsın plakayı bildirirsin ilgili yere!… Yine Hükümet Konağı bahçesinde bir vatandaşa karşı birkaç polis memurunun hiç de hoş olmayan tutum ve tavırlarını herkes gördü.Olay yatıştı derken on dakika sonra bu kez park içerisine vatandaşlarla polislerin didişmesine tanık olduk.Ve bu kaba tavırlara karşı,dayanamayarak karşı çıkan vicdanlı,görev bilinci ile hareket eden ana-baba evladı polis memurlarını da herkes gördü!Parkta oturan gençlerinde dayanamayarak neredeyse olaya karışacaklarını da herkes gördü.Toplumu bu şekilde germeye hiç kimsenin hakkı yoktur!Hassas bir süreçten geçtiğimiz unutulmamalıdır!
Güvenlik görevlisi,toplumdaki düzeni korumak,güvenliği sağlamak,ve suç işlenildiği şüphesinin ortaya çıkmasından sorumludur. Şunu belirtmem gerekir ki; ne bir toplumun tümü,nede her hangi bir kuruluşun tümü  potansiyel suçlu olarak görülmemelidir.Kaldı ki,görevini layıkıyla yapan,kibar,beyefendi,duyarlı,bilinçli ve anlayışlı güvenlik görevlilerimiz azımsanmayacak kadar çoktur.Ancak,menfi  tavırlı bir kişinin çıkması dahi tüm teşkilatı zan altında bırakmaya yetmektedir.Bu nedenle görevini  ihmal eden veya kötüye kullanan kişilere dikkat etmek gerekir diye düşünüyorum.
Toplum düzenini korumak yerine,toplum düzenini bozmak kimseye yarar getirmez.Her zaman çağdaş,medeni ve ileri toplumları hedeflemeliyiz.Yoksa iki ileri,bir geri ile hedefimize ulaşamayız.Yaşadığımız her günün,aldığımız her nefesin kıymetini idrak ederek,toplumsal duyarlılık içerisinde özgür ve onurlu bir yaşam dileğiyle…
 
                                                                                                                                             Hasan BAYDİLLİ

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık