Siverek Haber

Siverek Haber

İSLAM KÜLTÜRÜ NEDEN MUTLU ETMİYOR?


30 Haziran 2009 Salı 00:00
Batıda uzun süre kalmış ve yaz tatilini Siverek'te geçirmek için gelen eski dostlardan biri bana şu ilginç soruyu sordu: “Madem İslam dini bu kadar yenilikçi ve huzur verici bu insanlar neden mutlu ve ileride değiller?”


Hikmet dolu, yorumlanması ve açıklanması gereken kayda değer bir soru. Başta şunu belirtmek gerek; dini bilmek ayrı, onu yaşamak bütün bütün ayrıdır. Sokakta rastladığımız herkese sorsak hemen hemen herkes ben müslümanım der.

Ve bu din Müslüman olana da ayrıcalık tanımaz; muhatap olarak insanlığı alır. “insana ancak çalıştığı vardır” der. Bugün İslam coğrafyasında bir gerilik varsa bu islamın bir kusurudur demek yanlış olur. Evet bu insanlar yanlış yapıyorsa kendi nefislerindendir. Kuranın sosyal hayatta girmediği bir konu yoktur. Hz. Muhammed'in Müslümanlığı geldiğinde iki kaide üzerine kurulmuştur. Birincisi; eski kaide ve yaşam tarzını ya aynen kabul etmiş ya da birkaç tadilat yapmıştır. İkincisi müessis dediğimiz eskiyi tamamen kaldırıp yeni kurucu kaideler koymuştur.

Bu doğrultuda din bireyseldir. Suya atılmış bir taş gibidir bireysel olarak yaşandığında bu gelişme halka halka büyür. Aile, mahalle, çevre, sokak, toplumsal ilişkiler, devlet yönetimi, devletlerarası ilişkiler gibi konumlarda endike olur.


Bugün abdestli kapitalistler, dini bütün kazıkçı hacı efendiler, tefeci namaziler, haramzade oruciler türemişse bu islamın onlara henüz kısmet olmadığını gösterir. Kuranın namaz ayetlerinde sadece namazı kılın denmez; namazı dosdoğru kılın der. Önemli bir ayrıntıdır bu. Yine kuranın bir ayetinde İşte (şu) namaz kılanların vay haline, Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, Onlar gösteriş yapmaktadırlar” der. Bu pozisyonu ben şuna benzetirim, onuncu kattan düşmek ayrı, birinci kattan düşmek ayrıdır.

Fert inancının tüm detaylarını bilmiş öğrenmiş ve hıfz etmiş olabilir. Allahın bizden istediği sadece bu değildir. Din bir hayat tarzıdır. Bu bilgiler hayat felsefesiyle yoğrulmamışsa ancak ateşimizi arttırır, cehenneme götüreceğimiz odunların kalitesini yükseltir. Esnaf, memur, öğretmen, müdür, polis, asker burada sayamadığım binlerce meslek grubu Müslümanları, inançlarını meslekleriyle birleştirip doğruluğun davetçisi ve ölçüsü olamamışsa eksiktirler, yanlıştadırlar.

Din huzur verir, mutlu kılar ama şartlarını yerine getirirsen. Yaratılış itibariyle Allah herkesin terbiye edicisidir, şariidir. Kimisini zenginlikle donatır, kişi cehenneme parasıyla gider, kimini fakirlikle imtihan eder, imtihanını zorlaştırır, derecesini arttırır. Kimisine makam mevki verir kişi bununla şımarır makamı ebedi tehayyül eder. Şeytanın emrine amade olur, harama bulaşır.


Unutmayalım ki şeytan daimi olarak damarlarımızda dolaşıyor ve hata yapmamız için tetikte bekliyor. Bu bekleyişte kişinin dindar olması veya olmaması fark etmiyor. Tuhaftır Kişi namazda kılar, yalanıda söyler, yere tükürür, küfür eder, komşuluk haklarına riayet etmez, faiz yer, verir. Dinin en önemli noktası samimiyettir. Yani ihlâstır. Bugün İslam beldelerinde güvenlik kameraları kuruluyorsa, esnaf dükkânlarına onlarca kilit vurup yinede huzur içinde yatamıyorsa, bu beldelerde islamın yaşandığı söylenemez elbette. Seküler düşüncenin ürettiği abdestli kapitalistler, hesabını verecekleri günü umarız unutmamışlardır.


Kuran kursuna yardım adı altında bağış toplayan, camiye yardım adı altında kapı kapı dolaşıp evlerinin ikinci katını yapanlar, Müslüman taklidi yapıp kişileri kandıranlar, kürsülerde vaaz edip vaazı sadece dinleyenlere has bilenler umarız bunun farkındadırlar. Yaptıkları hataların İslam dinine mal olduğunu bilmiyor olamazlar.

“yol ortasında insanların gelip geçmesine engel olacak şekilde engel koyanlar bizden değildir” mealinde bir hadisle trafik kurallarını düzenleyen bir din elbette eksik olamaz. Bugün camiye gidiyorum diye yolun ortasına arabasını park edip taşıtların engellendiği, camiden çıkınca sağa sola tükürüp sümkürenler kendini mükemmel bir Müslüman kabul ediyorsa bu eksik inaçlarındandır.


Vaktiyle kalemine hayran olduğum değerli ağabeyim, Dr.Ali ÇANKIRILI hocanın ilginç bir anısını okumuştum. Ali ÇANKIRILI bu hikâyeyi anlatırken Müslümanların yanlışlarından ötürü çok üzüldüğü samimi anlatışından belli oluyordu. Bu hikayeden çok etkilenmiş dostlarla paylaşmak istemişim hep.


AMERİKA'DA master yaptığım yıllarda, çalıştığım üniversitenin yemek salonu açık büfe şeklindeydi. Öğrenciler ve hocalar dilediği yemekten, salatadan, meyveden veya tatlıdan dilediği kadar alabiliyordu. Yemekhanenin giriş kapısında “Yiyiniz içiniz, fakat israf etmeyiniz” anlamına gelen şu yazı vardı: “Take what you need. Eat what you take.” (Yiyeceğin kadar al, Aldığını da ye.)


Bir gün aynı masada yemek yediğimiz Çinli bir arkadaşı, tabağında kalan son pirinç tanesini almaya çalışırken görünce dayanamadım; denemek için dedim ki: “Bir pirinç tanesi için neden bu kadar uğraşıyorsun? Bırak tabakta kalsın.” Çinli arkadaşın verdiği cevap çok düşündürücüydü:


“Her Çinli bir pirinç tanesi israf etse, Çin nüfusuyla çarp bakalım kaç ton pirinç yapar? Biz kalabalık bir ülkeyiz, israf etme lüksümüz yoktur.”

Yine denemek için dedim ki:
“Şu anda Çin'de değil, Amerika'dasın. Tabağında bırakacağın pirinç tanesi Çin'i değil, Amerika'yı zarara uğratacaktır.” Güldü. “Amerika'yı bu şekilde zarara uğratmak onurlu bir davranış olmaz,” dedi.


Çinli arkadaşı bu onurlu davranışından dolayı tebrik ettim. Bir Müslüman olarak düşüncesini paylaştığımı söyledim. Rabbimizin bu konudaki, “Yiyiniz içiniz, fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah müsrifleri sevmez” buyruğunu açıkladım. Çok hoşuna gitti. Tam o sırada, Ürdünlü bir arkadaş tabağındaki yemek artıklarını çöp sepetine boşalttı. Bunu gören Çinli arkadaş Ürdünlüyü göstererek: “O Müslüman değil mi?” dedi.


O kadar üzüldüm ki, ne diyeceğimi bilemedim. “Dur, bunu kendisine soralım,” dedim. Ürdünlü arkadaşa seslendim. Çinli ile aramızda “nimete saygı ve israf” konusunda geçen konuşmaları aktardıktan sonra dedim ki: “Arkadaş seni yemek artıklarını çöpe dökerken görünce, ‘O Müslüman değil mi? Neden israf ediyor?' diye sordu. Ben de bunu kendisine soralım dedim.”


Ürdünlü arkadaş Çinliye döndü. Kendinden emin bir şekilde: “Ben kendi ülkemde israf etmem. Amerika'yı sevmiyorum. Burada, ne kadar çok israf edersem Amerika'yı o kadar zarara uğratmış olurum,” dedi. Çinli: “Amerika'ya kızarak davranışını değiştirmen onurlu bir düşünce değil,” dedi.


Allah'a inanmayan Çinli ile Allah'a iman etmiş Ürdünlü arasındaki bu düşünce farkı nerden kaynaklanıyordu? Şüphesiz aileden ve okuldan aldıkları eğitim farkından kaynaklanıyordu. Muhtemelen Çinli de Amerika'yı sevmiyordu. Buna rağmen tabağında kalan son pirinç tanesini dahi israf etmeyecek bir ahlâka sahipti.


Ali ÇANKIRILI hocamızın bu anısı umarım, içinde bulunduğumuz manzaranın resmini çizmeye yeter.


Selam ve Sevgi ile...

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık