Siverek Haber

Siverek Haber

SABAHI BEKLERKEN


5 Ekim 2010 Salı 00:00
SABAHI BEKLERKEN
                 
                  Gece soğuk, durgun ve suskun….

         
                  Gece beynimi kemiriyor, mum gibi ruhumu eritiyor. Gecenin çocukları gökyüzünde kayarken, sevdamın dizlerini kanatıyorlar.
          
                   Gözlerini kapatıyorsun, karanlık çöküyor bu şehre. Yıldızlar kayıyor ve ben düşüyorum. Sızının doğurduğu hüzünlü şarkılarla, düşlerimden kelebekler uçuruyorum sana. Kırık ve yaralı sözcüklerim bana kalıyor. Nefessiz ve bir o kadarda çaresizim. Üşüyen yanlarımı karanlıkla örtmeye çalışırken, sabahı beklemeye koyuluyorum acılar içinde kıvranan yüreğimle.
                  Gönlüme dokunup sıcak buselerle güneşin günaydın deyişini duymak istiyorum. Sabah olsun, günüm olsun ama olmuyor. Elinden oyuncağı alınıp gözyaşına vurulmuş bir çocuk kadar kendimi mutsuz hissediyorum. Sessizliğinde bir yanım üşüyor, diğer yanım ise yangın yeri. Ruhum, iki mevsimi bir arada yaşıyor. Plakta Müzeyyen Senar şarkı söylüyor. Yaprak toprağa düşüyor, serçelerin boynu bükülüyor, dağda bir ceylan ağlıyor, benim yüreğim üşüyor ve hiç sabah olmuyor.
                  Gözümün sözü, gönlümün közü kınalı kekliğim;  başını kaldır ve yüzüme bak! Gözlerimdeki gözlerine bak! Yüreğime bak! Ruhuma dokun! Ne olur bir ses, bir nefes ver!
                   Nafile… Çığlıklarım duyulmuyor, mevsim değişmiyor, gece hâlen soğuk ve sevdamın boynu bükük.
                  
                   Bedenimi mendil yaparak, kanayan ruhumu silmeye çalışıyorum. Sessizliğin ruhuma dokundukça, dayanılmaz bir acıyla daha çok kanıyorum. Suskunluğuna ağıt dolu türküler yakıyorum. Yaralı gönlümün yamalı cebinden, heyecanımı, tutkumu, özlemimi, sevgimi çıkarıp önüne koyuyorum. Bunlar, senin için yeşerip büyüttüğüm duygularım, varlığım ve dünyam. Oysa sen; yine sessiz ve suya düşmüş ay kadar durgunsun. Elimdeki bardağı öfkeyle sıkıyorum. Yüzüne bakıp; “sen uykularımın katili, düşlerimin cellâdı, ruhuma dokunan kezzap yarası! Bak, elim kanıyor, yüreğim kanıyor, canım yanıyor dünyam kayıyor. Sebebi sensin!” diye haykırmak istiyorum. Olmuyor, yapamıyorum. Gözlerimi yumup, gönlüme yürüyorum. Derin bir “ah” çekip, kemana dokunuyorum. Şarkılar ağlıyor, keman ağlıyor, sensiz şiirlerim hep yarım kalıyor.
                    Sen; harflerime yansıyan rengim, yüreğimdeki şarkıların bestekârı, şiir dolu ruhumun şairi, yoğunlaşmış duygularımın mimarı, hayatımın türküsü, yüreğimin gülüşü, dünyamın güneşiydin. Şimdi bu sessizlik, bu sensizlik neden? Yüreğimin kıyısında uçup, sana sevda şarkılarını söyleyen turnaları neden vurdun? Yürek diyarımdaki sevda topraklarını, neden al kanlara boyadın? Neden Brüt üs’üm oldun?
                   Kanlı elimle, yanan canımla, son kez sarılmak istiyorum sana. Saçlarına dokunan rüzgârı kokluyor, yıldızları öpüyorum. Gözlerimden bir damla yaş süzülüyor yanağıma, sıcaklığını hissediyorum. Elimle dokunup, tenimde eritiyorum onu. Senden bana kalan tek hatıra diye, gözyaşımı da seviyorum. Yanaklarım tuzlu mevsimleri yaşıyor. Acı, yüreğime damlıyor, ruhum hüznü giyiniyor gece bitmiyor ve hiç sabah olmuyor.
                
                 Şimdi, aşk kırıntılarıyla doldurduğun sevdanın sokağında yürüyorum, düşlerimi sessizliğinde demleyerek. Aynı türkülerle gamzelerinden sensizliğin kaçıncı çayını yudumladığımı hatırlamıyorum bile. Söyle benim nokta noktamın son noktası; susmasak olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Hala suskunluğun mevsiminde gitmek mi istiyorsun? Öyleyse benden yana, dilediğince, gidebildiğince GİT!

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Yukarı Çık