Siverek Haber

Siverek Haber

ŞERİF MARDİN'DEN BEDİUZZAMAN'I TANIMAK


26 Ekim 2010 Salı 00:00

 

  Şerif MARDİN’in “Bediüzzaman Said Nursi Olayı/Modern Türkiye'de Din ve Toplumsal Değişim”  adlı eserini inceliyorum.
    Kitap kısacası Türkiye toplumunun din, ideoloji, bilinç sorunları ve modernizm olgusunu ele alıyor. Türkiye Bilimler Akademisi, Şerif MARDİN’i Bediuzzmanla ilgili bu çalışmasından dolayı TÜBA üyeliğine kabul etmemiş. Gerekçe, Mardin'in Bediüzzaman hakkında yaptığı çalışma imiş. TÜBA Başkanı Mardin'i taraflı davrandığı, Bediüzzaman Said Nursî'yi "parlattığı" gerekçesi ile, TÜBA üyeliğine almadıklarını söylüyor. Tam da Türkiye Bilim Adamlığına yakışır bir tavır. Bu kurumun başındaki zat galiba bunu söylemekle hem Bediüzzaman’ı hemde eserin yazarı Şerif MARDİN’i epey parlamış düşüncesindeyim.
   Adı geçen eserde Bediüzzaman, özellikle reformların yabancı kültürlerle birlikte gündelik hayatımıza girip alışık ortamı zorlayan tavırların mücadelesini inceleniyor.
   MARDİN’i hatırlayacaksınız “Mahalle Baskısı” Tabiriyle bir kez daha tanımıştık. Söz konusu kavram,  kamuoyunda geniş yankı bulmuş ve Türkiye'nin geleceği üzerine yapılan tartışmaların en önemli referans noktalarından biri olarak anılmaya başlanmıştı.
Bu beyanından kısa bir süre sonra, Şerif MARDİN ikinci bir beyanda, bu kavramı daha geniş bir biçimde açıklama ihtiyacını hissetti ve "tarafların" elinde bir koz olarak kullanılmasının önüne geçmeye çalışmıştı. Daha sonra "öğretmen imama yenildi" sloganı ile bilinen yeni bir tartışmanın öncüsü oldu.  Bugüne kadar daha ziyade akademik çevrelerde ilgi gören, Atatürkçü düşüncenin; güçlü bir tespitle; bir ´iyi, doğru ve güzel´ doktrini geliştiremediğini, halkın bu ihtiyaçlarını Cumhuriyet'in kurulmasından bir süre sonra din öğretileri ile karşıladığını vurgulamış Şerif MARDİN.
 Şerif Mardin'in "Bediüzzaman Said Nursi Olayı" isimli eserinde bazı paradokslar bulunsa da, bu çalışmasında güzel ve yerinde tespitlerde de bulunuyor bence: Nurcu hareketin, entellektüeller tarafından bir kalemden reddedilmesi bir paradoksa yol açmıştır; entelijansiya bu hareketin laik-cumhuriyet rejimi açısından oluşturduğu tehlikeleri vurgularken aynı hareketin sosyolojik dinamiğini kavrama yönünde hiçbir girişimde bulunmamıştı. Böylesine yalınkat bir tutum alanlar arasında Atatürk’ün takipçileriyiz diyenler gelmektedir. Bu yüzden de ortada Nurcu hareketin nesnel olarak belirlenebilir bir alan içerisinde hareket edebilme yeteneğine ilişkin herhangi bir çalışma bulunmamaktadır”.(Mardin, s.69)
Şerif MARDİN’i okuyanlar bilirler, yapmış olduğu bu tespitin doğruluk boyutları günümüz şartlarında daha net anlaşılmaktadır. Mardin'in dediği gibi Nur hareketi Atatürkçü entellektüeller tarafından reddedilirken, son günlerde yazılıp çizilenlere baktığımızda liberal, demokrat ve muhafazakar entellektüllerin de Said Nursi hareketi hakkında çok fazla bilgiye sahip olmadıkları ve bu eserleri okumadıkları okumaya da niyetleri olmadığı anlaşılmaktadır. MARDİN, ise bu düşünceleri daha çok  Avrupai bir düşünce sistemiyle yorumlar ve taşı gediğine bırakır.
Osmanlı Devletinin  çöküş döneminde dünyaya gelen Said-i Nursi, karşıt tezlerin çatıştığı bir ortamda fikir dünyasıyla tanıştı. İç ve dış etkenlerin Osmanlı toplumunda dayattığı değişim olgusu karşısında Said-i Nursi veya Kürdi, tercihini değişimden yana kullanır. "Eski hal muhal, ya yeni hal ya izmihlal" der. Mutlakıyetçi monarşiye karşı meşruti idareyi destekler. ‘Şura’ya ya da modern anlamda parlamentoya dayalı yönetimlerin İslam'ın ruhuna daha yakın olduğu görüşünü savunur. Adalet, hürriyet, yönetime katılım, eşitlik ve meşveret gibi sabitelere vurgu yaparak bunları savunur.
Said-i Nursi, "zaman ihtiyarlandıkça Kur'an gençleşiyor" derken Kur'an'ın her döneme bakan bir yüzünün, bir başka deyişle her çağın sorunlarına göre bir çözüm yolunun ipuçlarını vurgular eserinde. (Bu düşüncelere karşı çıkan Bay muhalefetlere ise lütfen eserleri anlayarak ya da anlayanlardan yardım alarak incelemelerini öneriyorum)
  Üstad, yenilikten yana tavrını koyarken aynı zamanda eskiyi de tümüyle reddedip atmamıştır. Şerif MARDİN, "İmparatorluğun manevi sağlamlığı açısından Kur'an'a dönmenin zorunlu olduğu inancıyla harekete geçerken, modern kitle iletişim teknolojisinin muhafazakar amaçlar adına kullanılabileceğinin de bilincindeydi." (Mardin, s.59) cümleleriyle dile getirmiştir.
Çağın gerektirdiği yenilikçi hareketlerin izlerini "Risalei Nur Cemaatlerinde de görmek mümkündür. Said-i Nursi'nin nihai tahlilde Panislamcı olmasına rağmen, içinde yaşadığı ülke gerçeklerini göz önünde tutarak mücadelesinin stratejisini yerel koşullara göre belirlemesi dikkat çekicidir. Bediüzzaman (zamanın eşsizi)  bir taraftan milliyetçi akımların imparatorluğu zorladığı, öte yandan Panislâmcı görüşlerin buna bir tepki olarak geliştirdiği 19.y.y Osmanlı toplumunda telifçi bir yol izlemiştir.
  Nur Talebeleri ne kadar uzağız deseler de Siyasi İslam 19.yy da Nur Talebelerini de etkilemiştir.. Avrupa toplumlarında köklü değişimlere yol açan aydınlama hareketi ile peşi sıra gelen sanayi devrimi İslam dünyasını da kısa sürede etki alanına almış, siyasi yapısı, idari sistemi, sosyal ve kültürel kurumlarıyla geleneğin güçlü konumundaki İslam coğrafyası önemli sarsıntılar geçirmişti. Dönemin hakimi konumundaki Osmanlı Devletinin, yönetim biçimi ciddi tartışmalara konu olmuştu. Yüzyıllardır süregelen Monarşik yönetim biçimine yöneltilen eleştiriler beraberinde alternatif çıkış yollarını da getirmek zorundaydı. Yeni Osmanlılar hareketi içinde yer alan İslamcı aydınlar olsun, masonlardan müteşekkil ittihat ve terakkiciler olsun, meşrutiyet dönemindeki dindar aydınlar olsun, hepsinin savundukları rejim; monarşiye karşı meşrutiyet, istibdada karşı hürriyet ve haksızlığa karşı adalet ve eşitlik rejimidir.
Adı ne olursa olsun özgürlüklerin bulunmadığı bir rejim İslam'ın ruhuna uygun bir rejim değildir. Asr-ı saadet modeli, insan özgürlüklerinin yaşandığı bir devlet modelidir. İlginçtir ki; İslam dünyasının giderek gerilemesi söz konusu modelin ruhundan uzaklaşmakla doğru orantılıdır.
Dört Halife’nin her biri hem  halife, cumhurbaşkanı  idi. Sıddık-ı Ekber (r.a) aşere-i mübaşereye ve sahabe-i kirama, elbette cumhurbaşkanı hükmündeydi. Fakat manasız isim ve resim değil, belki hakikat-ı adaleti ve hürriyet-i şer'iyeyi taşıyan mana-yı dindar cumhuriyetin başkanlarıydılar.
Bediüzzaman; özgürlükçü, çoğulcu, meşveret ve cumhuriyete dayalı idare biçimini ısrarla savunur. Batı dünyasının henüz yeni keşfettiği çoğunluğun iradesine dayalı, ama azınlığın hakkını koruyan yönetim biçimiyle örtüşmektedir. Üstad’ın  yaşadığı her üç dönemdeki (Mutlakiyet- Meşrutiyet-Cumhuriyet) yönetimlerin uyguladıkları rejimin adı ne olursa olsun, çoğulculuğu, adaleti ve eşitliği savunur ve bu düşüncelerden ödün vermez. Bediüzzaman’a göre, Asya toplumlarının yüzünü güldürecek, önlerini açacak, onları ileriye doğru götürecek iksir "meşrutiyet ve hürriyettir."
Said-i Nursi, Abdulhamid’in istibdadına karşı İttihatçıları, İttihatçılara karşı Ahrar fırkası'nı, CHP'ye karşı da Demokrat Parti'yi desteklemesinde aynı mantık vardır kanımca.
  Baskı ve şiddete dayalı yönetimlere karşı özgürlüğü, eşitliği ve katılımcılığı savunarak desteklemiştir. Üstad, "Hürriyet budur ki kanun-i adelet ve tedipten başka hiçkimse kimseye tahakkum etmesin, herkesin hukuku mahfuz kalsın. Herkesin hukuku mahfuz kalsın. Herkes hareket-ı meşruasında şahane serbest olsun" diyerek özgürlük kavramını net ifadelerle tanımlamıştır. ( Bu güzel düşünceleri ibraz ederek, Van Akdamar Klise’sinin açılmasına karşı çıkan bilgi fakiri sözde Nur talebelerinin kulakları çınlasın)
Bediüzzaman , batılılaşmadan modernleşmenin, İslam’la bilim ve akılcılığı bağdaştırmanın mümkün olduğunu savunduğunu söyler Şerif MARDİN..
   Şerif MARDİN, Yeni Said dönemi olarak adlandırılan, ismi cumhuriyet aslı tek parti diktatörlüğünden adım atmazken,  Bediüzzaman’ın  kendini iman hakikatlerinin neşir ve tebliğine adadığını, ortaya koyduğu düşüncelerle Atatürkçülük’ün korkulu rüyası haline geldiğini savunur.
Bediüzzaman, ortaya koyduğu düşüncelerle toplumsal değişim projesinin doğrudan zihinsel ve kavramsal köklerini içten içe eritmiş ve özellikle yeni nesil üzerinde etkili olmuş dolayısıyla  bu akım dünya mütefekkirlerince incelemeye değer bulunmuştur.
  Şerif Mardin'in son yıllarda yaptığı bu toplumsal değerlendirmeler, pek çok yazar tarafından ufuk açıcı bulunmuş ve söz konusu konular hakkında yeni araştırmalar yapılmasına ve kamuoyunun bu konulara daha ciddiyetle eğilmesine sebep olmuştur.
  Son günlerde okuduğum tarafsız, kanıtlı ve etkileyeci bir eser olan bu kitabın okunması ve anlaşılması temennisiyle.
Selam ve Sevgi ile….

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık