Siverek Haber

Siverek Haber

Siverek Evleri-1


30 Kasım -0001 Çarşamba 00:00
SİVEREK EVLERİ: 1
 
Zübeyir YETİK
 
Siverek hanımları ve beylerinden sonra, size, şimdi de  Siverek Evlerini anlatmak istiyorum.
Hayır köşk ve konakları değil de, halkın genelinin oturduğu evleri. Elbette ki bugünkü değil, bundan 50-60 yıl öncesinin evlerini…
Bu durumda da, söze, o evlerin yer aldığı mekânın genel durumuyla ilgili kısa bir bilgi vererek girmem gerekiyor; Siverek’in 50-60 yıl önceki görünüşüyle ilgili genel ve özet bir bilgi.
Sokaklar, kentin eski mahallerinde şimdi de görebileceğiniz gibi dardı. Ama bu darlık, Urfa’nın bazı kesimlerindeki sokaklar kadar değildi. Orada kollarınızı açtığınızda iki yandaki duvarlara el değdirebileceğiniz ölçüde dar sokaklar vardı; halen de var. Siverek’teki en dar sokak ise bir at arabasının rahatlıkla geçebileceği genişlikteydi.
Evlerin/duvarların yükseklikleri fazla değildi. Sözgelimi yine Urfa’da duvarlar deve üzerindeyken geçen birinin evlerin avlusunu görmeyeceği  yükseklikte örülürken, Siverek’te diyelim ki insan boyu dikkate alınmıştı.Yani, boyluca bir adam kolunu yukarı kaldırsa, elini sivinge değdirebilirdi.
Tabii şimdi “sivink de ne demek?” diyen gençler olabilir; inşallah onu da anlatacağız.
Çarşı hariç, sokakların zemini topraktı. Bir de ya Ulu cami’nin ya da Kalenin oradan başlayıp da Belediye’nin önünden geçerek kışlaya kadar olan cadde taş döşeliydi. Üzerinde o zamanki belediyenin (şimdi de aynı yerde), hastanenin, şehir parkının, kaymakam evinin, halkevinin, postanenin de bulunduğu bu caddenin iki yanında ağaçlar, özellikle akasyalar vardı ve gerçekten de güzel bir caddeydi.
Taş döşeli bir başka yol da, “papor” diye anılan, Hükümet Konağının (şimdiki kütüphane binası) oradan başlayıp, yine kışlanın üst taraflarına kadar (şimdi Ofisin bulunduğu yere) gidiyordu. Burası, aynı zamanda Urfa-Diyarbakır karayolunun bağlantısıydı.
Evler, şimdi de pek çok örneklerini gördüğümüz gibi, kara taşlarla inşa edilirdi. Terzilerin Konağı ile sayıları 20 civarında olan ve “köşk” diye anılan evlerin cumbaları bir yanda tutulursa, hiçbir evin sokağa açılan/bakan penceresi yoktu. Sokakla tek bağlantı yeri kapılardı.
Kara taştan yapılan  bu evleri üç kategori içinde değerlendirmemiz mümkün.
Bunların bazıları hem içi hem de dışı, yani bütünü “nahet/nahit” taşlarla yapılan evlerdi. Yani, yontularak yüzeyi düzgün hale getirilmiş taşlarla yapılanlar. Köşklerin büyük bir bölümü böyleydi; köşk olmayan evlerden de böyle olanlar vardı.
Bazı evlerin ise, dış duvarları değil de içi nahet taştan olurdu. Dışta kaba taşlar kullanılırdı. Bunlar hali vakti yerinde sayılabilecek kimselerin evleriydi.
Bazı evlerin ise, tamamı yontulmamış taştan yapılır, çıkıntılar harç ve  sıvalarla kapatılarak zemin düzgün hale getirilirdi.. Evlerin çoğu bu durumdaydı.
Evlerin tamamının üzeri toprak kaplıydı. Dam denilirdi, oralara. Dam, Siverek ağzında binanın kendisi değil de, bugün çatı denilen tavanın örtülen kısmıydı. Gerçi bu kelimeyi “ev” anlamında kullananlar da vardı ama, çoğunluk eve “ev”, çatıya ise “dam” derdi.
Oda duvarları örüldükten sonra duvarların üzerine bir yandan öbür yana doğru direkler atılır, bu direklerin üzeri tahtalarla kapatılırdı. Tahta yerine mertek (bir tür çubuk) ya da hasıra benzer malzemeler kullananlar da vardı. Ardından bu örtünün üstüne sanıyorum 20-25 santim kalınlığında toprak serilir, sonra da bu toprak nemlendirilerek loğ ve tokaçlarla pekiştirilirdi.
Loğ,  çeşitli boyutlarda olanları bulunmakla birlikte genellikle 60-70 santim boyunda, 20-25 santimetre çaplı taş bir silindirdi. Silindirin iki tarafında birer oyuk bulunur, tahtadan yapılan çatal şeklindeki mekanizmanın uçları bu deliklere oturtulur, çekip sürüklenerek damın üzerinde gezdirilmek suretiyle toprak bastırılırdı. Günümüzde karayolları yapımında kullanılan silindirin insan gücüyle çalışan küçük bir örneği.
Tokaç da, yine tahtadan yapılma fırın küreğine benzer ama sapı kısa bir araç.. Tokaç, aynı zamanda çamaşır yıkama sırasında yıkanan çamaşırların temizlenmesi için bir taşın üzerinde dövülmesi amacıyla da kullanılırdı.
Loğ ve tokaç damlarda yalnızca inşaat sırasında değil her yağış sonrasında da kullanılırdı. Dam loğlanarak, sivinklerin üzeri de tokaçlanarak toprak pekiştirilir ve böylece tavandan su damlamasının önüne geçilirdi.
Duvarla dam örtüsü arasından duvara ve dolayısıyla da evin içine su sızmaması için de damların örtüsü üzerine toprak serilme aşamasında duvar boyunca dışa doğru çıkıntı yapacak şekildi özel yontulmuş taşlar sıralanırdı. Çatılı evlerdeki “oluk”ların işine gören bu çıkıntılara da “sivink” denilirdi.
Kapı ve pencerelerde belli bir biçim yoktu. Hem düz, hem de kantaralı/kantarmalı (kemer) kapı ve pencereler olurdu. Kemer olanlar bilinen teknikle, kilit taşı yardımıyla örülürdü. Üstü düz olan kapı ve pencerelerde ise, iki ayrı uygulama vardı.
Kimilerinde boydan boya erişecek uzunlukta bir nahet taşla dikdörtgen boşluğunun üzeri kapatılırdı, kimileri ise bu iş için tahta, mertek veya kısa direklerden yararlanırdı.
Birbirine bitişik olarak yapılan bu evlerin aralarındaki boşluk da sokakları oluşturmuş olurdu.
Mekân olarak Siverek, sokaklar ve evler genel görünü itibariyle böyleydi.
Bir sonraki yazımızda, inşallah, kapıdan başlayarak evlerin içine girecek, oraları anlatacağız,
Şimdilik hoşça kalın…

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık