Siverek Haber

Siverek Haber

Siverek Evleri 3


30 Kasım -0001 Çarşamba 00:00
SİVEREK EVLERİ: 3
 
Zübeyir YETİK
 
Siverek evlerine sokak kapısından girildiğinde avludan önce dikkatimizi çeken bir başka özellik/bölüm vardı. Gerçekten de avlular arasında kimi farklar bulunmasına, hatta kimi evlerde iç avlu, dış avlu diye adlandırabileceğimiz iki avlu olmasına karşın, evlerin çoğundaki bu ortak özellik, hemen girişte yer alan bir örtme idi.
Dış kapıdan girildiğinde genişliği farklı da olsa üstü örtülü bir alan bulunurdu. Sanki içeriye giren ya da kapıdan çıkacak olan kişi yazın güneşinden, kışın yağışından korunmuş olsun gibi bir amacı taşıyan bir örtmeydi, bu.
Evlerde her zaman yaşama alanlarının olabildiğince uzağına konumlandırılmış olan helalar da, genellikle bu örtmenin bulunduğu bölümde olurdu. Yani yaşama alanlarına en uzak ve sokağa en yakın yerde.
Evlerde hela sayısı, tekti. İçeriye genellikle birkaç basamak çıkılarak ulaşılırdı. Bunun sebebi, sanıyorum, ihtiyaç giderme sırasında kanalizasyon seviyesinden olabildiğince uzak olmak kaygısıydı. Siverek’te o günün şartlarına göre yeterli bir kanalizasyon şebekesinin bulunduğunu da yeri gelmişken belirtmiş olayım.
Hela taşları, bugün olduğu gibi yekpare/tekparça değildi. Helanın ortasında 20-25 santimetre eninde, 60-70 santimetre boyunda olduğunu tahmin ettiğim açık alan, boşluk, çukurluk ihtiyaçların defedilme alanını oluştururdu. Kanalizasyona açılan bir boşluk. Bu boş alan, paralel şekilde yerleştirilmiş taşlarla oluşurdu.
Şehre şebeke suyunun geldiği dönemden önceki zamanlarda, Genişçe olan hela alanının bir köşesinde genellikle yarım bir küp ya da teneke içinde su bulundurulurdu. İhtiyaç gidermeden sonra ya bu kabın içinde bulunan ya da özel bir bölmede (kör pencerede) muhafaza edilen maşrapa türü bir kap yardımıyla alınan suyla da vücut temizliği gerçekleştirilirdi.
Temizliğe daha büyük önem veren evlerde, bir de, köşeden köşeye atılmış bir ipin üzerinde kurulanma bezleri olur, bu bezler kullanıldıktan sonra helada bırakılmaz, yıkanması için alınıp getirilirdi.
El temizliği (bugünkü deyimle lavabo işlevi) ise, üç şekilde olabiliyordu.
Yazın avlunun su akarı olan bir köşesinde/kenarında, kışın yine su akarı olan eşikte, ya birileri ellere su dökerek temizliğe yardımcı olurdu.
Yahut orada bulunan yine büyük kaptan küçük bir maşrapa ile alınan suyla yıkama yapılırdı ya da musluklu tenekelerin musluğundan akan su kullanılırdı.
Şehir su şebekesinin evlere kadar uzanmadığı dönemlerin sonlarına doğru musluklu kaplar yaygınlaşmış olmakla birlikte, tercih edilen yöntem, birilerinin ellere su dökerek yardımcı olmasaydı. Çünkü, musluktan ipince akan suyun temizlik için sanki yetmediği düşünülürdü.
Kanalizasyon başlangıçlarının helaların içinde/altında olması da ayrı bir dertti. Gerçi bu başlangıçlar eğilimli yapılarak kazuratın hela bölgesinde kalmaması için önlemler alınmış olurdu ama, yine de özellikle yaz aylarında “koku” olayı vardı ve rahatsızlığa yol açardı.
Bu yüzden, hanımlar ve özellikle titiz olanları helalara sık sık tenekelerle su dökerek bu kokuyla savaşırlardı.
Dönüp dolaşıp “su” dediğimize göre, biraz da ondan söz edelim:
Siverek’te su kuyulardan sağlanırdı. Her evin kendi kuyusu olmamakla birlikte kuyu sayısı çok fazlaydı. Bu kuyulardan bir bölümü de -moda deyimle- kamu alanı sayılabilecek yerlerdeydi. Ayrıca kimi ev sahipleri de evlerindeki kuyuları kamunun kullanımına açık tutuyorlardı.
Yani, su sıkıntısı yoktu.
Kuyulardan su makaralar yardımıyla değil de, “dolap” diye adlandırılan özel bir “mekanizma” ile çekilirdi. Şimdi betimleyeyim desem hem uzun sürer, hem de belki tam anlatamam bu dolapları. O yüzden geçelim.
Evlerinde kuyu olmayanlar bu “tahsisli” kuyulardan çektikleri suları sitil dediğimiz kovalarla ya da tenekelerle taşırlardı evlerine. İki elde iki sitil, sallana sallana ve biraz da yorgunmuş edalarıyla. Kuyudan su çekme ve taşıma işini, eğer varsa, evin genç kızları ve gelinler yapardı.
 Çokça suya ihtiyaç olduğunda ya da kendileri su çekip de taşıyamayacak durumda olanlar ile hali vakti yerinde aileler ise, bu işi “saka”lara yaptırırlardı. “Sucu” diye çağrılırlardı.
Eve girip çıkacakları için suculuk işini de kadınlar yapardı. Bizim mahallemizde suculuk yapan iki kadın vardı. Bunlar aynı zamanda hamam günlerinde de hamama teşt, badiye ve bohça taşırlardı. Kısmet olursa, bunları tanıtmak için bir gün de “hamam” olayını anlatırım.
Bu “sucu” hanımlardan biri olan Süheyla, benim süt annem. Doğumumdan sonra annem bir süre Diyarbakır’da hastanede kaldığında, beni akrabalardan ve mahalleden 11 hanım emzirmiş. Rahmetli babam bunların isimlerini nüfus cüzdanının arkasına kaydetmişti ki, ileride bilmeden bir süt kardeş evliliği olmasın. İşte Süheyla annem de bunlardan biri. Onu  da her sabah dualarım sırasında rahmetle anıyorum.
Siverek’e şebeke suyu, Karaca dağ’daki Gedik’ten, yanılmıyorsam, 1950’li yılların başlarında geldi. Belediye öncelikle mahallelere, sokakların uygun yerlerine çeşmeler yaptırdı. Halk suyunu buralardan sağlamağa başladı.
Kısa sürede de evlere su verildi. Başlangıçta avludaki bir musluk ve derken de zaman içinde su tesisatının evin gerekli yerlerine kadar uzatılması…
Yine “avlu”ya giremedik, işte…
İnşallah bir dahaki yazıya…  

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık