Siverek Haber

Siverek Haber

TİLLE'NİN GELİNİ


14 Aralık 2009 Pazartesi 00:00
 “Bütün yokuşlar Fırat’a iniyordu,
    Şimdi nereye inecek?”


            Siverekli yazar Rıfat Mertoğlu’nun son romanı Tille’nin Gelini…
Kitap, İlya Yayınevi’nden çıktı. Oldukça sürükleyici bir anlatıma sahip bu kitabında da yazarımız yine, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki “kadın ve töre” sorununu yansıtan duyarlılığını korumuş. Üstlendiği bu misyonla kendine has tarzını da yaratmış diye düşünüyorum.

      Fırat’ın kenarında bir köy “Tille”… Kendine özgü halkıyla, töresiyle, geleneğiyle, şeyhi ve mollalarıyla, muhteşem doğasıyla, okuyucuyu kendine doğru çeken bir cazibeye sahip. Oldukça çok tasvir kullanmış yazar bu şahane tabiat güzelliğini yansıtabilmek adına… Kitabın sayfalarına daldığınızda, kendinizi birden Tille’de, kimi zaman Kalo’nun evinde, kimi zaman sofilerle birlikte zikirde, kimi zaman Eşkıya Bekiro’nun saklandığı mağarada, kimi zaman da büyük odada masal dinlerken buluyorsunuz. An geliyor, çatışmada vurulan kaçakçı Seylan’ın kurşun yarasını hissediyorsunuz ciğerinizde benim gibi… Sera başındaki tülbenti attığında şeyhin önüne, sanki ordaymışçasına tepki vermek geliyor içinizden sizin de… Yolun kenarında yıllarca babasını beklerken zavallı Sera’ya bir tek siz eşlik ediyorsunuz. Yüreğinde yetim kalan aşkına birlikte ağlıyorsunuz çoğu zaman… O coğrafyadaki tüm sessiz çığlıkların sesi oluyor Sera, körpe başını dimdik kaldırıp her isyan ettiğinde… Kimse onu anlamak istemese de, o bildiğini yapmaktan geri durmuyor.

      Aro’nun Sera’ya duyduğu aşkı tartıyorsunuz kendi içinizde zaman zaman… Doğru muydu yaptıkları, yoksa yanlış mı diye… Aşk insana her şeyi yaptırır mıydı? Sera’ya duyduğu delice aşk, onu aklayabilir miydi? Aşka dair söylenen tüm yalanlar mubah mıydı Aro’nun kitabında? Tüm bu soruların cevabı dolaşıyor beyninizde kitabı okurken… Sonuç mu? Orası sürpriz…

      Dikkatimi çeken bir ayrıntıyı söylemeden geçemeyeceğim. Yazar romanında “sen” dilini kullanarak farklı bir anlatım sergilemiş. Klasik romanlarda aşina olmadığımız bir durum bu… Bunun çok dikkat çekici bir sebebi var aslında. Genelde alışılagelmiş dilin dışında gördüğünüz bu tarz, romanın geçtiği coğrafyadaki, haremlik selamlık kültüründen kaynaklanmakta. Roman kahramanları Sera ve Aro… Bir kız, bir erkek. Yaşadıkları evde her ikisinin de bulunduğu odalar ve insanlar farklı. Bir yanda köyün ve evin erkekleri, diğer yanda kadınlar ve onların gizemli dünyaları. Dolayısıyla her iki bakış açısını yakalayabilmek adına böylesi zor bir anlatım tekniği seçilmiş olabilir diye düşünüyorum. Hiç de kolay olmayan bu tekniği uygularken yazar, anlatımı sekteye uğratmamak adına çok uğraş vermiş olmalı.
     Doğu erkeğinin karakteristik yapısı, toplumsal sorunlar, cinsiyet eşitsizliği, töre çıkmazı, şeyhin halk üzerindeki baskın gücü, ekonomik özgürlüğü olmayan erkeklerin aile büyüklerine bağımlılığı ve bunun sonucunda meydana gelen aile içi çatışmalar, zaman zaman yaşanan siyasi sorunlar, eşkıyalar, masal anlatıcıları, ezilmiş bir cinsiyetin kendi iç dünyasında yaşadığı karmaşık ruh halleri ve daha neler neler…  
     
     Fırat’ın azgın sularının kıyısında bir döneme tanıklık edip, tüm ayrıntılarıyla oradaki atmosferi yaşamak, farklı bir coğrafyaya gitmek istiyorsanız Tille’nin Gelini’ni mutlaka okumalısınız

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık