KAYDA DEĞER BİR GÖZLEM

Mustafa Karadağlı

Mustafa Karadağlı



Mekke-i Mükerreme’ de  bir haccı adayı. İçten ve samimi bir yakarışla niyazda bulunuyor. Çocuklarına, memleketine, köyüne ve topraklarının bereketine içten gözyaşlarıyla yakarıyor…

Duada ilgimi çeken, Türkiye’deki siyasi bir parti ve partizanlarına da dua etmesiydi. Tuttuğum hac günlükleri ve www.siverekgenclik.com sitesi röportajlarında O’na da yer vermek için duasının bitmesini büyük bir sabırla bekledim.
Duadan sonra kendisiyle tanıştım. Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesine bağlı bir köyde çiftçilik yapıyormuş. Altı yıldır haccı olmayı bekliyormuş. Kendisini bu makamlarla tanıştıran Allah’a günde bin kez teşekkür ettiğini de kendine has şivesiyle belirtiyor.


Sohbet koyulaştıkça ve samimi ortam oluşunca, kendisine sual ettim:

- Ağabey, duan ilgimi çekti. Bir partiye de burada dua edildiğini ilk kez duydum. Burada da siyaset olur mu?

- Kısa ve öz olarak:
-“Olur kardeş” dedi.
Zaten melankolik bir bünyesi vardı. Hz. Muhammed ismini, Medine’yi Münevere ismini, Yeşil Kubbe ve Kabe ismini duyunca hemen gözleri doluyor ve içten bir hıçkırıkla kendini zor tutuyordu. Duygularını anlamaya çalışıyordum.

-“Bizim gençlerin bizleri anlamaya çalışması,  bize değer vermesi ve bu yaşta maneviyata önem vermesi beni mutluluktan ağlatıyor” dedi.

Siyasi partiye gelince:
Sana öz bir hikâye anlatacağım ve sen gerisini sorgulamayacak bana açıklamada bulunmayacaksın!
—Tamam, ağabey diyorum.
—Kıbrıs’ta askerim. Okuma ve yazmam yok. Türkçeyi anlıyorum ama konuşamıyorum. Köydeki çoban kepeneğimi bırakarak ilk kez köy dışına çıkmışım. Büyük bir heyecanla asker olduğum için mutluluktan uçuyorum.

Askerde ne diyorlarsa iki katını severek yapıyorum. Üç öğün iyi yemek var. Keyfimiz yerinde yani. Köy medreselerinde öğrendiğim tüm dini vecibelerimi de yerine getirebiliyordum. Komutanlara, silahlara bakınca devletimle gurur duyuyorum.

- Bir gün, Balkan Göçmeni sapsarı bir astsubayımız içtimadayken bize sordu:
-Aranızda Doğu’lu var mı?
Yaklaşık yirmi kişi öne çıktık.
— Astsubay:
-“Vay be! Bölüğün yarısı neredeyse Doğu’lu”.
—Size bir sorum var.
Siz niye kızlarınızı okutmuyorsunuz ki?
Türkçe bilenler:
-“Biz kendimiz okuma yazma bilmiyoruz ki hala” dediler.
Büyük bir küstahlıkla konuşmasını şöyle sürdürdü:
-“Siz kızlarınızı okutmadığınız için Türkiye’deki genelev kadınlarının çoğu sizden çıkıyor. Ve ben bizatihi bunun şahidiyim” dedi.
—Yerimizde donup kaldık. Keşke belindeki beylik tabancasıyla beynime sıksaydı böyle ahlaksızca ve bizi ayrıştırıcı bir kelam sarf etmeseydi.

Köyümü, okula gitmeyen teyzelerimi, kız kardeşlerimi ve halalarımı düşündüm. Utancımdan ağlayarak önüme baktım. Hiçbir cevap veremedim. (Ve o cevap verememe yüzünden içimde bitmeyen bir kin hala devam ediyor.)
Nisan ayında tezkeremi alınca yapılan ilk seçimde Kürt Partilerine oy vermeyi cihat bildim İslami kimliğimde.

Ve Bize nasihat eden o komutan bir hafta sonra askerlik yaptığımız köyde köyün kızlarını taciz ettiği için köylülerce hastanelik edilmiş. İnanır mısınız O şahıs Türk kökenli bile değildi.
Bu aşağılanmayı 56 yaşıma kadar kendime yediremedim.
Ve hala ondan intikam almayı bu partiyi destekleyerek alıyorum.
Ve sende bana tek bir kelime daha sorma”  deyip bana sarıldı.
Bende kendisine ve hislerine saygıdan dolayı hiçbir soru soramadım.
Yorum sizin! Varsa vicdanı hür, aklı hür insanlar…
Selam ve Muhabbetle

Rayiha

 



3 Aralık 2012 Pazartesi 12:04

http://www.siverekgenclik.com/yazar/kayda-deger-bir-gozlem-1816.html