YAŞAMADIĞIM ÇOCUKLUĞUM



ÇALDILAR ÇOCUKLUĞUMU BENDEN HABERSİZ !

 

Tozlu topraklı sokakları ve büyüklerimizden miras aldığımız güçlülük hegemonyası ile çocukluğumu ve özgürlüğümü ne kadar yaşadım Siverek’te? Sizi bilmem ama ben yaşamadım çocukluğumu ve halen içimdeki kocaman çocuk bende yaşıyor.Bazen kendi kendime nasıl geldim bu kırklı yaşlara diyorum.Geçen yılları hazmedemiyorum.Çünkü ben daha büyümedim!Gözlerimi kapıyorum ve dalıyorum yılların hiç eskitemediği karanlık gökyüzünün derinliklerine.Yirmi beş-otuz yıl olmuş hayatımızdan çalınan.
Hasan Çelebi Mahallesindeyim.Doğduğum ve büyüdüğüm mahalle! gözlerimi kapayınca damdan dama atladığımı görüyorum.Tol-çubuk,kokla,debbi,kortık ve keço Hesen dışında benimle herkesin cesaret edip oynayamadığı gülle cinciğ oynuyorum.Bazen de sonucu kavgayla neticelenen naylon bir topla maç yapıyoruz.Hiç sahip olamadığım futbol topu geliyor aklıma...
Ya papel!..uğruna kafası yarılıp, ömür boyu kazandığı lakabı ile can dostum rahmetli keçel Nazımı hatırladım.Bir keresinde cambazların (Koyun tüccarları)oturduğu meydanda kavga olmuştu da ;Nazım papel toplarken kafasına bir kürsü yemişti!yiyiş o yiyiş! Ondan sonra kafası iyileşmemiş,keçel olmuştu.Papel unutulur mu hiç.Çocukluk oyunlarımızın en önemlisi,çünkü hem kazanmayı hem de kaybetmeyi öğreniyorduk.papellerden en önemlisi Gelincik ve Harman sigarasının kapağıydı.Diğerleri değerine göre yüzlük,ellilik.yirmilik,onluk... diye giderdi.Ah ulan uğruna keçel(!)olduğumuz papel.
Birde Kenter sakızı vardı,sakız çekerdik.Sakızın içerisindeki resimlerin arka kısmında numaralar vardı,büyük numarayı bulan kazanıyordu.Hiç aklımdan çıkmadı resimlerden; 79 numaranın Gülgün ERDEM , 85 numaranın Gönül YAZAR’a ait olduğu.İşte böyle bir çocukluk geçirdik.
Babam bize bazen kızar”oğlum okuyun adam olun” derdi.Biz ise okuldan artan zamanlarda kenter sakızı çekmeye giderdik.Sakız çekme,gazoz çekme ve resim oynama yeri şeytan küçesindeki Ehmed-ı Emromi’nin sinemasının önüydü.Sinema dedim de aklıma geldi.Ahh! çocukluğumun,hayallerimin ve beynimdeki en güzel düşüncenin ürünü sinema.Sinemacıların rekabeti görülmeye değerdi.Sırtındaki sinema afişi ile cadde cadde dolaşan sinema görevlileri ağızlarına tuttuğu sacdan yapılan huni ile avazı çıktığı kadar bağırıyorlardı.”Bu akşam Şeref sinemasında Marmara Hasan oynuyor.Yılmaz GÜNEY’i kaçırmayın”Hemen karşılık alınıyordu.”Haydi! Bu akşam Ordu sinemasında Ala Geyik Cüneyt ARKIN var.Gelin gelin Ordu sinemasına gelin”diye atışmalar olurdu.

 

Bazen harçlığımız kalmazdı.Babamın küçük cebinden arakladığım bir lira ile hem sinemaya giderdim hem de loca da oturan kızlara fiyaka olsun diye kendime gazoz ısmarlardım.Gazoz kursağıma girince başımı kaldırır locaya bakardım.Niye bunu yapardım?Her halde hava olsun diye,ama bu konu da hiç başarılı olamadım.Bir kız arkadaşım olmadı.Ancak her genç çocukta olduğu gibi platonik aşk yaşamamak mümkün mü?
Ya bayramlarda yaşadığımız çocukluğumuz...Şimdiki Hükümet Konağının yeri o zaman bayram yeri idi.Leyli beşik,halka,çekiliş,para karşılığı at arabası ile tur attırmak,boncuk ismindeki cambazın tel üzerindeki akrobasi hareketleri güzel birer anı olarak belleklerimizde kaldı...En büyük gayemiz ise büyüklerin ellerini öperek aldığımız harçlıkları bayram yerinde harcamaktı.Bazen analarımız “oğlum o kadar para bir günde harcanmaz”diyorduysa da biz bildiğimizi yapardık.Şimdiki gibi takım elbise,kundura bulup giymek her çocuğun harcı değildi.Eh! bizim gibi kalabalık aileler de ise birini bulur birini bulamazdık.Bir keresinde kunduram olmuştu bayram akşamı sabaha kadar kundura ile kucak kucağa uyumuştum.On yedi çocuğun bulunduğu bir evde nasıl adam olacaktık!
Birde zavallı Dellucaların (Atmaca) elimizden çektikleri!Gavur kuşlarıydı ya!yakaladığımızın ağ-zına arnavut biberi koyardık.ciyak ciyak öterlerdi.Buna karşı Usıptutan (Yusufcuk) kuşunu korurduk Müslüman kuşu olduğu için!Tıpkı karıncalara yaptığımız zulüm gibi...kırmızı büyük karıncalar gavur karıncası,siyah küçük karıncalar ise Türk karıncası idi.Siyah Türk karıncasını tutar kırmızı gavur karıncasının üzerine bırakırdık.Biz neymişiz be abi!Neyse ki şimdi yüreğimiz bunu kabul etmiyor.
Şimdiki kız Meslek Lisesi o zamanlar boş ve met ruh bir binaydı.”Bisikletçi Lalo “vardı.5-10 kuruş verir,üç tekerlekli bisikletle binanın etrafını turlardık.Şahsıma münhasır hiç bisikletim olmadı! Bayramlarda dahi takım elbise ile kundurayı bir arada görmedim.kendi kendimize yapmış olduğumuz basit oyuncaklar hariç hiç oyuncağım olmadı!Bir sazım,bir futbol topum olmadı!Hiç kız arkadaşım olmadı!Belki olurdu!Ama toplumsal bakış açının ve baskının hakim olduğu bir toplumda sosyal fobi buna imkan vermiyordu.Bu mümkün değildi ve birer uhde olarak içimizde kaldı bu anılar.

 

Sahi! Ben içimdeki çocuğu büyütemedim! Ya siz.

 

 

Hasan BAYDİLLİ
İlçe Yazı işleri Müdürü


21 Haziran 2006 Çarşamba 00:00

http://www.siverekgenclik.com/yazar/yasamadigim-cocuklugum-24.html