Sessiz Bir Acının Çocuğu: Sülo'nun Hikâyesi
1933 Siverek doğumlu Süleyman Yeşilbahçe, nam-ı diğer Sülo, çocukken yaşadığı talihsiz bir göl kazasının ardından hayata küstü. Mahallesinin "zararsız divanesi" olarak tanınan Sülo, sessizliği, kendine özgü alışkanlıkları ve kalbinde sakladığı anne acısıyla Siverek'in kolektif hafızasında derin bir iz bıraktı.
Editör: Siverek Gençlik
22 Ekim 2025 - 19:13

Bir gün, küçük bir çocukken, göle düşen eşyasını almak isterken ayağı kaydı ve serin sulara gömüldü. Sudan çıkarılmasına rağmen, bu olay Sülo’nun hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını derinden etkiledi. Hareketleri yavaşladı, konuşması azaldı; hayata adeta suskun bir misafir gibi bakmaya başladı.
Sessiz bir acinin çocuğu:
Sülo’nun sessizliğinin altında yatan en büyük acı, annesi Ayşe Hanım’dı. Ne zaman birisi "Eyşe öle" (Ayşe öldü) dese, elini dişlerinin arasına götürür, sessizce ağlardı. Bu, onun kalbinde annesine dair dinmeyen bir yangının ve ifade edemediği koca bir hüznün kanıtıydı.
Kendine özgü yaşam tarzı:
Sülo’nun yaşamı belirli alışkanlıklar üzerine kuruluydu. Başından eksik etmediği 8 köşe şapkası, uzun fistanı ve parmaklarının arasından düşürmediği sigarası onun vazgeçilmezleriydi. Sigara kutusu ve çocukluğunun geçtiği Hacıhıdır, onun kırmızı çizgileriydi; kimseye vermez, dokundurtmazdı.
Günlük rutini Nigar Düzü'nden Şeytan Küçesi'ne, oradan da çarşıya yürümekten ibaretti. Mal-mülk hesabı yapmaz, dünya nimetlerine değer vermezdi. Ancak bazı ritüelleri vardı: Kahvaltıda çayı gelmeden yemeye başlamaz, önce katığını, sonra ekmeğini yer, en son soğuk çayını içerdi. Makarna sevmez, ama düğmesini iliklemeyi de bilmezdi. Akşamları ailesiyle oturur, sigara paketi bitmeden uyumak istemezdi.

Sülo, yeğeni Metin ile birlikte
Komşuları ne söyledi:
Mahalleli onu kendi hâlinde, zararsız bir insan olarak tanırdı. Yeğenleri, PTT müdürü olan kardeşi Celal Yeşilbahçe ve eşi Türkan Teyze onun kıymetini iyi bilir, sahip çıkarlardı. Sülo, canı sıkılınca yeğenlerinin fotoğrafçı dükkânına uğrardı.
Bazı kendini bilmezler onunla alay ettiğinde, kızdığı zaman elini ısırarak tepki verirdi. Başkaları tarafından dolduruşa getirildiğinde, özellikle de Hacıhıdır'ın tehlikede olduğu söylendiğinde, yeğeni Metin’e bile öfkeyle saldırır, ancak hiçbir zaman vurmazdı. Birisi başına dokunup "Sılo, Kaptıkaçtı nasıl düdük çalardı?" dediğinde ise, 1920’lerin arabaları gibi komik ve boğuk bir korna sesi çıkarırdı.
Farklı anıları:
Sülo'nun hayatında ilginç detaylar da vardı. Siverek’te kim hamile olsa, kendisine sorulduğunda herkese "oğlan olacak" derdi; bu kehanet bazen ailelerin hediye getirmesine bile sebep olurdu. Sayılardan '2' rakamını bilmez, '3' derdi; horoz dendiğinde ise 'tavuk' diye cevap verirdi. Evleneceksin dendiğinde ise, "Hap alırım (o dönemin altın modeli) ve Celal'in evinin önünden faytonla geçerim" diyerek abisine hava atmayı hayal ederdi.
Çarşıdan eve gitmek istemediği zamanlar, ailesi eline bir maydanoz vererek "çiğ köfte yapacağız, bunu eve götür" diyerek onu gönderirdi. Yağışlı havalarda dışarı çıkıp hasta olmasın diye, ince bir ipin bir ucu bir yere bağlanır, diğer ucu Sülo'nun eline verilirdi; kendini bağlı hisseden Sülo dışarı çıkmazdı. Bir keresinde bir Siverekli onu Adana’da görmüş, himayesine almış; iki hafta sonra ailesinin aradığını duyunca memleketine geri göndermişti.
Sessiz veda:
Süleyman Yeşilbahçe, 1989 yılında dünyaya sessizce veda etti.
Ölüm günü, beklenmedik bir sükûnetle gelmişti. Önce ev halkından kendisini tıraş etmelerini, yıkamalarını ve beyaz elbisesini giydirmelerini istedi. Ardından, "yere döşek serin, uyuyacağım" dedi. Gündüz vakti, yere serilen döşeğe uzandı, iki elini karnının üstüne koydu ve bir daha uyanmadı. Ardında konuşulmayan duygular, anlaşılmayan bir çocukluk ve Sivereklilerin yüreğinde dinmeyen bir iç sızısı bıraktı. Kim bilir, belki de hayatın içinde bir Allah dostu olarak yaşadı, farkında olmadan.
www.siverekgenclik.com







FACEBOOK YORUMLAR