Şanlıurfa Tabip Odası: Her gün bir uçak dolusu insanı toprağa veriyoruz

Şanlıurfa Tabip Odası, salgın ile mücadelede atılan adımların yanlış olduğunu ileri sürerek salgın ile mücadelenin geniş katılımlı yerel pandemi kurullarına devredilmesi gerektiğini savundu.

Şanlıurfa Tabip Odası: Her gün bir uçak dolusu insanı toprağa veriyoruz
15 Nisan 2021 - 16:01
Şanlıurfa Tabip Odası, Türkiye'de salgın ile mücadelede atılan adımlarla ilgili basın açıklaması düzenleyerek, salgın ile mücadelenin iyi yönetilmediğini savundu.

Emniyet Caddesi üzerinde bulunan Şanlıurfa Tabip Odası'nda düzenlenen basın açıklamasını Şanlıurfa Tabip Odası Başkanı Osman Yüksekyayla okudu.

1 Mart’tan bu yana uygulanan "kontrolsüz normalleşememe"nin başarısız olduğunu belirten Yüksekyayla, "13 Nisan Çarşamba günü Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan iki haftalık 'kısmi kapanma' 1 Mart’tan bu yana uygulanan 'kontrolsüz normalleşememe' halinin ne denli başarısız Yeni kısıtlamalar adı altında alınan önlemler de iktidarın pandemi sürecine dönük bilimdışı bir anlayışın ürünüdür. Alındığı söylenen önlemler, ölümleri durdurmayacak, sağlık çalışanlarının karşılaştığı zorlu koşulları değiştirmeyecektir." şeklinde konuştu.

"Her gün bir uçak dolusu insanı toprağa veriyoruz"

Alınan tedbir paketinin halkı oyalama paketi olduğunu savunan Yüksekyayla, "Salgın yoksulları ve işçileri vurmaktadır. Her gün bir uçak dolusu insanı toprağa veriyoruz. Her gün insanların on binlercesini hasta eden salgınla ve salgının kötü yönetimiyle karşı karşıyayız. İktidar bilimin, meslek örgütlerinin sesine kulağını tıkamakta, sermayenin çıkarlarına uygun kararları uygulamaktadır. Bu tedbirler paketi halkı oyalama paketidir." diye konuştu.

"Aşı umudu tacirliği yaparak insanları oyalıyorlar"

Suçun vatandaşlara atıldığını ileri süren Yüksekyayla, "Yaşadıklarımız, Gabriel Garcia Marquez’in 'Kırmızı Pazartesi' romanındaki gibi her şeyin herkesin gözü önünde olmasını andırıyor. Böyle olacağını başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere bütün yönetenler biliyordu. Ancak tüm uyarılarımıza rağmen gereken önlemleri almak yerine tabloyu seyretmekle yetindiler. Baştan beri yaptıkları gibi hala salgını yönetmek yerine algıyı yönetmeye çalışıyorlar. 'Aşı umudu tacirliği' yaparak insanları oyalıyorlar. Mızrak çuvala sığmayınca da 'Maske' , 'Mesafe' , 'Hijyen' tekerlemesiyle suçu vatandaşlara atıyorlar." ifadelerini kullandı.

"Medya aracılığıyla uyardık, yapılması gerekenleri söyledik ama duyulmadık"

Halkın sağlığı için Sağlık Bakanlığı ile görüşmek istediklerini ama görüşme taleplerine cevap gelmediğini ifade eden Yüksekyayla, "Bir yıldır her zaman olduğu gibi mesleğimizin ve meslek örgütümüzün üzerimize yüklediği sorumlulukla söylenmeyeni söylemeye, görünmeyeni görünür kılmaya çalıştık. Halk sağlığını önceleyen bilimsel bilgiler ışığında salgının ilk gününden itibaren Sağlık Bakanlığı ile görüşmeler talep ettik, randevu taleplerimize yanıt gelmedi. 50 metreye varan yazılar yazdık, cevap alamadık, medya aracılığıyla uyardık, yapılması gerekenleri söyledik ama duyulmadık. Bugün buradayız çünkü duymama, görmeme şansınız yok, bugün buradayız çünkü ölümleri görmeye tahammülümüz kalmadı, meslektaşlarımızın tükendiğine tanıklık etmeye tahammülümüz kalmadı." diye konuştu.

"Covid-19 salgını üçüncü ve en büyük pikini yapıyor"

Her gün çaresizlik içinde yeni ölümlere tanıklık etmekten tükendiklerini vurgulayan Yüksekyayla, "Bugün geldiğimiz noktada, eksik, yanlış, tutarsız politikalar, başarısız salgın yönetimi neticesinde kontrol altına alınamayan Covid-19 salgını üçüncü ve en büyük pikini yapıyor. Günlük vaka sayıları 60 bine dayandı, can kayıpları gerçek rakamların ancak üçte birini yansıtan resmi rakamlarda bile 250’yi aştı. Hastanelerimiz Covid-19 hastalarıyla doldu, yeni açılan servisler dahi ihtiyacı karşılamaya yetmiyor, yoğun bakımlarda yer bulunamıyor. Her gün çaresizlik içinde yeni ölümlere tanıklık etmekten tükeniyoruz. Bu tablodan sadece Covid-19 hastaları değil, Covid-19 dışı hastalarımız da mağdur oluyor, ertelenemez sağlık sorunları için gereken hizmete ulaşamıyorlar. Yeter! Bin defa yeter. Bu kâbusu hep birlikte durduralım." şeklinde konuştu.

"Yaşam hakkımızdan vazgeçmiyoruz! Ölümleri Durdurun!"

Türk Tabipleri Birliği olarak Türkiye'de ortak basın açıklamasının yaptıklarını ifade eden Yüksekyayla, "Türk Tabipleri Birliği olarak bugün, bu saatte sağlık çalışanları olarak iktidarı uyarmak, topluma çağrıda bulunmak için 'yaşam hakkımızdan vazgeçmiyoruz! Ölümleri Durdurun!' diye haykırmak için Ankara’da Ulus Meydanı’ndayız ve Türkiye’nin bütün illerinde de Sağlık Müdürlükleri önündeyiz. TTB olarak iktidarı bir kere daha uyarıyoruz: Geç kaldınız, önlenebilir ölümleri önlemediniz! Her gün yüzlerce insanımızı kaybettiğimiz son durumda acil adımlar atılmalıdır." dedi.

"Yeni bir sağlık sistemi kurulmalıdır"

Bireylerin hastalanmadan veya hastaneye gelmeden önce gerekli adımların atılması gerektiğini belirten Yüksekyayla, "Mevcut sağlık politikalarının başarısız olduğu artık kabul edilmeli; sağlığa bütüncül bakan toplum ve sağlık örgütlerinin katılımıyla dayanışma içerisinde yeni bir sağlık sistemi kurulmalıdır. Salgın ile mücadele, derhal geniş katılımlı yerel pandemi kurullarına devredilmelidir. Bu kurullara yerel yönetimler, sağlık emek ve meslek örgütleri ve toplum dâhil edilmelidir. Bilimsel kriterlere uygun filyasyon çalışmalarına hızla başlanıp salgının ilk kaynağına ulaşılmalı, bireyler hastalanmadan veya hastaneye gelmeden gerekli adımlar atılmalıdır." şeklinde konuştu.

 "Yurt dışı seyahatlerinde 14 gün karantina uygulanmalıdır"

Çalışanların hiçbir şekilde mağdur edilmeden çarkların durdurulması gerektiğini ifade eden Yüksekyayla, "Çalışanlar sosyal ve ekonomik hiçbir kayba uğratılmadan; AVM, fabrika, lokanta, atölye, şantiye gibi kalabalık ve kapalı alanlar derhal kapatılmalıdır. En az 14 gün, tercihen 28 gün zorunlu üretim alanları dışında çalışanlar hiçbir şekilde mağdur edilmeden çarklar durdurulmalıdır. Zorunlu üretim alanlarında çalışanlar için işyerine ulaşmada ve iş yerlerinde fiziksel önlemler alınmalı, dönüşümlü çalışma modelleri ile çalışma ortamlarında bulunanların sayısı azaltılmalıdır. Uluslararası dolaşım en aza indirgenmeli ve yalnızca çok gerekli şartlarda olmalı, yurt dışı seyahatlerinde 14 gün karantina uygulanmalıdır." diye konuştu.

 "Aşı temini ile ilgili süreç şeffaf bir biçimde kamuoyu ile paylaşılmalı"

Aşılamada hedefin toplumsal bağışıklık olması gerektiğini vurgulayan Yüksekyayla, "Etkili bir aşılama programı uygulanmalıdır. Aşı temini ile ilgili süreç şeffaf bir biçimde kamuoyu ile paylaşılmalı, toplumun önüne net bir aşı takvimi konulmalıdır. Mevcut durumda hızlı aşılama salgınla mücadelenin en önemli parçasıdır. Aşı da patenti ortadan kaldıracak uluslararası adımlar atılmalıdır. Sağlık çalışanlarının mevcut pandeminin yükü yetmezmiş gibi iktidarın vurdumduymazlığıyla daha da tükendiği görülmelidir. Covid-19’un meslek hastalığı kabul edilmesi gibi basit bir adımın bile atılmaması halen bir ayıp olarak ortada durmaktadır. Halen atanmayı bekleyen ve KHK ile gerekçe gösterilmeden ihraç edilmiş tüm sağlık çalışanları hızla salgınla mücadelede yerlerini almalıdır. Sağlık çalışanları artık dinlenebilmelidir." dedi.

"Risk gruplarının özgün durumlarının gösterilmesi gerekir"

Bilim insanlarına ve topluma çağrıda bulunan Yüksekyayla, "Verilerin kamuoyu ile paylaşılmadığı, bağımsız bilimsel çalışmaların engellendiği şartlarda sınırlı sayıda da olsa eldeki mevcut verileri ile ülkenin, bölgelerin, risk gruplarının özgün durumlarının gösterilmesi gerekir. Bilim insanları yayın üretme konusunda Bakanlığın çizdiği çerçevenin dışına çıkmalıdır; TTB bilimsel sorumluluğu almaya hazırdır. Topluma çağrımızdır; Sosyal haklarımızın korunması; temel gıda, su, ısınma, barınma, temizlik ihtiyaçlarınızın karşılanması salgınla mücadelede iktidarın görevidir. Temiz hava, güneş ve fiziksel hareketliliğinizi sağlayacak alanlar ve düzenlemeler organize etmek yine iktidarın sorumluluğundadır." ifadelerini kullandı.

"Siyasi ve ekonomik çıkarları değil insanı önceleyin"

Yüksekyayla, açıklamasını şu ifadelerle sonlandırdı: "Ekonomik çıkarlar için sağlığımızı hiçe atarak çalıştırıldığımız işyeri ortamlarına gitmemeyi talep etmek en doğal sağlık hakkı talebimizdir. Hareketliliği azaltıp bulaşı önlememiz için ekonomik destek, zamanında aşılanma, şeffaf bilgi edinme yurttaşlık haklarımızdır. Uyarılarımıza rağmen yanlış sağlık politikalarında ısrar edilmesi, sosyal cinayettir. Toplumun ve sağlık çalışanlarının canını ve sağlığını riske atan vurdumduymazlığına daha fazla tahammülümüz kalmamıştır. Siyasi ve ekonomik çıkarları değil insanı önceleyin! Artık tükendik, söylenecek sözümüzü tükettik. Çığlığımızla buradayız! Bu çığlık hepimizindir." (İLKHA)
 
Bu haber 432 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum