Selahattin İlhan Sonbayram

Selahattin İlhan Sonbayram

Selahattin İlhan
[email protected]

SAÂDET Mİ, ŞEKÂVET Mİ? İNSANIN KADERİNE DÜŞEN SORU

02 Ocak 2026 - 13:22

 

Günlük tartışmalar arasında kaybolurken çoğu zaman fark etmiyoruz; ancak insanın asıl meselesi hep aynı soruda düğümleniyor: “Nasıl bir hayat yaşamalıyım?” Ekonomi dalgalanır, siyasi gündem değişir, teknoloji hızlanır; fakat bu soru yerinden kıpırdamaz. İslâm düşüncesi bu soruya iki güçlü kavramla cevap verir: saâdet ve şekâvet. Biri huzurun kapısını aralar, diğeri insanı kendi karanlığıyla baş başa bırakır. Toplumların ahlâkî iklimi de bu iki kavramın gölgesinde şekillenir. Saadet ehlinin çoğaldığı yerde güven, adalet ve dayanışma güçlenir; şekâvet ehlinin arttığı yerde ise iç huzur yerini karmaşaya bırakır. Bugün karşı karşıya olduğumuz tabloyu anlamak için belki de en çok bu iki kavrama ihtiyaç duymaktayız.

Saâdet, yüzeysel bir mutluluk hâli değildir; insanın hayatını inanç, ahlâk ve sorumluluk ekseninde inşa etmesidir. Kişinin hem kendisine hem de çevresine karşı dürüst olması, emanete riayet etmesi ve merhameti elden bırakmaması bu çerçevenin temel unsurlarıdır. Kısacası saadet, insanın insan kalabilmesidir. İster iş hayatında ister gündelik yaşamda olsun, bu değerlerin toplumda yaygınlaştığı yerlerde huzurun arttığı açıkça görülür. Saâdet ehli, toplumu ayakta tutan görünmez direkler gibidir. Buna karşılık şekâvet, inkârın da öncesinde yer alan bir hâl olarak hakikate karşı kayıtsızlığı ifade eder. Bu, insanın kendini tüketme biçimidir. Bencillik, çıkarcılık ve ölçüsüzlük, günümüz dünyasında kılık değiştirerek modernlik adı altında dolaşıma girmektedir. Tatminsizliğin alışkanlığa dönüşmesi ise insanı fark edilmesi güç, sessiz bir yoksulluğa sürükler. Kur’ân’ın “yüzlerin ak ve kara olacağı gün” şeklindeki uyarısı, bu içsel çözülüşün sembolik bir yansıması olarak okunabilir.

Toplumun en büyük yanılgılarından biri, ahlâkî tercihlerimizin yalnızca bireysel sonuçlar doğurduğunu sanmaktır. Oysa gündelik hayatta alınan küçük kararlar, zamanla geniş çaplı bir toplumsal iklim meydana getirir. Saadet ehlinin çoğaldığı bir yerde huzur kök salar; şekâvet ehlinin arttığı bir ortamda ise huzursuzluk kaçınılmaz hâle gelir.

Son olarak şu hususu hatırlamak gerekir: Saadet de şekâvet de yalnızca bir kader meselesi değildir. Her ikisinin de başlangıcı, insanın attığı küçük ama bilinçli bir adımda saklıdır. Bu nedenle bugün kendimize sormamız gereken soru açıktır: Hangi yolda yürüyorum? Adalet ve merhametle örülü saadet yolunda mı, yoksa bencilliğe yaslanan şekâvetin karanlık patikasında mı?
Çünkü nihayetinde her insan, kendi kaderinin hikâyesini az ya da çok, bizzat kendisi yazar.
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Nurcan Durmuş
    2 hafta önce
    Kalemin hep güçlü, yolun her daim aydınlık olsun aslan oğlum.. Sevgiler..
  • Selahattin İlhan sonbayram
    2 hafta önce
    Her daim duacınız ve öğrenciniz olacagım. Değerli ve kıymetli hocam.