• Reklam

Kur'an'i kavram olan sabır 1

02 Mayıs 2021 - 09:00

Tüm peygamberlerin hayatını incelediğimiz zaman, Allah’ın emirleri tebliği süresince; yaşamlarından, işlerinden, davranışlarından, sabrın zirvede olduğunu görürüz. O zaman dosdoğru olmanın, dosdoğru bir yaşam sürdürmenin, Allah’ın istediği bir yaşam tarzı ile hayatın devam edilmesi için en büyük azığın; iman ve sabır olduğunu bilmeliyiz.  
                 
Kur’an’ı kerimde birçok ayetinde sabır geçmektedir. Sabır edenlerin Allah’ın indinde makamların yüksek olduğu ve sabır eden kullarla beraber olduğu birçok ayette de ifade edilmektedir. Müslümanların Allah yolunda yürürken karşılaşacağı zorluklar karşısında yolunu şaşırmadan metanetle, sabırla doğru yol üzerinde yürümelerine bir katkı olması amacıyla bu kitap kaleme alınmıştır. İnsanlarımızın bunda istifade etmeleri beni mutlu edecektir. 
             
Sabır kelimesi, dilimizde oldukça sık kullanılan kelimelerden birisidir: Sabır, Arapça dilinden Türkçe'mize geçmiştir.

TDK'ye göre sabır kelimesi anlamı şu şekildedir
         
- Acı, yoksulluk, haksızlık vb. üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan onların geçmesini bekleme erdemi, dayanır.
         
 - Olacak veya gelecek bir şeyi telaş göstermeden bekleme
             
İnsan sosyal bir varlıktır. Rabbim onu birçok duygularla donatmıştır. Toplum içinde bulunan insanların tüm olaylar karşısında değişik tepkiler gösterir. Bu tepkilerin kiminde normal dozda seyreder, kiminde aşırı dereceye yükselir. Olaylar karşısında aşırı derecede öfkelenen insanın kalp atışların hızlanması ve kanın beyne vurmasıyla kızgınlık ifadesi yüze vurur. O anda akıl devre dışı kalır. Olay karşısında soğukkanlılığını kaybeden insan öfkesine yenilerek, buna sebebiyet verene zarar vermeye çalışır. Şayet karşısında güçlü biri varsa kanı çekilir. İnsan o anda istemediği halde kendisine zarar vermiş olur. İşte sabır zırhını giydiğimizde bizleri bu tehlikelerden koruyacaktır.
       
Sabır kavramı; Kur'an'da ve Rasûlullah(SAV)'ın sünnetinde çok önemli bir yer tutar. Toplumda Kur'an yeterince okuyup üzerinde düşünülmediğinden, bunun için anlamına vakıf olmadığımız ve Rasûlullah (SAV) yeterince tanınmadığımızdan sabır kavramını da anlayamamışız.
       
Musibet ve belalar karşısında dayanıklılık ve kararlılık şeklinde ortaya çıkması gereken sabır eylemi, ne yazık ki çarpıtılarak, tahrif edilerek güçsüz olanın güçlü karşısında hakkını korumaması, hakkından vazgeçmesi olarak anlaşılmıştır. Bu anlayış, birtakım zorbaların servet ve güçlerini kullanarak toplum üzerinde otorite kurmalarına, insanlar üzerinde söz sahibi ve egemen olmalarına, onların ekonomik güçlerini sömürülmesine, düşünce hürriyetlerini de ellerinden alarak kendilerine kul ve köle haline getirmelerine sebebiyet vermiştir. Ezilen, sömürülen ve güçsüzleştirilen bu insanlar, kendilerine yapılan bunca kötülük karşısında susmayı tercih ederken, bunu bir sabır anlayışı içerisinde yapmışlar, böylece istikbarlarının oluşmasına ve müstekbirlerin zulümlerinin devamına yardımcı olmuşlardır.

           
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de sabır anlayışı hala yanlış anlaşılmaya devam edilmekte ve bu sebeple tâğutlar yeryüzünde istihbarlarını, fesat ve zulümlerini devam ettirmektedirler. Tağutların ve tağuti sistemlerin yok olabilmesi ancak sabrın anlaşılabilmesi ve sabrı kuşanan mücadele erlerinin çoğalabilmesiyle mümkün olacaktır. Toplum olarak Kur’an ı Kerimden ve Hz. Muhammed’in(SAV)yaşantımızın birinci önceliği olmadığından dolayı, bağımızın zayıflamasıyla; Müslümanların paramparça olması sonucunu doğurmuştur. Bu yüzden Müslümanlar zorlu bir yaşam sürecine girdiler. Konumuzu pekiştiren ve bize ışık olan ayet;   “Topluca Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin, Allah'ın size olan nimetini düşünün; hani birbirinize düşmandınız da, O kalplerinizi kaynaştırdı ve O'nun lütfu ile kardeş oldunuz. Ateşli bir çukurun kenarındayken, ondan sizi O kurtardı. İşte Allah ayetlerini size böyle açıklıyor ki hidayet bulasınız." (Âl-i İmran, 103).              

       
 Müslümanları birleştirecek güçlü kılacak mucize Allah’ın ipine sımsıkı bağlamakla mümkün olacaktır. 
           
Bu yüzden de sabırsız bir toplum olduk. Sabırlı olmak için güçlü bir iman bağlantımızın olması gerekir, ancak bugün o bağı zayıfladığımızdan dolayı, Kur’an’ı anlamada da ve sabır anlayışından da uzaklaştık, toplum olarak haksızlığa, yolsuzluğa, hukuksuzluğa, fuhuşa karşı sesiz kalmak, boyun bükerek sabır zannettik. Bu anlayışı kader olarak göstererek sabırlı olmamızın gerektiği ifade ettik. Böyle bir sabır anlayışı topluma hâkim olmuştur. Bu da o toplumda kötülerin cirit attığı, hak ve hukukun olmadığı, yaşadığı gibi inanan, bir topluma doğru gider ki bu da bizi İslam’dan kopartıp, önceki cehalete götürür. Müslümanların görevi yeryüzüne inen güneşin sıcaklığını ve aydınlığını yaşamak ve yaşatmaktır. Bunun için karanlıktaki bulunan insanlara ulaştırmaktır. Bu yolda tüm zorluklara karşı Allah için sabırla dayanmak, direnmek ve çalışmaktır. Allah’tan uzaklaşan, karanlığa doğru yol alır. İslam güneşinden uzakta olan herkes Kur’an deyişiyle, karanlıktadır. 

                            

Bu yazı 253 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum