Türkiye'de iktidar ve muhalefet algısı

    15 Haziran 2021 - 15:55



    Halkın iradesine dayalı olması dolayısıyla uzun yıllardan beri insanlık tarafından en iyi yönetim olarak benimsenen demokrasi sadece seçmek ve seçilmekten ibaret değildir elbette. Demokrasinin; seçenler, seçilenler, seçilenleri denetleyenler, resmi ve sivil kurumlar/kuruluşlar gibi temel bileşenleri vardır. Tüm bu bileşenlerin ahenk içinde işlemesi halinde demokratik yönetimden ve demokrasiden söz etmek mümkündür.

    Demokrasinin bu bileşenlerinin birbirlerine üstünlüğü olmadığı gibi birinin işlevsiz bırakılması ya da işlevini tam olarak yerine getirememesi halinde ‘doğan görünümlü şahin’ misali demokrasi görünümlü ucube bir yönetim ortaya çıkar. Dolayısıyla demokratik bir yönetimde bu bileşenlerin eksiksiz ve düzgün çalışması oldukça önemlidir. Demokratik yönetimde, sivil toplum kuruluşlarının iktidarın ya da muhalefetin boş bıraktığı alanları doldurmak suretiyle oldukça önemli bir işlevi üstlendikleri de göz ardı edilmemelidir. Dolayısıyla belirlenen kurallar çerçevesinde özgürce hareket edebilen sivil toplum kuruluşları demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. 


    Demokrasiyi diğer yönetimlerden ayıran ve onu üstün kılan en önemli özelliği muhalefetin varlığıdır. Tüm yönetim biçimlerinde, gücünü farklı kaynaklardan alsa da iktidar bir şekilde vardır. Ancak sadece demokratik yönetimde muhalefet vardır. Demokrasiyi vazgeçilmez kılan en önemli etken de budur bence. Demokrasinin şahdamarı niteliğindeki özgür iradeye bağlı seçimlerle, halk sadece yöneticilerini seçmekle kalmaz, aynı zamanda seçtiği yöneticilerini denetlemek için muhalefeti de seçer ve ona denetim yetkisi verir.

    Muhalefetin yapıcı eleştirilerine kulak vererek yanlış kararlarından dönebilecek kadar mütevazı bir iktidar kadar, iktidarın güzel ve faydalı icraatlarını takdir edebilecek kadar centilmen bir muhalefete de ihtiyaç vardır. Diğer bir ifadeyle, iktidar ve muhalefet birbirlerinin ezeli ve ebedi düşmanı değil birbirlerini tamamlayan, besleyen ve her biri varlığını diğerine borçlu olan iki temel güçtür. Muhalefetin iktidarın gücünü önemsemesi kadar iktidarın da muhalefetin gücünü önemsemesi olmazsa olmazlardandır.

    İktidar ve muhalefetin birbirlerini nasıl konumlandırdığı oldukça önemlidir. İktidarın muhalefeti yok sayıp mutlak güç sahibi gibi hareket etmesi ne kadar yanlış ve tehlikeli ise muhalefetin de iktidarı kayıtsız şartsız ve her ne pahasına olursa olsun iktidardan uzaklaştırmak üzere pozisyon alması da o kadar tehlikelidir. Her iki anlayış da esasen halkın iradesine saygısızlıktır bence. Çünkü halk iktidara yönetme gücünü, muhalefete de denetim görevini verirken, ülke yararına alınan kararları destekleyen muhalefet, muhalefetin yapıcı eleştirilerine göre kararlarını gözden geçiren bir iktidar görmeyi beklemektedir.

    Dolayısıyla tüm gücünü iktidarı devirmeye adayan bir muhalefet nasıl ki halkın iktidarına saygısızlık ediyorsa, muhalefeti yok sayıp güç sarhoşluğuna kapılarak ülkeyi yönetmek isteyen bir iktidar da aynı şekilde halka saygısızlık etmiş olur.


    Demokratik yönetimin vazgeçilmezlerinden biri de, seçilenlerin yegâne gayesinin halka hizmet olmasıdır. Halka hizmet anlayışıyla seçilmeye talip olunmadığı sürece işleyen demokrasiden söz edilemez. Ne acıdır ki şimdiye kadar edindiğim tecrübeler, -istisnaları bir kenara koyacak olursak- kahir ekseriyetle ülkemizde seçilme isteğinin altında yatan en güçlü arzunun; güçlü olmak, bireysel saygınlıkla birlikte aile, akraba ve sosyal çevresinin toplum nezdinde saygınlığını arttırmak, kendisine ve yakın çevresine imtiyaz tanınmasını sağlamak, ayrıcalıklı olmak, devletin sunduğu maddi ve manevi imkânlarından olabildiğince yararlanmak vb. oportünist yaklaşımlar olduğunu bana göstermektedir.

    Seçilme arzusu oportünist bakış temeline dayandığında ise, muhalefette veya iktidarda olmasına bakılmaksızın seçilenin bu tutumu doğrudan halkın iradesine kastetme halinden başka bir şey değildir bence. Zira halk seçilene yetkiyi sadece hizmet beklentisiyle verir. Seçilenin halka hizmet dışında, kendisi ve yakınlarına menfaat devşirme noktasındaki tüm eylem ve söylemlerinin halkın oyuna ihanetten başka bir anlamı yoktur nazarımda.


    Üzülerek söylemek istiyorum ki, bizde seçilme isteğinin temelinde kendisine ve yakın çevresine fayda sağlama isteği yatmaktadır. Seçilme isteğini tetikleyen tek duygu bu da değil maalesef. Bunun yanında toplum içinde ayrıcalıklı olma, ulaşılmaz olma gibi bencil duygular da seçilme arzusunu kamçılamaktadır.

    Hangimiz seçtiklerimizle rahatça görüşebiliyoruz? Ya da problemlerimizi rahatça kendilerine iletebiliyoruz? Binbir engeli aşıp görüşebilsek bile kişisel faydası yoksa bizimle ilgilenen var mı? Sadece seçmenin problemlerine eğilmemek ya da onu önemsememek değil, esas sorun kendilerini üstün ve ayrıcalıklı konumda görmeleri. Öyle ki bu tutumları zamanla hukuk tanımaz bir anlayışı benimsemelerini de beraberinde getiriyor maalesef. Hele bir de iktidar milletvekili olmuş ise değmeyin keyfine. İşte bizdeki kural tanımayan ve sadece rakibini alt etmeye odaklı kısır döngüye dönüşen siyasi çekişmelerin gerçek kaynağı budur bence. 


    Seçilme isteğindeki bu sakat anlayış, seçim sonrasında iktidar olma ile taçlanınca bazı vekillerde kontrolsüz güç dönüşüveriyor. Buna bir de güç sarhoşluğu eklenince iyice sınır tanımaz bir kişilik olarak toplumun karşısına çıkıyor. Muhalefettekiler bu güce tav olduklarından, halkın verdiği denetim görevini unutarak, tüm enerjilerini her ne pahasına olursa olsun iktidarı alaşağı etmek ve deyim yerindeyse ganimete konmak için harcamaya ve tüm enerjisini iktidarı alaşağı etmeye adar. Gerekirse PKK’ya açık desteğini esirgemeyen ve kalkınan bir Türkiye istemediğini açık açık beyan eden ABD Başkanı BİDEN’la bile işbirliği yapmaktan çekinmez. 

    Oysa muhalefetin esas görevi, iktidarın icraatlarını denetlemenin yanında, iktidarın halka hizmette kusur etmesi ya da halkın refahı için gereken gayreti göstermemesi halinde iktidarı uyarmak değil mi? Aslında bu anlayışı benimseyen ve buna göre davranan muhalefet her kesimden halkın teveccühünü kazanmaz mı? Ancak ne yazık ki bizde muhalefetin yegâne amacı, her ne pahasına olursa olsun iktidarı devirip onun yerine geçmek olunca, iktidarın hatalı icraatlarını engelleme ve ülkenin gelişmesine katkı sunacak yeni projeler üretme işi hak getire… Aslında muhalefeti ‘Müzmin Muhalefet’ ve ‘Gerçek Muhalefet’ diye ikiye ayırabiliriz. Gerçek muhalefeti; tüm enerjisini iktidarı denetlemek ve ülkenin gelişimini sağlayacak projeler üretmeye harcayan, müzmin muhalefeti ise asli görevini bir kenara bırakıp tüm enerjisini kayıtsız şartsız iktidar olmaya harcayan olarak tanımlayabiliriz. Maalesef çok partili hayata geçtiğimiz tarihten günümüze kadar ‘gerçek muhalefet’e tanıklık etme şansı bulamadım. Aslında bence ‘gerçek muhalefet’in halk nezdinde itibarı ve saygınlığı da oldukça yücedir. Çünkü bu ülke iktidarıyla ve muhalefetiyle hepimizin ortak değeridir. Uluslararası arenada gelişmiş ülkenin iktidarı kadar muhalefeti de itibarlı olur.

    Geri kalmış ülkenin iktidarının da muhalefetinin de uluslararası arenada kıymet-i harbiyesi yoktur. Üzülerek söylemeliyim ki hep ‘müzmin muhalefet’e tanıklık etti geçen ömrüm. Düşünsenize dünyada tek sütuna manşet olan Türkiye’nin Karadeniz’de 540 milyar metreküp doğalgaz rezervi keşfi karşısında, muhalefetin tutumu sadece iktidarı ‘ti’ye almak oluyor. Aynı şekilde savunma sanayisinde yerlilik oranı %20’lerden %70’ler çıkınca da aynı tutumu sergiliyor, ya da bu konuyu tamamen görmezden gelerek hiç gündemine bile almıyor. Tüm dünyanın gündeminde olan ve dost-düşman herkesin övgüyle bahsettiği SİHA’larımızla ilgili övgüye dair tek bir kelam yok. Halbuki ‘Güçlü Türkiye’nin muhalefeti de güçlü olur, ama ne gezer…


    Gerçek muhalefet uluslar arası arenada da ülkenin itibarını yükseltmekle kalmaz, özgürlük ve bağımsızlığımıza dair hain emelleri olan dış güçlerin hayallerini de boşa çıkarır. Düşünsenize, iktidarı devirmek için muhalefete destek vereceğini açık açık söyleyen BİDEN’e muhalefetten bir babayiğit çıkıp da ‘ hop ağır ol bakalım, sen de kimsin, iktidarıyla muhalefetiyle ülke benim ülkem sana ne oluyor, desteklemek istiyorsan kendi ülkendeki muhalefeti destekle…’ dese ne harika olurdu değil mi? Şahsen benim göğsüm kabarırdı ve muhalefete olan saygım artar hatta belki de bu saygım zamanla sevgiye bile dönüşebilirdi.

    En büyük hayalim nedir derseniz, bir gün mutlaka ülkemde seçilme isteğinin gerekçeleri değişecek, seçilenler sırça köşklerden inecek ve metrolarda, bisiklet yollarında, parklarda, marketlerde, spor salonlarında, fırında, lokantada kısaca olağan hayat akışının her yerinde halka hizmet dışında hiçbir amaç gütmeyen siyasetçilerle karşılaşacağım, onlarla doğrudan muhatap olup sohbet edebileceğim, ülke meselelerini konuşabileceğim… İster muhalefette ister iktidarda olsun ama tek hedefi kalkınan, büyüyen bir Türkiye olan tüm siyasetçilere selam olsun!

    Bu yazı 139 defa okunmuştur.

    FACEBOOK YORUMLAR

    YORUMLAR

    • 0 Yorum