Sene 2009'du. Gazetecilik mesleğinde yeniydim. Hem öğreniyor hem de mesleği icra etmeye çalışıyordum.
Genellikle mini DV kasetle çalışan Sony 1080 model omuz kamerasını sırtlanır; Haşimiye Meydanı'na, Balıklıgöl'e, Aşağı Çarşı'ya, tarihi hanlara ve çarşılara giderdim.
Şuan yurtdışında olan meslek büyüğümüz Naif Kaçmaz ile
esnafın arasına karışır, dar sokaklarda tripod kurar, mikrofonu kimi zaman esnafa kimi zaman vatandaşa uzatırdık.
Haber peşinde koşarken bu şehrin insanını, reflekslerini ve ruh halini de tanımaya çalışıyordum.
O günlerde bir söz duymuştum:
"Şanlıurfalı, Şanlıurfalıyı hafif tartar"
İlk etapta bu söz bana ilginç gelmiş, pek anlam verememiştim.
Ancak aradan zaman geçtikçe ne kadar yerinde bir ifade olduğunu fark ettim.
Şanlıurfa kadar kendi bakanını, belediye başkanını, vekilini, bürokratını, sanatçısını, sinemacısını kısacası kendi değerini kolayca eleştiren, çoğu zaman da yüksek perdeden yargılayan başka bir şehir var mıdır bilmiyorum.
Eleştiri elbette haktır; ancak ölçüsüz eleştiri çoğu zaman kıymet bilmemenin başka bir adıdır.
Şanlıurfa'nın en büyük çelişkilerinden biri belki de budur; kendi evlatlarını en ağır terazide tartmaktır...


FACEBOOK YORUMLAR