Acılara Tutunmuş İki Yürek


30 Kasım -0001 Çarşamba 00:00
      
      İki deli tay gibi, hayata karşı şaha kalkıp, vurduk kendimizi yola… Şimdiye kadar olan bütün direnişler sönük kaldı belki de bizim isyanımızın yanında. “Başka türlü yaşanmaz bu hayat, çekilmez” dedin. “Dalga geçmeyi öğrendiğin an, yaşamayı da öğrenmişsin demektir.”                 Doğruydu, çok erken yaşta öğrenmiştim bunu.
      Hani, yüzme bilmeyen birinin denize düşmesi gibi bir şey oldu hayatla ilk yüzleşmem. Bunun öncesi yokmuş, düştüğümde anladım.
      Şimdi seninle, o hayatın en zorlu anlarından birinde gitmekteyiz bilinmeze doğru… Belki, masallardaki o esrarengiz büyülü ormanların içinde bulacağız kendimizi… Belki de, uçsuz bucaksız maviliklerin seyrine dalacağız bir uçurumun kıyısında…
      Dilimizde, acılara tutunmuş bir ezgi… Özgürlük çığlıkları koparmakta yüreğimiz… En bela şarkılar dile gelmekte aşka dair…
      Gözlerinin içine işlemiş acıların adeta… Bakışlarında, intikamın, hırsın gölgesi var. Kendi içimdeki asiliği okuyorum bir an yüzünde, kahroluyorum. Kaybedecek neyimiz kalmış ki, bir kuru candan gayrı?
       Yolun kıyısında duran küçük güvercini hatırlıyorsun değil mi? Zalimce öldürülmüş, kolu kanadı kırılmış, biçare, yerde yatmakta olan güvercini… Kanadının ucuna mavilikler konmuş körpenin. Umut yüklüymüş besbelli. Hayallerine kurşun sıkmışlar. Ben gibi… Sen gibi…
       Başımı göğsüne yasladığım an duyduğum huzurun tarifini sorma, anlatması imkansız! Sanki, tüm acılar bir an hiç olmamış gibi, sanki hiç derdim kederim yok, sanki ben değilim o kör kuyuların dibindeki Yusuf ! Sanki kabus görmüşüm, karabasan gelmiş sabahın seherinde düşlerime…
       Gittiğin an, uyanacağım acı gerçeklere, biliyorum… Her şey kaldığı yerden devam edecek. Dertler, ömrümü kemirecek yine… Ne kadarım kaldı ki zaten, bu hayatı yaşayabilecek?
        Bir yudum suyu, bir lokma ekmeği paylaştığımız gibi, hayatı paylaştık seninle. İçtiğim su oldun, yaşadığım hayat, aldığım nefes… Çılgınlıklarımın aynasıydın aslında, birlikte direndik hayatın kahpeliğine…
        Şimdi, ikimiz de yorgunluğunu taşıyoruz yılların. Söylediğimiz şarkılar bile yorulmuş… Bir yaşlının unutkanlığını yaşıyor sözler dilimizde. Kimi zaman başı yok dizelerin, kimi zaman sonu… Senin unuttuklarını ben tamamlıyorum, benimkileri sen. Böylece kendimizi tamamladığımız gibi birbirimizle, şarkıları da tamamlıyoruz.
        Sonra, ezgiler kayboluyor birden. Gün geceye dönerken uzun yolların ıssızlığında, sen de yitip gidiyorsun şehrin keşmekeşliğine doğru… Sadece izlerin kalıyor ruhumda taşıdığım… Acı dolu, isyan dolu izlerin…
      
     

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık