Toplum olarak dost ve düşmanımızı tanımazsak güçlü bir ülke olamayız

23 Ocak 2022 - 00:49

Biz toplum olarak dost ve düşmanımızı tanıyor muyuz?  Bence tanımıyoruz.  Yakın tarihimize bir göz atalım, Dün Osmanlı İmparatorluğunu yıkma mücadelesi veren ülkelerle bugün müttefik olmuşuz. Değil mi?  Osmanlı yıkıldıktan sonra bugünkü dost görünenler o gün ne yaptılar? Osmanlı İmparatorluğunu yıktılar. Parçalanan İmparatorluğun parçalarına balıklama daldılar. Osmanlı İmparatorluğunun parçalarını kendi aralarından paylaştılar.
                     
Onların o günkü gayeleri insanlarımızın özgürlük veya hürriyetine kavuşma derdi değildi.  Ancak o günkü şartlarda kullanabilecek malzeme revaçta olan milletçilik, özgürlük ve hürriyet bu üç kelimeyle toplumun beynini karıştırdılar. Tüm uğraşlara rağmen Osmanlı İmparatorluğunu yıkamadılar. Ancak içerde kandırılan mevki ve makama taparcasına bağlı olan inançsız kişileri, makamla ve mevki ile kandırarak mevcut yönetimi düzeltme yerine yıkma planlarına ortak oldular. O zamanda Osmanlı İmparatorluğuna bağlı ve sınırları içerisinde yer alan bölgeler; Ortadoğu, Afrika, Asya ‘nın bir kısmını ülkeleri sömürge haline getirdiler. Osmanlı İmparatorluğun küllerinden çıkan ve tekrar güçlenmemesi için Türkiye’yi ortadan kaldırmak amacıyla Hristiyan âlemi topyekûn hücuma geçirdiler. Yedi düvelin karşısında yokluklar içinde ama güçlü bir imanla tek vücut olan halkımız, o yokluk günlerinde bile dünyada ezilen mazlum ülkelere örnek ve umut olacak şekilde mucizeler meydana getirdiler. O yokluk içinde kurtuluş savaşını kazandılar.   

                    
O günden bugüne kadar Türkiye’nin peşini bırakmadılar. Sözde müttefik oldular, ancak ajandasında Türkiye’nin bir daha güçlenmemesi için planlar hazırladılar. Aslında bu gizli ajanda batılı ülkeler 1815 tarihinde Viyana’da şark meselesi konulu toplantı yaparak Osmanlı İmparatorluğunu nasıl yıkacağız meselesi ve gizli ajandası o günden bugüne devam etmektedir. 

                     
O günde anlaştıkları konular arasında Müslümanları güçlü kılan dinine olan bağlılığıdır. Yani Kur’an ve hadislerdir. Bu iki kaynağı Müslümanların elinden aldıktan sonra direncinin kırılacağını çok iyi biliyorlardı.  O günden bugüne kadar o gizli ajanda devam etmektedir.

                    
Cumhuriyet kurulalı bugüne kadar bu millete gün yüzünü göstermediler. Kur’an ve ibadetler yasaklandı. Halk içinde tefrikalar oluşturarak fitneyi yaydılar. Sağ-sol, Sünni-şii ve daha birçok ayrımları kullanarak insanları birbirine düşman haline getirdiler. Hükümetler de emperyalist devletlerin emrettiği bu suni gündemle mesaisini dolduruyorlardı. Bu bağlamda tüm yönlendirmeler onlar tarafından yaptırılıyordu. Ancak onlar yine de istediğine varamadılar. Ülkeyi bağımlı hale getirmek için halkın farkına varmayacak şekilde projelerini uyguladılar. Artık onlar projelerini kendileri uygulamıyorlar, kendisine bağlılık sözü veren yönetimle onların projelerini uyguluyorlardı. İşine yarayan daha doğrusu bağlılık sözü veren yönetimlere her türlü desteği veriyorlardı.

                       
Yeni Türkiye’de işler onların istediği şekilde yürümemeye başladı. Bir taraftan Türkiye’nin alt yapısı yenilenirken diğer taraftan da silah sanayinde ve teknolojide bağımlılıktan kurtulma çabaları, son zamanlarda hızlı bir ivme kazanmıştı. Devlet bu konu da tüm iradesini ve imkânlarını en etkili ve en iyi bir şekilde kullanmaktadır.

Silah ve savunma sanayisinde büyük mesafeler alındı. SİHALAR, İHALAR, TANKLAR ve HELİKOPTER ve bu konuda üretilen füzeler ve S-400 savunma füzelerinin Rusya’dan temin edilmesi ile ülkeyi güçlü bir duruma getirmiştir. İşte bunu hazmedemeyen ABD ve AB ülkemizi fikirleriyle ve uygulamalarıyla ablukaya almaya çalışıyorlar. Suriye’de, Libya’da Akdeniz’de Türkiye karşı terör üzerinde yapılan savaşlar az değildir. Bugünde yine Yunanistan’ı Türkiye karşı kışkırtmakta ve adaları silahlandırmaktadırlar. Bu yönde de istediğini alamayınca, şimdi de tekrar Türkiye’nin gelişmesini ve güçlenmesini engellemek için yönetimini eline geçirmek istemektedir. İktidara karşı tüm muhaliflerle işbirliğine giderek mevcut iktidarı seçimle devirecek çalışmalara başladılar. Çünkü kendisine bağlı bir yönetimi, iş başına getirmek istiyor. Bu arzusuyla Türkiye’ye karşı bugüne kadar sürdüğü hain planları durmadan devam etmektedir. Onlar için tek çıkar yolu bugünkü iktidarı devirmektir. Muhalefeti de kendi yörüngesine almış durumda, zaten PKK’yi etkin kılmak için hafif ve ağır silahlar verirken ABD bütçesinde de onlara ayrı bir pay ayırmıştır. Böyle bir düşmanı dost görmek gaflet ve delaletten başka bir şey değildir. Bunlar ülkenin ve bu halkın düşmanı demektir.

Bu halka yapılacak en büyük kötülüktür. Her muhalefetin iktidar olma hülyası olup bunu meşru zemin üzerinde yapması kadar doğal bir şey yoktur. Ülkeyi tekrar bağımlı ve başka bir ülkenin mandasına yapma pahasına iktidara gidilmez. Buna iktidar oldu denilmez. Çünkü Onlar; Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmek için kukla bir yönetim istiyorlar. Tarihimiz bu gibi sahnelerle doludur. Tarihinde ders ve ibret almayanlar önünü göremezler. Rabbim bu milleti ecnebilere bağlayacak bir kukla yönetimine imkân ve fırsat vermesin. Birilerin iktidarı için özgürlüğünden, hürriyetinden ve inancından taviz vermeyecektir.  


 

Bu yazı 237 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum