Mustafa Remzi Taşçı

Mustafa Remzi Taşçı

[email protected]

2026-2027: Barış, Kardeşlik ve Birlikte Yaşama Yılı Olması Hayaliyle

04 Eylül 2026 - 16:06


Okullar açılıyor…
Veliler, öğretmenler, öğrenciler ve eğitim dünyasının bütün paydaşları yeni bir dönemin hazırlığı içinde. Ancak bu telaşın arasında belki de asıl sormamız gereken soruyu yeterince konuşmuyoruz:

Nasıl bir nesil yetiştirmek istiyoruz?

Çünkü eğitim yalnızca çocuklarımızın bilgi edinmesi, sınav kazanması ve üniversiteye hazırlanması değildir. Eğitim, insanı kendisiyle, toplumuyla ve dünyayla buluşturan bir medeniyet meselesidir.

İnsan, eğitim sayesinde kendini ve çevresini tanır; doğru ile yanlışı, adalet ile zulmü, iyilik ile kötülüğü ayırt etmeyi öğrenir. İnancımız açısından da bilginin yeri son derece önemlidir. Kur’an-ı Kerim’in ilk emri **“Oku!”**dur.

Oku ki Rabbini tanı.
Oku ki kendini ve insanı tanı.
Oku ki dünyayı ve farklılıkları anlayabilesin.
Ancak insan yalnızca bilgiyle yetişmez. Bilgiyi hangi amaçla kullandığı, hangi değerlere sahip olduğu ve başkalarına nasıl davrandığı da önemlidir.
Bugün çocuklarımızın zihnini bilgiyle dolduruyoruz. Peki, aynı zamanda vicdanlarını da eğitebiliyor muyuz?

Sınavlarda başarılı olabilir. Peki, haksızlık karşısında ne yapacak?

Yüksek bir üniversite puanı alabilir. Peki, kendisinden farklı düşünen insana nasıl davranacak?

Yabancı dil öğrenebilir, teknolojiyi çok iyi kullanabilir. Peki, farklı kültürlere, inançlara ve yaşam biçimlerine saygı gösterebilecek mi?

İşte eğitim meselesinin asıl konuşmamız gereken tarafı budur.
Başarıyı yalnızca sınav puanına, zekâyı test sonucuna, geleceği ise diplomaya indirgediğimizde insanın en önemli tarafını gözden kaçırabiliriz.
Bu nedenle çocuğun yalnızca zihnini değil, vicdanını da eğitmeliyiz. Yalnızca ne bildiğini değil, bildikleriyle ne yaptığını da önemsemeliyiz.
Belki de eğitim sistemimizin temel sorularından biri şu olmalıdır:

“Yetiştirdiğimiz birey ne kadar adaletli?”

Bunun yanında, farklılıklara ne kadar duyarlı olduğunu ve haksızlığa uğrayanın kim olduğuna bakmadan hakkını savunup savunamadığını da sormalıyız.
Çünkü medeniyet yalnızca güçlü olmak değildir. Medeniyet, gücünü adaletle sınırlandırabilmektir.

Gençlerimiz; köklerini bilen ama dünyaya sırtını dönmeyen, kendi kültürüne sahip çıkan ama başka kültürleri küçümsemeyen, kendi medeniyetini tanıyan ama başkasından öğrenmekten çekinmeyen bir gençlik olmalıdır.

Kendi değerlerini bilmek, başkasının değerlerine düşman olmayı gerektirmez. Tam tersine, kendisini bilen insan başkasını anlamaya daha açık olur.

2026-2027: Barış, Kardeşlik ve Birlikte Yaşama Yılı

Tam da bu nedenle 2026-2027 eğitim öğretim yılının “Barış, Kardeşlik ve Birlikte Yaşama Yılı” olmasını hayal ediyorum. 

Bu anlayış eğitim hayatına somut projelerle yansıtılmalıdır.
Farklı bölgelerden okullar kardeş okul yapılabilir. Öğrenciler birbirlerine mektup yazabilir, ortak projeler gerçekleştirebilir, farklı şehirlerin ve kültürlerin hayatını tanıyabilir.
Köy okulları ile şehir okulları arasında karşılıklı ziyaret ve misafirlik programları düzenlenebilir. Çocuklarımız birbirlerinin hayatına dokunabilir.

Çünkü bazen bir insanı tanımak için onunla aynı sırada oturmak gereklidir.

Tüm bunların yanında medyanın da bu projelere ilgi göstermesi, bunlara yer vermesi ve bu konuda programlar yapması çok değerli olacaktır.
Birlikte yemek yemek, yürümek, üretmek ve sohbet etmek; bazen onlarca ders kitabından daha güçlü bir eğitim olabilir.

Çocuklarımıza yalnızca “farklılıklara saygı gösterin” demek yetmez. Farklı olanla karşılaşmalarını, birbirlerini tanımalarını ve dinlemelerini sağlamalıyız.

Eğitim; ötekileştirmeden farklılaşmayı, düşmanlaştırmadan eleştirmeyi, kendi kimliğini korurken başkasının kimliğine saygı göstermeyi ve farklılıklarımızla birlikte yaşayabilmeyi öğretmelidir.

Son Söz

Sadece başarılı bireyler mi yetiştireceğiz, yoksa başarılı olduğu kadar adil, bilgili olduğu kadar erdemli, özgür olduğu kadar sorumlu bireyler mi yetiştireceğiz?

Bence eğitim sistemimizin merkezinde artık şu soru daha güçlü biçimde yer almalıdır:
Nasıl bir nesil yetiştirmek istiyoruz?

Çünkü geleceğin Türkiye’si bugün sınıflarda yetişiyor.

Gelin, 2026-2027 eğitim öğretim yılını yalnızca yeni bir eğitim yılının başlangıcı değil; barışın, kardeşliğin, adaletin, hoşgörünün ve birlikte yaşama kültürünün güçlendiği bir başlangıç hâline getirelim.

Çocuklarımız kendi köklerinden güç alarak dünyaya açılsın.

Bilgili olduğu kadar erdemli, başarılı olduğu kadar adil, özgür olduğu kadar sorumlu ve kendi kimliğine sahip çıktığı kadar başkasının kimliğine saygılı bir nesil olarak yetişsin.
Çünkü bize düşen yalnızca çocuklara bir gelecek hazırlamak değildir.

Bize düşen, geleceği emanet edebileceğimiz çocuklar yetiştirmektir.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum