Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında gerçekleşen bu anlaşmanın her detayında kuşkusuz büyük bir hikmet bulunmaktadır. Birer Müslüman olarak, bu üç önemli İslam ülkesinin bir araya gelmesini hayra yormak durumundayız. Nitekim bugün Hristiyan dünyası; NATO ve benzeri çeşitli ittifaklar kurarak özellikle savunma alanında Müslümanlara karşı systematically bir güç birliği yürütmektedir. İsrail de bugün Orta Doğu’da tek başına savaşmamakta, arkasındaki küresel güçleri ve Batılı ülkeleri arkasına alarak hareket etmektedir.
Suudi Arabistan yönetimi her ne kadar bugüne kadar kendi halkı nezdinde sorgulansa da; ABD’nin zaman zaman adeta bir çocuğa nasihat edercesine sarf ettiği "Bize muhtaçsınız, yardım etmezsek 15 gün dayanamazsınız" şeklindeki baskıları, oradaki alimlerin ve halkın izzetine dokunmaktadır. Ancak küresel güç dengeleri nedeniyle bugüne dek ses çıkarılamamıştır. İşte Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında kurulacak bu güç birliği, o coğrafyalara da cesaret verecek ve belki de öz değerlerine, İslami çizgiye daha güçlü bir dönüş yapmalarını sağlayacaktır.
Neden olmasın? Bugün Avrupa ve küresel güçler; dinden kültüre, yaşam tarzından tüketime kadar her şeyi Müslüman toplumlara empoze etmekte, onları küresel sistemin birer pazarı haline getirmektedir. Bu ittifak, ilk etapta ekonomik ve savunma odaklı bir arayış gibi görünse de zamanla derinleşebilir. Olaylara doğrudan olumsuz yaklaşmak yerine iyi niyetle bakmak gerekir. İnşallah bu birlik gelişir, tek yürek olunur ve diğer Müslüman ülkelerin de katılımıyla güçlü bir İslami ittifaka dönüşür. Bölgesel bir haksızlık ve zulüm yaşandığında, bunu caydırıcılığıyla ortadan kaldırabilecek hem askeri hem de ekonomik bir güce ulaşılması hedeflenmelidir.
Bu üç ülke tam manasıyla güç birliği yaptığı takdirde; ne Batılı ülkelerin ne de ABD ve İsrail’in bu coğrafyaya kolayca müdahale etmesi mümkün olmayacaktır. Bugün bazı yönetimler dışarıdan bakıldığında Amerikan politikalarına yakın görünse de, bu durum basiretsizlikten ve korkudan kaynaklanmaktadır. İnşallah bu yeni adımlar, o korku ve panik havasını dağıtacaktır. Tüm Müslüman ülkeler için tek çare; kimseye zulmetmeden ama zulme de uğramadan yaşayabilecekleri ortak bir şemsiye altında toplanmaktır.
Bugün Batı dünyası —İspanya gibi birkaç istisna dışında— İsrail’in uyguladığı vahşete göz yummakta, dökülen Müslüman kanını ne yazık ki görmezden gelmektedir. İnsanlık vicdanının köreldiği bir dünyada, Müslümanların kendi güvenliğini sağlayacak adımları atması şarttır. Bu durum ilk etapta tam teşekküllü görünmese bile zamanla inisiyatifi ele alacak bir yapıya dönüşecektir. Şimdilik çok fazla şamata yapmadan, sessiz ve kararlı bir şekilde atılan bu imzaların geleceği çok daha aydınlık olacaktır.
Mevcut küresel şartlar ve yaşanan güvensizlik ortamı, bu birlikteliği adeti zorunlu kılmıştır. İsrail’in bütün bölgeyi ateşe verme çabaları karşısında; Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan halkları da devletleri de bir duruş sergilemek durumundadır. Bu ittifak doğrudan tek bir ülkeye karşı kurulmuş saldırgan bir yapı değil; tamamen savunma, istikrar ve güvenliği sağlama odaklı bir adımdır.
Eğer Kur'an ve Sünnet ölçülerine sımsıkı sarılınırsa, Allah’ın izniyle bu birlik daha da sağlamlaşacaktır. Temennimiz ve inancımız odur ki; diğer Müslüman ülkeler de bu birliğe dayanarak safa dahil olurlar. Böylece İslam alemi; bir avuç İsrail’in tahakkümünden ve ABD’nin baskılarından kurtularak kendi geleceğini tayin etme gücüne kavuşur.
Rabbim Mekke Anlaşması’nı ve atılan bu adımları İslam alemi için hayırlara vesile kılsın.


FACEBOOK YORUMLAR