Mustafa Remzi Taşçı

Mustafa Remzi Taşçı

[email protected]

Memleket sana kazandırdı; sen memlekete ne kazandırdın?

20 Eylül 2026 - 14:30

 Memleket mi?
İnsanın gözlerindeki parıltı mı; içindeki heyecan, umut, sevgi ve saygı mı?
Kelimelerle anlatılamayan bir heyecan, resimlerle anlatılamayan bir özlem midir?
Elbette herkes için farklı bir anlam taşır.
Ama memleket; doğduğumuz, büyüdüğümüz, suyunu içtiğimiz, havasını soluduğumuz; acısını ve sevincini birlikte yaşadığımız topraklardır.
İnsanın doğduğu topraklarla arasında görünmez bir bağ vardır. Bu bağ bazen çocukluğumuzun geçtiği bir sokakta, bazen eski bir evin kapısında, bazen bir çeşmenin suyunda, bazen de yıllar sonra duyduğumuz bir türküde kendini gösterir.
Fakat memleket sevgisi yalnızca “Benim memleketim” demekle sınırlı kalmamalıdır.
Asıl soru şudur:
İnsan memleketi için ne yapmıştır?
Özellikle elinde imkân, makam, yetki ve sermaye bulunanların kendilerine bu soruyu daha sık sorması gerekir.
Milletvekili olmuş, belediye başkanı olmuş, bürokraside önemli görevlere gelmiş veya bu toprakların ve insanlarının sağladığı imkânlarla ekonomik ve sosyal güce ulaşmış kişiler, sahip oldukları imkânları yalnızca kendileri ve yakın çevreleri için mi kullanmıştır?
Yoksa bu imkânları memleketin insanına, gençlerine ve geleceğine de aktarabilmiş midir?
Milletvekili olup seçimden seçime memleketini hatırlamak kolaydır.
Belediye başkanı olup makam koltuğunda otururken halkın işsizliğini, gençlerin gelecek kaygısını görmezden gelmek de kolaydır.
Bürokraside önemli makamlara gelip yetkiyi hizmet yerine şahsi ilişkilerin aracı hâline getirmek ise çok daha ağır bir sorumluluktur.
Bir de memleketin imkânlarından büyüyüp servet sahibi olanlar var.
Memleketin insanından kazanıp memleketin gencine iş vermiyorsan; o genç başka şehirlerde, başka insanların yanında gelecek arıyorsa, burada ciddi bir çelişki vardır.
Memleketten kazanmayı biliyorsan, memlekete kazandırmayı da bileceksin.
Çünkü makam sahibi olmak ayrıcalık değil, sorumluluktur.
MEMLEKETİNDE GELECEK KURAMAYAN GENÇLER
Bugün birçok insanımız, doğup büyüdüğü memlekette geçimini sağlayacak bir iş bulamadığı için ailesini, evini ve toprağını geride bırakıp başka şehirlere gitmek zorunda kalıyor.
Mevsimlik işçilik yalnızca ekonomik bir mesele değildir.
Aynı zamanda aile, eğitim, sosyal hayat ve insan onuru meselesidir.
Peki, elinde imkân ve yetki bulunanlar bu insanların kendi memleketlerinde çalışabilmesi için ne yapıyor?
Kaç kişiye iş imkânı sağlıyor?
Kaç gencin kendi memleketinde gelecek kurmasına vesile oluyor?
Kaç insanın başka şehirlere gitmek zorunda kalmasını önleyecek yatırım yapıyor?
İşte sorgulanması gereken asıl mesele budur.
MEMLEKETTEN KAZANMAK, MEMLEKETE KAZANDIRMAK
Bu topraklarda doğup büyüyen, bu insanların emeğinden, desteğinden ve güveninden faydalanarak ekonomik veya sosyal güce ulaşan insanların memleketlerine karşı elbette bir vefa duygusu olmalıdır.
Kimseye serveti veya makamı nedeniyle zorunlu bir görev yüklemek doğru değildir.
Ancak ahlaki sorumluluk ve vefa başka bir şeydir.
Bir insan memleketinden kazanıyorsa, memleketine de kazandırmayı düşünmelidir.
Asıl kalkınma; insanın kendi memleketinde onurlu bir şekilde çalışabilmesi, ailesini geçindirebilmesi ve geleceğe umutla bakabilmesidir.
VARLIK VE MAKAM BİR İMTİHANDIR
Varlık ta makam da yetki de birer imtihandır.
Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:
“Biz yeryüzündeki her şeyi onun için bir süs yaptık ki insanları deneyelim: Bakalım hangisi daha güzel işler yapacak.”(Kehf Sûresi, 7)
Demek ki mesele yalnızca ne kadar kazandığımız değildir.
Asıl mesele, kazandığımızla ne yaptığımızdır.
Makam sahibi olmak tek başına bir değer değildir.
Asıl değer, o makamın kimin hayatına dokunduğunda ortaya çıkar.
Servet sahibi olmak tek başına başarı değildir.
Asıl mesele, o servetin kaç insana umut olduğudur.
Sahip olduğumuz imkânlar yalnızca bize verilen nimetler değil; aynı zamanda onları nasıl kullandığımızın da bir imtihanıdır.
Yunus Emre’nin şu dizeleri bu anlayışı ne güzel ifade eder:
Dolaştım dünyayı, giymedim başıma taç,
Ne zengini gördüm tok, ne fakiri aç!
Ya Rab! Öyle bir feyz-i kanaat ver ki,
Namerde değil, merde dahi eyleme muhtaç!
VELHASIL 
Memleketini sevmek, insanına sahip çıkmaktır.
Elinde imkân bulunanın yatırım yapmasıdır.
Elinde sermaye bulunanın istihdam oluşturmasıdır.
Elinde makam ve yetki bulunanın insanların sorunlarına çözüm aramasıdır.
Elinde bilgi bulunanın gençlere yol göstermesidir.
Ve herkesin, gücü ölçüsünde memleketine katkı sunmasıdır.
Çünkü doğduğun topraklardan kazanıp o toprakların insanına hiçbir gelecek bırakmıyorsan, durup düşünmen gerekmiyor mu?
Memleket sevgisinin en güzel göstergesi yalnızca söz değil; eser, emek ve istihdamdır.
İnsan bu dünyadan göçüp giderken yanında makamını götürmez.
Servetini de götürmez.
Sahip olduğu koltuğu da götürmez.
Geriye yaptığı işler kalır.
Dokunduğu hayatlar kalır.
Yetiştirdiği insanlar kalır.
Kazandırdığı gençler kalır.
İnşa ettiği eserler kalır.
Ve insanların dilinde güzel bir hatıra olarak bıraktığı adı kalır.
Bu yüzden mesele yalnızca memleketten kazanmak değildir.
Asıl mesele, memlekete kazandırmaktır.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum