Ana Sayfa Özel Haber Üstad Bediüzzaman'ın naaşının bulunması neden engelleniyor?

Üstad Bediüzzaman'ın naaşının bulunması neden engelleniyor?

Bediüzzaman Said Nursi'nin mezar yerinin tespit edilmesi için mücadele veren hukukçular, konuya ilişkin başlattıkları soruşturma dosyasının normal bir şekilde kapanmadığına inanıyor.

Giriş Tarihi: 23 Aralık 2018 Pazar 13:45
Üstad Bediüzzaman'ın naaşının bulunması neden engelleniyor?

 

Şanlıurfa Barosundan bir grup avukat, 12 Temmuz 2017 tarihinde Bediüzzaman Said Nursi'nin mezar yerinin tespit edilmesi ve sorumlular hakkında kamu davası açılması talebiyle Şanlıurfa Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştu.

Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmanın başladığı ilk günlerde hızlı ve etkin bir şekilde soruşturmayı yürütmüş, bu konuda kayıp naaşın yerini bildiğini iddia eden bilgi sahibi A.İ'nin ifadesine başvurmuştu.

Savcılık, sonraki süreçte olayın zamanaşımına uğradığını gerekçe göstererek takipsizlik kararı vermişti. Bu karar üzerine Sulh Ceza Hâkimliğine yapılan itiraz da sonuç vermemişti.

Şanlıurfa Barosu avukatları Türkiye'de iç hukuk yolları tükenince etkin bir soruşturma yürütülmediği ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle her iki ihlalin tespiti talebiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 18 Temmuz 2018 tarihinde başvuru yapmıştı.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, Şanlıurfa Barosu avukatlarının yaptığı başvuruyu "Belirtilen ihlallerin mağduru olmadığından bahisle" kabul edilemez bulup reddetti.

AİHM'nin konuyu "İnsan Haklarına Saygı İlkesi" gereğince inceleyip vereceği bir ihlal kararıyla Türkiye'nin geçmişi ile yüzleşebileceğine dikkat çeken avukatlar, insan hakkı ihlalini cezasızlıkla ödüllendiren mahkemenin tutumunu kınadı.

Şanlıurfa Barosu avukatlarından Nurullah Küçükoğlu ve Şanlıurfa Barosu İnsan Hakları Merkezi Başkanı Fırat Ayçiçek mahkeme sürecini İLKHA'ya değerlendirdi.

Şanlıurfa Barosu avukatlarından Nurullah Küçükoğlu, Bediüzzaman Said Nursi'nin mezar yerinin tespiti için Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını belirterek, "Bilindiği üzere merhum Said-i Nursi 21 Mart sabahı Şanlıurfa'ya gelmişti. 23 Mart tarihinde gece saat 03.00 sıralarında, İpek Palas Oteli'nde vefat etmişti. Ertesi günü yani 24 Mart günü Şanlıurfa'da mevlidi Halil Dergâh Camii avlusunda defnedilmiştir. Maalesef defninden 111 gün sonra dönemin idarecileri tarafından gece mezarı parçalanarak, naaşı bilinmeyen bir yere doğru nakledildi. Halen de naaşının yeri bilinmemektedir. Biz Şanlıurfa Barosu olarak 1136 sayılı avukatlık kanununun 76'ya 1 ve 95'e 21 fıkrası gereği, biliyorsunuz bu fıkralarda 'Hukukun üstünlüğü ve insan haklarını savunmak ve korumakla görevli tek sivil toplum örgütü de barolardır' ifadesi var. Suç mahallinin Şanlıurfa olmasını nazara alarak bu olayın 57. yıl dönümünde yani 12 Temmuz 2017 tarihinde Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunduk. Hem naaş yerinin tespiti ile eski mezarına iadesini, hem de olayda sorumlu olan kişilerin yargı önüne çıkarılması için Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmuştuk. Çok ilginçtir, 12 Temmuz'da suç duyurusunda bulunduk. 17 Temmuz'da bizim savcılıktan bir talebimiz oldu. Naaşının, Şanlıurfa'da olduğuna dair bir iddia vardı. Bu iddia sahibinin ifadesine başvurulmasını talep etmiştik. Savcılık aynı gün talebimizi kabul edip, birkaç gün içinde bilgi sahibi olan kişinin ifadesine başvurdu. Buna rağmen maalesef 10 Ekim 2017 tarihinde takipsizlik kararı verdi." dedi.

"Biz soruşturma dosyasının normal olarak kapatılmadığını düşünüyoruz"

Dosyada geçen zamana rağmen herhangi bir ilerleme olmadığına dikkat çeken Küçükoğlu, "17 Temmuz'dan sonra 9 Ekim tarihine kadar dosyada hiçbir ilerleme olmadı. İlk başta çok hızlı ve etkin bir şekilde başlayan soruşturma dosyası maalesef, belki araya adli tatilin girmesiyle de bir yönüyle de etkili olmuş olabilir. 9 Ekim tarihinde biz bilgi sahibinin ifadesinde belirttiği yerde kazı çalışması yapılmasını talep ettik. Çok ilginç bir şekilde hemen ertesi günü 10 Ekim günü 'zamanaşımı' gerekçe gösterilerek takipsizlik kararı verildi. Biz burada normal olarak bu soruşturma dosyasının kapatılmadığını düşünüyoruz. Eğer zaman aşımı durumu olsa ilk başta olurdu. Bilgi sahibi kişinin ifadesine başvuru yapılmazdı. Biz daha sonra Sulh Ceza hâkimliğine takipsizlik kararına itiraz ettik. Sulh Ceza hâkimliği de gereksiz bir şekilde basmakalıp bir iki cümle ile takipsizlik kararına yapılan itirazı reddetti. Bunun üzerine baroların bireysel olarak içtüzüğün ilgili maddesi gereğince Anayasa Mahkemesi'ne başvuru yolu kapalıdır. Biz de bu nedenle doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurumuzu yaptık." diye konuştu.

Türkiye'de iç hukuk yolları tükenince Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yaptıklarına dikkat çeken Şanlıurfa Barosu İnsan Hakları Merkezi Başkanı Fırat Ayçiçek ise, "Nurullah Beyin anlattığı gibi hukuki süreç tamamlanmasından sonra 18 Temmuz'da Türkiye'deki iç hukuk yolları tükendikten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yaptık. Şimdi aslında AİHM'de daha sonra 8 Kasım 2018 tarihinde bununla ilgili bir ret kararı verdi. Ret kararın gerekçesine baktığımız vakit orada şahıs yönünden bir ret söz konusudur. Yani Şanlıurfa Barosu bu olaydan yeterince etkilenmediği gerekçesiyle ret kararı verilmiştir." ifadelerini kullandı.

Said Nursi'nin mezar yerinin tespit edilmesinin diğer mezar yeri kayıp olanlar için de emsal teşkil edeceğini belirten Ayçiçek, "Şimdi Said Nursi'nin bu toplumdaki karşılığını toplumdaki tabanına ve fikirlerine baktığınız zaman bu toplumda mümtaz bir şahsiyettir. Dolayısıyla onunla ilgili olan başvurunun AİHM'nin insan haklarına saygı ilkesi gereğince esas alıp bu şekilde bir inceleme yapması ve değerlendirmesi gerekiyordu. Bunla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir değerlendirme yaptığı takdirde bu sadece Said Nursi'nin çalınan naaşıyla veya parçalanan mezarı ile ilgili değildir. Diğer tarafta bizim toplumumuzda çok yaygın bir şekilde bulunan kayıp mezarlarla ilgili de emsal niteliğinde bir karar olacaktı. Ne yazık ki Nurullah Beyin de az önce belirttiği gibi böyle bir şeyi tercih etmedi ve dosyayı reddetti. Şimdi esas itibarıyla dönüp baktığınız zaman hem Said Nursi başvurusu için hem de toplumdaki diğer kayıp mezarlarla ilgili olarak bir anlamda bunun önü tıkanmış oldu. Bunla ilgili hak iddiaları, araştırma iddiaları, tespit bakımından aslında bütün bunlara baktığınız zaman Türkiye'de çok yaygın olarak karşınıza çıkan bir cezasızlık olgusu ile karşı karşıyayız. Bu sadece günümüzde değil, cumhuriyetin ilk kuruluşundan bu yana çok yaygın olarak gelişen bir politika olduğunu düşünüyoruz." dedi.

"Türkiye'de ne yazık ki bir mezar taşı bile olmayan nice insan var"

Mezar yerleri belli olmayan insanlara sahip çıkmanın insan hakkı olduğunu hatırlatan Ayçiçek, şunları söyledi:

"Bu ister Said Nursi olsun ister Şeyh Said olsun ister Seyit Rıza olsun ve ister diğerleri mezar yerleri belli olmayan kim olursa olsun. Bu sonuçta kim olursa olsun insan hakkı anlamda değerlendirilmesi gereken bir noktadır. Çünkü en basitinden akrabalar, kendi çevreleri, dostları, ona gönül veren bütün insanlar, doğal olarak hiçbir şey bulamazlarsa bile bir mezar taşının olmasını isterler. Türkiye'de ne yazık ki bir mezar taşı bile olmayan nice nice insanlar var. Bütün bunlara kavuşmak bir alanda insan haklarına noktasında değerlendirilir." (İLKHA)






YORUMLAR
  • yorum2018-12-23 23:37:33Ekrem kaya

    Hani türkiyede insan haklari kuracaklardi kimse avrupa insan haklari mahkemesine başvurma gereğini duymayacakti yazik bu çoğrafyada yaşayanlar mecburen hakk için yahudi ve hiristiyanlara muracaat ediyorlar .

Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık