AYŞE ŞAN


11 Ocak 2009 Pazar 00:00
AYŞE ŞAN Kemal SİYAHHAN 

Beyoğlu’nun o yoğun insan trafiğinde giderken sürekli yeni çıkan kitaplara bakmayı ihmal etmem. Eskiden yalnızca kırtasiye ve kitapçıların bir arada olduğu dükkânların yerini şimdilerde DVD, CD’lerle birlikte kitap satan D&r ve Mega Vizyonlar almıştır. Burada en son çıkan ve vizyonda olan filmlerin, şarkılarının olduğu DVD’leri bulmak mümkün. Tabi seç seçebilirsen binlercesi arasından kararlı olduğun bir eseri seçmek bile bazen çok zor olabiliyor. Üstelik yeni çıkan bir kitabın yazarı pop değilse işi ancak bir haftalığına bu mağazaların raflarını işgal edebiliyor. Hal böyle olunca onca emek onca yazı okuyucuya ulaşamadan bir anda siliniveriyor gündemden.
Yine böyle bir gezinti günü, yanımda yıllarca İstanbul’da müzik yapmış ve o dünyayı iyi bilen bir dostum var. Yine Beyoğlu’nun kitapçılarından birine giriyoruz. Aynı arkadaş klasiklerden ve batı müziğinin yetmişli yılarında gözde olan eserlerinden CD’ler alırken ben raflara boş boş bakmaya devam ediyorum. İşte bir anda ne oluyorsa o an oluyor ve sanki yıllar önce kaybettiğim bir yakınımı, bir yüreğimi, bir duygumu, bir özlemimi görmüş gibi sevinerek elimi CD’lerin arasında tek kalmış olan ve bana bakan bir esere uzatıyorum. Evet, bu Ayşe Şan’ın CD’si…  

İlkokul çocuklarına verilen bir çikolata, ya da bahşiş, ya da onu mutlu edecek bir oyuncak daha ne söylenebilirse bendeki mutluluk ondan farksız. Arkadaşım heyecanıma bir anlam vermiyor; üstelik aldığım CD’ye de garip garip bakıyor. Beyoğlu’ndan tünele kadar olan yürüyüşümüzü yarım kesmek istiyorum keyifsiz olduğumu söyleyerek geri dönelim diye arkadaşımı uyarıyorum. İşin aslı hiç de keyifsiz değilim amacımı tabi ki benim dostumun bilmesi imkânsız. Taksim’deki otoparktan arabayı alır almaz ilk işim CD yi kasetçalara koymak oluyor. Ve çıkan ses ben ölmedim diyor; benim için öldü diye haberler çıkarmışlar diyor, oysaki ben herkesi o haberleri çıkaranları da seviyorum diyor. Duygulanıyorum, arabayı sanki başkaları kullanıyor, ses o kadar güçlü ki yanımdaki müzisyen arkadaş da hayretlerini gizleyemiyor. Profesyonel kayıt yapılmamış olmasına rağmen gümbür gümbür gelen Ayşe Şan’ın sesiyle her ikimiz de mest oluyoruz. Birimiz ne söylediğini anlıyor, diğerimiz Kürtçeyi bilmediği halde en az benim kadar hayranlığını gizleyemiyor. Çocukken gizli gizli dinlediğimiz sevgili güzel yürekli insanın CD sini İstanbul’da bir kitapçıdan alacaksın deselerdi inanmazdım. Türkiye çok zaman kaybetti çok insanlar acı çekti özellikle de doğu kökenli sanatçılar. Çünkü Ayşe Şan ve benzeri sanatçılar ağızlarından değil sesleri yüreklerinden verdiler, onların her adı geçtiğinde içimizde sevgiye dair insanlığa dair kırıntılar ortaya çıkıyor. Şu an nerede? yaşıyor mu? şayet yaşıyorsa müzik yapıyor mu? Bilmiyorum; ama ben çocukluğumdan beri onu seven bir hayranıyım. Bence Siverek’in çok ama çok önemli bir değeridir Ayşe Şan. Heykeli de dikilmeli, seminerler de verilmeli, onunla ilgili sergiler de açılmalı, daha onun için ne yapılırsa yapılsın az gibi geliyor.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık