ÇOÇUK EĞİTİMİNDE BABANIN ROLÜ


1 Nisan 2008 Salı 00:00
Çocuk dünyaya geldiğinde; iyi kötü her şeyi kaydedecek bir boş kasettir. Onlara ne kaydedersek karşımızda  toplum olarak onları izleyeceğiz.
Kültür olarak şöyle zannederiz çocuğu doğurmakta, bakmakta, yetiştirmekte annenin görevidir. Baba sabah işine gider, evin geçimini sağlar. Bu önemli ve ağır bir iştir. Bir de yorgun argın o kadar iş yükünün içinde stres ve sıkıntıyla boğuşurken, çocuk bakmak veya yetiştirmekte ne oluyor. Babanın işi başka annenin işi başka. Oysaki yanılıyoruz sayın babalar. Araştırmalar gösteriyor ki; çocuğun yetişmesinde babanın rolü anneninkiyle eşit, yani %50. Umarım ki şaşırmadınız.
Çocuğun yetişmesinde annenin ve babanın rolleri ayrı ayrı. Her ikisininde olmazsa olmazları var. Baba tarafından çocuğa kazandırılması gereken bazı duygu, ahlak, kimlik veya kişilik özellikleri var ki; bunu annenin veya başka birinin ikame etmesi çok zor. Babanın olmadığı durumlarda yine de bu rolü amca gibi, dede gibi veya büyük ağabey gibi bir yakınının üstlenmesinde büyük faydalar vardır.

Çok basit bir tespitle konuya biraz daha girelim. Herkes etrafında gözlemlemiştir ki; bir şekilde babasız yetişen çocuklarda kişilik bozukluğu, güven eksikliği, içe kapanma sosyal mücadelede zayıflık gibi bir sürü psikolojik sorunlar görülmektedir. Aynı sorunlar ilgisiz baba tarafından yetiştirilen çocuklarda da sıkça rastlanmaktadır.


Babalar bilinçaltımızın gizli kahramanlarıdır. Babamız yanımızdaysa; korkmayız ve kendimizi güvende hissederiz. Güven duygusu dahi başlı başına çok önemli bir olgu. Çünkü kendinizi güvende hissetmezseniz hiçbir şey sizi mutlu ve huzurlu edemez. Size konuyla ilgili bir abimizin hislerini aktardıktan sonra asıl mevzuya tekrar dönelim.


Bir mühendis arkadaş anlatıyor; Babam öldüğünde 40 yaşındaydım. Kendimi mahvolmuş kimsesiz yersiz yurtsuz kalmış olarak hissettim. Sanki dayandığım duvar çökmüş, kolum kanadım kırılmıştı. Oysaki böyle düşünmemi gerektirecek bir sebep yoktu. Evli ve iki çocuk babası bir mühendis idim, üstelik işim gücüm de yerindeydi. Fakat babam yaşarken benim için hep bir güvenceydi, çünkü başım ne zaman sıkışsa O güveneceğim ve sığınacağım bir limandı.


Görüyorsunuz ki; babalar, bırakın çocukları 40 yaşında ki evli barklı adamlar için dahi psikolojik, maddi ve manevi dayanak noktaları.


Baba ailenin dışa açılan kapısıdır. Baba çocukta özgüven, güç, kuvvet yaşam karşısında güçlü olma gibi duyguları besler. Anne ise çocukta; merhamet ve vicdan gibi duygularının gelişmesini sağlar.


Baba ilgisizse çocukta özgüven sorunu oluşur. Anne ilgisizse merhamet problemi ortaya çıkar. Babanın ilgilenmediği çocuklarda anneden gelen duygular ağır basmaya başlar. Bunun en uç örneği özellikle erkek çocuklar için kadınsı davranışlardır. Bir zorluk karşında kızlar üzülüp ağlarken, erkekler daha serinkanlı olur ve onları teselli ederler. Oysaki günümüzde bazı koca koca delikanlılar basit bir sıkıntı da oturup ağlayabilmekte ve gereksiz şekilde duygusallaşabilmekteler. Bu da onların yetişmesinde babanın eksikliğini gösterir. Erkek çocukların erkeksi davranış kazanmaları açısından da babanın varlığı son derece önemlidir. Bu çocuğun cinsel rol gelişimini de olumlu anlamda etkiler.


Baba aile içindeki kararlarda güçlü bir konuma sahip değilse, çocukta kendi arkadaşları içinde daha pasif davranışlar sergiler. Babanın üstlendiği rollerden birisi de disiplin ve geleceği planlamadır. Baba aynı zamanda ailenin de reisidir. Dolayısıyla liderlik konusunda da çocuk babayı örnek alacaktır. Ne kadar iyi bir baba isek, inşallah o kadar iyi bir çocuğumuz olacaktır.


Babaların çocuklarıyla oyun arkadaşı olmaları çocukların zekâ gelişimini arttırır. Babalar ayrıca çocuğun çevreyi keşfetmesinde, cesur davranmasında ve bağımsız hareket etmesinde önemli rol oynar.


Babadan ilgi sevgi ve şefkat gören çocuklar yaşıtlarıyla iyi ilişki içerisindedirler. Kendilerine güvenirler ve lider özelliklere sahip olurlar. Babası otoriter çocuklar ise daha çok çekingen ve kendine güvensiz olurlar. Ayrıca anneler çocuğu baba ile korkutmamalıdır. “Akşam gelince seni babana söyleyeceğim” tarzı tehditler çocukların babadan soğumasına neden olur. Boşanmadan kaynaklanan baba yoksunluğu, ölümden kaynaklanan baba yoksunluğuna göre daha kötü sonuçlar doğurur.


Çocuğa bir otorite olarak değil bir insan olarak yaklaşılmalı, onunla empati(duygudaşlık) kurarak çocuğun duyguları anlaşılmaya ve algılanmaya çalışılmalıdır. Çocuktan büyüklerin davrandığı gibi davranışlar beklenmemelidir. Yani çocuk mutlaka koşacak oynayacak ve yaramazlık yapacaktır. Çocuktan bir koltuğa oturup sessiz ve sakin oturmasını beklemek hata olur. Bununla birlikte çocuğa sen iletiyle değil ben iletiyle yaklaşılmalıdır. Sen ileti genelde suçlayıcıdır. Yani sen yaramazlık yapıyorsun, mızıkçılık yapıyorsun gibi. Bunun yerine “çok gürültü yaptığında başım ağrıyor” gibi ben iletleri, davranışını değiştirmek konusunda sorumluluğu çocuğa verir ve daha etkili olur.


Peki, çocuğa karşı abartılmış ilgiye ne demeli. Tabi ki bu da yanlış. Kendisi kötü ve zor şartlarda yetişmiş bazı eğitimli veya eğitimsiz aileler, yaşadıklarının tam zıddını yaparak çocuğa sınırsız bir serbestlik tanımaktalar. Aman ben yiyemedim o yesin. Aman ben giyemedim o giysin. Çocuğumun her dediğini yapmalıyım yoksa psikolojisi bozulur gibi düşünüp, çocuk ne istiyorsa yerine getirmekteler. Böyle yetişen bir çocuk bencil, hedonist(zevkiçi) ve tatminsiz olur. İlerde elde etmesi gerekeni elde etmek için hiçbir şeyden çekinmez. Hatta o kadar tatminsiz olabilir ki her tür cinsi sapıklığa da düşebilir. Dolayısıyla çocuğa her istediğini vermek veya her istediğini yapmak onun kuyusunu kazmaktır.


Çocuğun her isteği karşılanmamalı, bunların sebepleri çocuğa açıklanmalı, bazı istekler zamana bırakılmalı veya şarta bağlanmalıdır. Mesela; Sana istediğin bisikleti alırım ama bu yıl karnende teşekkür getirirsen. Bilinmelidir ki; bir şey ne kadar zor elde edilirse izafi değeri o kadar büyük olur. Çocuklarımızı kolaycılığa alıştırmayalım. Hayata atıldıklarında hiçbir şey kolay olmayacak.


Tarihimizde büyüklerimizin, peygamberlerimizin ve salihlerin çocuk eğitimi ile alakalı kıssaları pek çoktur. İlk aklıma gelen Hz. İbrahim ile Hz. İsmail’in kıssasıdır. Belki pedagoglar böyle bir örneğe karşı çıkar. Ama; bir çocuğun gözünden, babasına güvenirliğine tam itaat için iyi bir örnektir. Bu nasıl bir terbiyedir ki; evlat kurban edileceğini bile bile babasına teslimdir. Çünkü Hz. İsmail’in gözünde babası yanlış yapmaz. O haktan ve hakikatten yanadır. Bizlerde öyle dürüst ve ahlaklı olmalıyız ki; çocuğumuz bizi sorgulamasın, bizden emin olsun. Eğer yalan konuşursak, verdiğimiz sözde durmazsak hal ve hareketlerimiz yalama olmuşsa çocuğumuzun gözünde de belli bir süre sonra güvenilirliğimiz kaybolacaktır. Çocuklarımızın bizi dinlemesi için söz ve fiillerimiz uyumlu olmalıdır. Görevlerimizden biri de neslimiz için hayır duada bulunmaktır. Hz. İbrahim nasıl dua etmişti;
“Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar,….( Bakara -128) .Sigara içip, seni sigara içerken yakalarsam keserim diyen babalarımızın kulakları çınlasın.

Babanın çocuğun yetişmesinde en önemli katkılarından biri de ona dürüstçe kazandığından yedirmesidir. Başkasının emeğinin çalınmasıyla yetişen çocuktan ne vatana millete ne de anne babaya bir fayda olacaktır.


Çocuklar arası eşit muamele de önemli konulardan biridir. Çünkü farklı muameleyi çocuklar hemen hissederler ve anne ve babaya şuuraltında nefret duyguları başlar. Bunun sonucunda kardeşler arası kıskançlık duyguları da gelişir.


Bir başka önemli konuda çocuklarımızı sık sık akrabalarına götürmemiz, onların yanında amca, dayı teyze, halalarıyla samimi olarak muhabbet etmemiz, toplum sağlığı açısından son derece önemlidir.


İmam Gazali Hz leri de: “ Ey oğul! Bilmediklerini öğrenmek istiyorsan ilk önce bildiklerinle amel etmelisin. Allah vergilerinin en hayırlısı akıl ve ilim olduğu gibi, musibetlerin en kötüsü de ahmaklık ve cehalettir.”


Baba mesleği emek ister, sevgi ister, deneyim ister sabır ve fedakârlık ister. Çocuklarımızın geleceği için gece gündüz çalışacağımıza, çocuklarımızın bugünü için biraz vakit ayıralım. Çünkü yarın çok geç olabilir. Unutmayalım, çocukların kişilik gelişimleri 3-7 yaş arasında olmaktadır. Onların bugününü kurtaramazsak, yarınlarını hiç kurtaramayız.


Selam ve sevgi ile…
Mustafakaradagli15@hotmail.com

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık