ÇOCUKLARIN YARINLARI GASPEDİLİYOR...


30 Eylül 2009 Çarşamba 00:00
ÇOCUKLARIN YARINLARI GASPEDİLİYOR… 

      Çocuk daha anne karnındayken kulağına gelen seslerden etkilenir, bazen olumsuz bazen de gelişimine katkıda bulunur bu sesler. Batılı annelerin birçoğu, klasik müzik dinleterek çocuğun ruhsal ve fiziksel anlamda gelişimine katkıda bulunuyor. Hayat, her insanın farklı imkânlar sunuyor. Bazı çocuklar koyun meleyişlerinin, bazıları toplumsal ve aile içi şiddetinin yaşandığı kavgaların, kimi de el bebek gül bebek hoş sedaların eşliğinde büyüyor. Bütün bunlara yoksulluğu da ilave ederseniz çağın en büyük canavarı olan kapitalist sistemin sosyal hayatı olumsuz etkilediğini ve bunun yeni doğmuş çocukların kötü beslenmesine vesile olduğunu da ayrıca aklımıza getirebiliriz.
      Şu an parmaklarımın dokunduğu tuşlara maalesef zihnim yetişemiyor, nedeni çok basit çocuklar... Yarınların hâkimi olacak ülkeyi çağdaş medeniyetler seviyesine çıkaracak gurur duyacağımız çocuklarımız tabi ki…  
Geçen gün İstanbul’un adı lazım değil bir semtinde, depremden hasar görmüş okullardan birinin, yıkılıp yeniden yapıldıktan sonraki açılışına gittim. Buraya kadar her şey çok güzel diyebilirsiniz, Kaymakam, Belediye Başkanı, Mülki Erkan ve başka davetliler açılış törenindeki yerlerini almışlar. Okul son derece modern inşa edilmiş, sabahtan akşama kadar eğitim vermek suretiyle tanzim edilmiş. Kurdeleler kesiliyor, üstü başı pak ve yeni kıyafetler giymiş öğrenciler usulca sınıflara alınıyorlar, sırasıyla bizler de içeriye davet ediliyoruz. Lüks yapılmış olan okulun bilgisayar odaları masa sandalyeler kolejlerde olduğu gibi büyük paralar harcanarak alınmış ve hiçbir masraftan kaçınılmamış. Herkesin yüzü gülerken aralarında mutsuz ve dalgın olan beni uyaran arkadaşım neyi düşündüğümü soruyor ona cevap vermeye bile gerek duymuyorum. Çünkü düşüncelerimi iki kelama sığdıramayacağımı pekâlâ biliyorum…                                                   Güneydoğunun çocukları zekidir, Kürtçe, Zazaça, Arapça, Türkçe ne konuşurlarsa konuşsunlar hiç önemi yok, önemli olan bu zekâların mutlaka çok iyi eğitim ve öğretimden geçmesi, aksi takdirde yarınları maalesef gasp edilmiş olacak. Konuşulan dil ne olursa olsun edebiyat, sanat, ilim irfan konuşulmadığı sürece ne işe yarar. Unutulmamalıdır ki kadın hakları, çocuk hakları ve genel olarak insan hakları tamamıyla bilgi, edebiyat, sanat anlamında herkesin donanıma kavuşmasıyla söz konusu olacaktır. Yarınların büyükleri olan çocukların mutlak suretle İstanbul koşullarında eğitim ve öğretim şanslarını yakalamaları gerekmektedir. Bu okulların yapımı için binlerce hapishanede yatan veya fazladan istihdam edilen askerler kullanılmalıdır. Köyünde mahallesinde okulu olmayan köylümüz, şehirlimiz, kadınıyla çocuğuyla, büyüğüyle gidip Kaymakamın, Valinin, gerekirse Başbakanın kapısının önünde çadır kurmalıdır. Ağlamayana meme yok bunu bilmelidir insanlar. Kavgayı, çocuklarının yarınları için yapılmalıdırlar, buna mecburlar, aksi takdirde kalem pergel tutacak ellere çok yazık olur. Bir baba, anne, çocuğunu okutmamışsa hacca gitmesi, cami yaptırması ve umreye gitmesi benim nazarımda suçtur. Çocuğunun geleceği için veremediği kavganın hesabını mutlaka inandığı öbür dünyada vermek zorunda kalacaktır o insan. Çocuklarımızın o masum tertemiz gözlerine baktığımız zaman tüm Türkiye’yi bu konuda suçlu ilan edebiliriz. Hele de yarınların anneleri olacak kız çocuklarını ne suretle olursa olsun mutlaka okutmalıdır bu ülke. Çocuğu yetiştiren annedir, bu nedenle erkeğin okumasından çok daha mühimdir kız çocuklarının okuması.
      Arkadaşıma neden cevap vermediğimin tabi ki sebebi vardı; ama bunu iki sözle ifade etmeme imkân yok. Cennet, okutup, insanlığa ülkeye hizmet edecek insanlar yetiştiren anne babaların ayakları altındadır. Bu nedenle kavgalar tam donanımlı okullar için olmalıdır. İster İngilizce, ister Türkçe isterse Kürtçe, hangi dil olursa olsun yeter ki çocuklarımız okuyup öğrenip eğitilebilsin sloganı ile yola çıkılmalıdır. Askerler, cezaevinde yatanlar ve okulu olmayan köylü şehirlimiz mutlaka tek vücut olup okul yapımında çalışmalıdır. Bu her şeyden ama her şeyden çok daha önemlidir, bir nesil kendini feda edebilmeli ve bu doğrultuda ne gerekiyorsa o yapmalıdır. Aksi takdirde sürekli olarak insanlar birbirine yakınmaktan öteye götüremezler işi. 

      İstanbul’daki yeni açılmış olan okuldan ayrılırken içim gerçekten buruktu, bunun nedeni çok derin. Siverek’te öğünebileceğimiz birkaç tarihi mekân arıyoruz, yok şu han diyoruz, şu hamam diyoruz ve çok az kalmış bağlarımız diyoruz, bunlar bizim değil geçmişten kalan miras. Yıllar yılı etrafındaki ağaçlar kesildi, üzüm bağlarının büyük kısmı ev yapımı için maalesef yine kesildi. İşsizlik diz boyu, çocuklar yeterince eğitim öğrenim göremiyor, Kimsenin kılı kıpırdıyor, hangi veli bu yazdıklarım için bir araya gelebiliyor? Hangi topluluk sesini duyurmak için bir yöntem belirliyor. Kavgayı, okula bir bilgisayar daha alınmadı diye vermek lazım, çocuğumun bu günü boşa geçti diye vermek lazım, okulun çatısının onarılması gerekiyor diye vermek lazım. Hac mevsimi geliyor, bakın göreceksiniz insanlar diğer dünyada mekânlarını garanti altına alabilmek uğruna topladıkları paraları çok rahatlıkla vereceklerdir ve sıraya girmek için beklide birbiriyle kavga bile edeceklerdir. Okul yapmanın çocukları iyi eğitmenin hac kadar önemli olduğunu kavrayabilirsek sorun kendiliğinden hallolacaktır aksi takdirde her çocuğun diğer dünyada anne, babasının ve ülkenin bir ucundan diğer ucuna kadar tüm sorumlularının yakasını tutma hakkı doğacaktır.                      

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık