CUMHURİYET DÖNEMİ ÇALINTI EDEBİYATLARI


12 Mart 2008 Çarşamba 00:00
CUMHURİYET DÖNEMİ ÇALINTI EDEBİYATLARI

  Yıllardır, liselerde okuttuğumuz edebiyat ders kitaplarında Reşat Nuri’ yi Türk romanının en önde gelen ismi olarak tanıtıyoruz. Bu büyük romancı(!) Türk edebiyatının özellikle Türk romanının gelişmesinde hiçbir fedakârlıktan kaçınmamış örnek bir şahsiyet olarak karşımıza çıkartılır. Aslında bütün bunlar uyduruktan söylenmiş söz salatalarıdır. Bunları uydurup ta resmi ağızlara yerleştirenlerde, dünya edebiyatından nasiplenmemiş, ekmeğini başkasını överek kazanan zevatlardır.
   Hatırlıyorum, özellikle ortaokulda yıllık ödevler verilir. Bu ödevlerin ana konusu cumhuriyet döneminde yazılmış roman veya hikâyeler olurdu. Bunların eşsiz eser olduğu telkin edilir, bu kitaplardan edebiyat öğretilirdi. Ve bu zihniyetle dünyaca ünlü edebiyatçılar yetiştirmek hedeflenirdi.
    Geçenlerde elime Fransız yazar  Guy Chantepleure’ün 1911 yılında kaleme aldığı, ve Ülkemizde 1958 yılında Sadi GÜNEL isimli bir edebiyatçı tarafından çevrilen “La Passagere” adlı eser geçti. Bu eseri emekli bir edebiyat öğretmenin elinde buldum. İlgimi çekti. Okumaya başladım.
    Artık ülkemizin gelenek ve görenekleri arasına yerleşmeye aday,  meşhur profların irtihal çalışmaları, meğer cumhuriyet dönemindeki yazarlarla birlikte filizlenmiş.
     Guy Chantepleure yi daha önce duymamıştım. Okumamıştım. Ama, cumhuriyet dönemi yazarlarının birçok eserlerini, romanlarındaki kahramanları ile birlikte dün gibi hatırlıyordum.
   Reşat Nuri GÜLTEKİN’in meşhur “Çalıkuşu “ romanını bilmeyen var mı?  Feride’yi Anadolu yollarına düşüren Kamuran’ın çapkınlığı hangimizi öfkelendirmemişti. Ya Feride’nin Anadolu’nun en ücra köşelerindeki akıl almaz serüveni? Bu da pek çok genç kızımıza tesir etmiştir. Kitabın kısa sürede popüler olması birkaç defa sinemaya aktarılması hep bu yüzdendir. .. Ama çalıkuşunun çalıntı bir kuş olabileceği hiç aklınıza gelir miydi?
Çünkü; çalıkuşundaki Feride asıl kitapta Phyllis;  Kamuran da Kerjan olarak belirtiliyordu. Konuda hemen hemen aynı. Yakışıklı tahsilli, zengin ve hain bir erkeğin, içindeki sevgiyi anlayamamasına kızıpta, kaderini öğretmenliklerde arayan, tertemiz bir gönülle sığındığı evlerin erkekleri tarafından sarkıntılığa uğrayan, kendinden hayli yaşlı bir insanla evlenmek zorunda kalan sevgi küskünü Phylilis ise Feride arasındaki tek, fark, birincisinin kelebek kadar narin, ikincisinin ise arı gibi sokucu olmasıydı. Fransız mühendis ise çalıkuşunda doktor olarak çıkıyor karşımıza. Bunun nedeni ise o yıllarda hava mühendisliği adında bir mesleğin olmaması olarak düşünülebilir.
    Yıllarca bize övüle övüle bitirilemeyen Cumhuriyet dönemi yazarlarının marifeti elbette ki bununla da sınırlı değil.
    Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU nun eserleri kendi kültürünün düşmanlıklarıyla doludur. Falih Rıfkı ATAY ın eserlerinde kişiler adeta putlaştırılmıştır. Ama doğal karşılamak lazım. Çünkü; bu yazarlar görevleri icabı, başkalarını överek kazanıyorlardı.
  Bir toplum ancak bu kadar yozlaştırılır. Batının edebiyatını kendi edebiyatı adı altında insanlara satan zihniyet, maalesef kendi tarihine ve kültürüne, kendi insanlarını düşman olarak yetiştiriyordu. Bunda kimin kazancı vardı bilemiyorum ama vardığım kanı şu ki; erdemsiz, amaçsız, bir neslin yetişmesinde birçok katkı sağladığı muhakkaktır.
  Selam ve sevgi ile…


Mustafa KARADAĞLI
Mustafakaradagli15@hotmail.com

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık