KÖRLER ÜLKESİNDE KRAL OLMAK


19 Haziran 2007 Salı 00:00
KÖRLER ÜLKESİNDE KRAL OLMAK
   Kişiler,  uzun süre aynı ortam, aynı şehir, aynı şahıslar ve aynı
düşünce atmosferinde kaldıkları müddetçe, değişik düşünce ve fikirler
üretemezler. İnsanın gezmeye, görmeye, bilgi alışverişine de ihtiyacı
vardır. Zaten toplumdaki birçok çatışmanın sebebide bu değil midir? Kişi
kendi doğrusunu en doğru benimdir dedikçe toplum ve dünyada bu çatışmalar
kıyamete kadar devam edecektir. Bakınız, ünlü bir hikayeci bu durumu ne
güzel anlatmış.
    H.G.wells in bir hikayesi  şu şekilde:
    Dere tepe dağ ova dolaşmasını seven tek gözlü bir adam varmış. Yürür
yürür gider, gider gider yürürmüş.
     Bir gün uzaklarda renkleri karmakarışık bir köy görmüş. Alacalı
bulacalı garip bir köy. Yaklaşmış köye doğru. yolları bir tuhaf evleri bir
tuhaf, insanlı bir tuhafmış köyün…
   Girence köyün içine anlamış meseleyi. Körler köyüymüş burası kadınların,
erkeklerin, çocukların velhasıl herkesin sımsıkı kapalıymış gözleri.
Gezgin adam karar vermiş burada yaşamaya.
Hiç değilse benim bir gözüm var diyormuş. Körler ülkesinde şalılar kral
olur, derler. Bende bunların başına geçer yaşarım.
Körlerin gözleri yokmuş ama elleri kulakları burunlaır çok hassasmış.
Kendilerine göre bir düzen içinde yuvarlanıp gidiyorlarmış.
Adam şakın hallerine bakıyormuş, onların. Yürümeleri konuşmaları doğrusu
başka türlüymüş.
Bir gün körlerden biri öteki körün malını aşırmış. Sadece tek gözlük adam
görmüş bunu. ---Bağırarak ilan etmiş.
Filanca malını çaldı falancanın.
Körler:
Nereden biliyorsun o kadar uzaktan duyulmaz ki demişler.
-ben duymadım gördüm. Gözüm var benim. Görüyorum.
Körler göz diye görmek diye bir şey bilmiyorlarmış. Uzun yıllar içinde
çoktan unutmuşlar bu hissi.
-ne demek görmek demişler, nasıl görüyorsun yani, duyulmayacak mesafeden
anlıyor musun ne olup bittiğini?
-Anlıyorum tabi..
-inanmayız imtihan edeceğiz seni…
adamı almışlar uzakça bir yere dikmişler. Tecrübeleriyle biliyorlarmış.o
uzaklıktan hiçbir şeyin işitilmeyeceğini.
Anlat bakalım, şimdi biz ne yapıyoruz, demişler.
Adam anlatmış:
Oturuyorsunuz, konuşuyorsunuz. Şu ayağa kalktı, bu elini oynattı, beriki
bacağını sallıyor vs…. derken körler bir evin için girmişler bağırmışlar…
-Anlatsana… içeri girdiniz, göremiyorum ki… körler bilmedikleri için içeri
girmenin ne olduğun:
Ne olmuş yani içeri girmişsek. Elli santim farkketti, anlat anlat, demişler.
-arada duvar var, görmüyorum.
Körler:
-       Sen atıyorsun demişler. Demincek tesadüf etti. Bak şimdi bilmiyorysun.
-       Çıkın dışarı, söyleyeyim.
-       Bu kadar uzaktan duyunca ha içerisi ha dışarısı ne çıkar yani.
-       Ben duymuyorum, ben görüyorum, diyormuş adam.
-       Öyle şey olmaz , demişler. Sende bir bozukluk var. Saçmalıyorsun, acayip
şeyler söylüyorsun hekime muayene ettireceğiz seni…
-         Adamı yaka paça köyün hekimine götürmüşler….
-       Hekim de kör tabii…
-       elleriyle yoklamaya başlamış adamı. Yoklamış yoklamış ve parmaklarını
adamın yüzünde gezdirirken:
-       -Buldum demiş. Bozukluk burada…
-       adamın açık olan gözünü kastediyormuş hekim ve:
-       Saçmalaması bundan dolayı, diyormuş. Ben şimdi hallederim. Düzeltirim
onu..
   Körler ülkesinde kral olmaya kalkan gezginci zor bela kurtarmış kendini
oradan.



    H.G.Wells ne kadar güzel bir ders veriyor bu hikayeyle. Sanki bizi ve
insanımızı anlatıyor. Birde bunu Türkiye ile kıyaslayalım. Değişmez
dediğimiz doğruların ne kadar tartışılabileceği ortaya çıkar. Ünlü bir
düşünür; “dünyada mutlu olabilmenin ölçüsü yalansız bir hayat tarzı
geliştirmektir” der. Bizler birbirimizi anlamak yada anlaşılmak için
durmadan yalanlara oyalanıp dururuz. Ama hayat akıp gidiyor, bir kez
yıkandığımız ırmaktan ikinci kez yıkanmak söz konusu olmuyor.
   Körler görenleri anlayamazlar. Saçmalıyor sanırlar ve onu da düzeltip
kendilerine benzetmek için gözlerini çıkarmaya uğraşırlar.
 Olaylara bakış açımızı kendi durduğumuz yerden değil, diğerlerinin durduğu
yerden bakabilecek şekilde değiştirmeliyiz.
Etkili bir yaşamın yolu ruhlara ve yüreklere hitap edebilmekten geçiyor.
Bunun için de iletişimimizi geliştirmeliyiz. Doğrularımızı Hz.Muhammet gibi
yaparak yaşayarak anlatmalı, empati kurmalıyız.
Kendi doğrulularımızla at gözlükler takarak etrafa bakmamız bizim dünyada
gördüklerimizi ve algıladıklarımızı sınırlar ve dünya yaşanmaz hale gelir.
  Anlayan ve anlaşılan güzel günlerde buluşmak dileğiyle…

Mustafa KARADAĞLI
Mustafakaradagli15@hotmail.com

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık