MESLEK LİSESİ MEMLEKET MESELESİ


3 Aralık 2009 Perşembe 00:00
MESLEK LİSESİ MEMLEKET MESELESİ


Ülkemizin bayrama hazırlandığı bir sırada, İstanbul Barosu’nun meslek liseleriyle ilgili açtığı davanın sonucu olarak, hukuki yapıdan yoksun ve haksız bir şekilde sonuçlandırılan ve halkımıza bayramı zehir eden Danıştay kararı daha çok tartışılacağa benziyor.

28 Şubat sürecinin eğitim üzerindeki baskılarının ve meslek liselerine yapılan haksızlığın sona erdirilip öğrencilerin mağduriyetinin giderilmesi için, YÖK daha önce Danıştay’a başvurmuştu. Danıştay, YÖK’ü haklı bulmuş ve “YÖK’ün aldığı her karar geçerlidir, bu hususta tek karar mercii YÖK’tür” demişti. Şimdi ise Danıştay’ın makul ve mantıklı hiçbir açıklaması bulunmayan böylesi çelişkili bir karar vermesi, öğrencilerin eşitlenmesi, başarabilen öğrencilere istediği alanda okuyabilme imkânı sunulmasının reddedilmesi, haksızlığın bir göstergesidir.


Türkiye’nin muasır medeniyetler seviyesine yükselmesi için 28 Şubat döneminden kalma uygulamalara son verilmesi gerekirken, Danıştay ve İstanbul Barosu’nun girişimi Türkiye’nin hafızasında kötü bir anı olarak kalacaktır. Bu kararla, yüz binlerce gencimize ve ailelerine büyük üzüntü yaşatılarak, psikolojik baskı uygulanmıştır. Tüm dünyada meslekî eğitimin yaygınlaştırılması için yoğun çaba sarf ediliyorken, Türkiye’de buna köstek olunması; bilimsellikten, çağdaşlıktan uzak bir yapıda olduklarının kanıtı olsa gerek.

  Mesleki ve teknik eğitim, ülkemizdeki ortaöğretimler içerisinde ne yazık ki düşük bir orana sahip. Avrupa Birliği ülkelerinde ise bu oranın tam tersi olarak, % 70 mesleki ve teknik eğitim, % 30 akademik eğitim seviyelerinde bir sistem mevcut. Bu nedenledir ki; AB ülkelerindeki üniversite önlerinde büyük yığılmalar olmamaktadır. Hiçbir AB ülkesinde ortaöğretimden yükseköğretime geçişte böyle bir adaletsizlik yapılmamaktadır. Tam tersine meslek lisesi mezunları lehine ayrıcalıklar tanınır. Üniversiteye girişte, meslek lisesi mezunlarının aleyhine olan bu farklı katsayı uygulaması, ekonomik olarak düşük gelir seviyesindeki vatandaşlarımıza karşı yapılan “ekonomik koşullara dayalı” bir ayrımcılıktır. Bu aşamadan sonra artık görev hükümete düşmüştür ve TBMM de kesin olarak çözülmelidir.
  Danıştay’ın bu son kararı on binlerce ailenin ve gencin psikolojisini etkilemiştir. Bu konuyla ilgili olarak Prof.Dr. Kemal Sayar, belirsizlik ortamı kadar gençleri üzen, yaralayan başka hiçbir şeyin olmadığını vurguluyor. Sayar, meslek hayatında gerek katsayı, gerekse başka alanlardaki ayrımcılık yüzünden ciddi sıkıntılar yaşamış insanlarla karşılaştığını söylüyor. Sayar’a göre bu tür olayların geleceğe dönük ciddi yansımaları var: “Bu karar, ciddi bir ümitsizlik buhranına dönüşebilir. Bu buhran çocuğun, kendi ülkesini daha iyiye taşıma noktasında ideallerini törpüleyebilir. Hatta gençlerde, kendilerini bu kararla engellediğini düşündüğü kesime karşı bir öfkeye dönüşebilir.” Sayar, böylesi bir öfkenin yansımasının yalnızca şiddet olmayacağına dikkat çekiyor. Gençlerin yurttaş olarak sorumluluklarını ihmal etmesine, “Zaten ben çok büyük bir haksızlığa uğradım, bu devlete ne vereceğim ki?” tarzında düşüncelere yol açabileceğine işaret ediyor. Hayal kırıklığının “pasif agresyon” denilen ve açık bir şekilde şiddete dönüşmeyen ‘ihmalkârlık, umursamazlık, memleketi sahiplenmezlik’ gibi bir tavra dönüşebileceği uyarısında bulunuyor.
 Danıştay’ın verdiği bu karar Ülkemizi bürokratik oligarşi rejimine sürükleyip, darbeciliği açık bir şekilde savunuyor ve toplumsal barışın temeline dinamit koyuyor. Bu karar, demokrasiyi hazmedemeyen ve yok sayan 28 Şubat sürecinin halen devam ettiğinin bir göstergesidir. Yargının hukuk içinde kalması gerekirken, maalesef faşizan rejim peşinde koşanların sözcülüğünü yapmış oluyor. Karar; bütünüyle hukukun dışında, ideolojik örgütlenmenin ortaya çıkardığı Ergenekon mantığının hukuk kılıfına büründürülmüş halidir. Burada halkın bir kesimini diğer kesimi ile eşit görmeyen bir anlayış, mahkeme kararı ve oybirliği ile tescillenmiştir. Hukuktan değil, Ergenekon zihniyetinin hukuk adına halka dayatılmasından başka bir şey değildir!
 Danıştay başkanı kameralar karşısına geçip, Sayın başbakanın açıklamalarını “talihsizlik”olarak gördüğünü Anayasadan aldığı yetki ile Türk Milleti adına yargı yetkisini kullandığını ve sadece hukukun üstünlüğünü hedeflemekte olduğunu savunuyor. “Sayın Başkan; Başbakan da, halkın iradesinin tecelli etmesiyle o makama gelmiş ve milletin duygularına tercüman olmaktadır. Asıl sizin verdiğiniz karar “talihsizliktir”! Bir an önce adalet mekanizmasını işletip haksızlığa uğrayan mağdur meslek liselerinin mağduriyetini giderin ki; Yüce Milletimizin vicdanında paklanasınız. Yoksa, halkın asil vicdanlarında ömür boyu mahkûm kalacaksınız!”
Sonuç itibarıyla meslek lisesi çıkışlı biri olarak diyorum ki: “Hukukçuların yasalara uymadığı bir ülkede ben adalet arıyorum.” Ne kadar saçma değil mi sevgili dostlar?


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık