ŞAKİRO'YU TANIMAK


5 Kasım 2009 Perşembe 00:00
ŞAKİRO’YU TANIMAK 
    Nedendir bilmem; epey bir durgunluktan sonra, Dengbıj Şakiro’nun radyodan okunan o müthiş klamıyla boş durmamam gerektiğini hatırlıyorum…
  Şakiro’nun hikmetini anlamadığım - bilmediğim müthiş bir terennümü vardır gönül dünyamda. İşin aslını sorarsanız tam olarak şivesini kavrayamadığım bir dil kullanır. Belki gizemi de buradandır. Çözemediklerimize duygularımızı yükleyerek gönül dünyamızı zenginleştirmek ve onlarda kendimizi tasvir etmek…
 Şakiro, Doğu’nun müzik tarihinde eşsiz bir yere sahiptir. Şöhreti Türkiye’de pek duyulmamışsa da Doğu kimliğinin bulunduğu her alanda bilinir, tanınır ve dinlenir.
  Onu, ilk kez Van’da öğrencilik yıllarımda Ağrı Patnoslu bir arkadaşımın evinde dinlemiş hiç ilgilenmemiştim. Arkadaş ısrarla onu bana anlatmaya devam ediyor, sanatçının oktavlarının özelliğine varana dek aydınlatıyordu beni. Ama işin ilginç yanı ben ona yabancıydım. Tanımıyordum bilmiyordum. Yeni bitme müzikler hakkında bilgim olmasına rağmen yıllanmış bir sanatçıya cahildim ve onu anlamıyordum. O samimi açıklamalar beni etkilemiş ve Ben Doğu’nun Dengbıj’lerini tanımışım meğer o gün…

   Kelime anlamı olarak dengbêj; deng (ses) ile bêj (söz) kelimelerinden oluşmuş ses ve sözün bir araya gelmesi olarak karşımıza çıkan başlı başına bir sanat biçimidir. Dengbêjlik ayrı bir sanat biçimidir de diyebiliriz. Çünkü salt müzik sanatı olarak değerlendirilemeyeceği kanısındayım. Dengbêjlik sadece müzik alanında eserler ortaya koymaz, tiyatro ve edebiyatın da ana kaynağıdır Doğu’da.
   Belki bunda en çok göze çarpan müziksel yanı olmuştur; fakat bu onun realitesini göz ardı etmemizi sağlamaz. Nasıl ki müzik eşliğinde uygulanan opera kendi başına bir sanat kabul edilirse dengbêjlik de kendi başına bir sanattır. Bununla birlikte dengbêjlik, bir Doğu felsefesidir. İçinde yaşamı, aşkı, ölümü, acıyı, aileyi, töreyi, ülkeye ve dünyaya bakış açısını bulabilirsiniz. Bu anlamda dengbêjlik için, sanat olduğu kadar disipline olmamış bir felsefi biçimdir de diyebiliriz.

  Kaybettiğimiz değerli Büyük Ağabeyimiz, Mehmet Uzun’un bu konudaki görüşlerine yer vermek istiyorum. Kendisine sorulduğunda diyor ki;  
“Size dengbejlerimi anlatayım.  
Evet, dengbej, dengbejlerim, dengbejlerimin sesi, kelamı, dili. Bunları anlatayım size.  
Dengbej, sese nefes ve yaşam verendir.  
Dengbej, sesi kelam, kelamı kılam, türkü haline getirendir.  
Dengbej, söyleyendir, anlatandır. Tıpkı yazılı edebiyatın ilk dengbeji Homeros gibi…

    Evet Büyük Üstadın bu tanımından sonra bize kelam düşmez tabi ki.
Dengbêjlik Doğu halkının en eski, kültürünün temel alt yapısı ve onun için toplum bilimi, Filozofluk, sözlü edebiyat ve de siyasi ve tarihi bir misyondur.
   Doğu’da nedeni mantıksal açıklamalardan uzak sebeplerle yasaklanan ve mükemmel bir varlık olan insanın çok boyutlu haykıran sanatının, tek yansımasıdır klamlar.
    Okuma yok yazma yok, sanat yok, sadece aşk ve tabiatın etkisiyle hüzünlü bir ney sesidir Dengbıjlerin sanatı.
Doğu kültürü, hammade olarak; söz (Klam) , şarkı (stran) , hikaye, folklor ve kılık kıyafet yönü ile çok zengin ve de çok güçlü bir temel taştır. Doğu’nun bu temel taşı niteliğindeki kültürü, Dengbêjler sayesinde omuzlanıp büyük bir itina ile korunup özenle taşınabilmiştir. Dolayısıyla hiç kimsenin, sanatın bu yönünü yok etmeye gücü yetememiştir.
  Doğu’nun Dengbêj‘leri halk içinde köşk-saray, köy-kasaba, dağ-taş, ova-yayla demeden çok gezmişlerdir. Halkın yaşamını çok yakından görmüş, çok iyi tahlil etmiş, çok iyi tanımış ve de birlikte paylaşmışlardır.
   Baştanbaşa doğayı, çiçeği, sohbeti, insanların içinde kalmış söyleyecekleri, acı-tatlı, hikâyeleri, gizli sevdaları, kavgaları, ihanetleri, yiğitlik ve kahramanlıkları vs…
   Doğulu’ların gerçek hayatlarını her yönü ile sözlerinde büyük bir özenle dile getirmişlerdir. Dengbêj’ler, doğanın, ovaların-yaylaların, özelliklerini, güzelliklerini, bazen sözün gerdanında işlemişlerdir. Bazen bir Dilber den bir buse alabilmek için, falakaya yatıp, ayağının altına yüz bir sopa, zindanlarda yüz bir yıl idam cezasına razı olmuşlardır. Bu yönüyle, maneviyatlarına bağlı oldukları bu mecazi anlatımları zenginleştirip kişileri aydınlatmışlardır. Bazen kumaş olup, kendilerini bir güzelin endamından, boyundan, aşağı salıvermiştir klamları. Bazen bir yiğidin elinde debuz olup zulme karşı durmuş mazlumların tercümanı olmuşlardır.
  Yeni nesil bana yine kızıp Hocam ne alaka diyecekler, mail kutularıma olumsuz eleştireler yazıp, beni gündemi değiştirmek,  aktüel yazmamakla suçlayacaklar. Ne yapalım ilham da bir nevi kısmettir bugün bize Şakiro’nun terennümleri düştü. 

Selam ve Sevgi ile…

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık