ŞİMDİ ORTAK KİMLİĞİMİ ARIYORUM


8 Temmuz 2008 Salı 00:00
Herşeye rağmen bu Ülkede yaşamış olmaktan mutluyum diyebilirim.
Birçok kişinin bana ortak sorusu şu : “Bu ülkede iki kültürü bir arada yaşamak nasıl bir duygu?”. Özellikle  dinlediğim müzikler için; “bu bir çelişki doğurmuyor mu sende?” Ya da doğu ve batı müziğini bir arada dinleyip, bunlar hakkında yorum yapacak kadar hayranlık duyman sende çatışma oluşturmuyor mu?
 Cevabı için belki derin ve uzun tezler gerekli. Hakikaten düşündürücü ve deşindirici bir soru.
   Aslına bakar ve dikkat ederseniz doğu ve batı kelimeleri yerine orijinal lugatlarını kullanmak gerekirken konjoktürel fonksiyonların elverişli olmaması nedeniyle bunları bile kullanmadan zamirlerini kullanmak zorunda kalıyorum.
  Yanlış ve çok yanlış bir kullanım da diyebilirsiniz. Ama elimizdeki malzeme bu. Bu malzemeden ilk numunesini yapmak ve ortaya çıkarmak zorunluluğu var. Gelecek bu kelimeler üzerine bina edilecek umudundayım.
   Mehter marşlarını dinlemek bana zevk veriyor, Çünkü; Osmanlının muhteşem ordusunda kendimi serasker havasında hisseder kös, davul, nakkare’ leriyle coşar, Ve bu bana haz verir. Aynı zamanda Şivan PERVER’in yanık halk ozanlarının yorumlamalırını dinlediğim de de büyük atalarımın bana bıraktığı o güzel klamlar (halk deyişleri) beni zirveye ulaştırır; edebiyata şiire birkez daha aşık olur, bu tablo karşısında, bir kez daha Allaha teşekkür ederim. Ve derken Ege’ye  kayar, orda eEfe olur, kızan olurum. Özay GÖNLÜM den anadolunun enfes halk derlemelerinin nağmelerini ruhuma yelpaze yapırım. Ve karşımda Karadeniz insanının  tabiatıyla barışık, yayla kemençesinin müzigi bana kara denizin kara sularında kullaç attırır, hamsiyle yüzdürür .Kızıldenizde, sınırları aşar,Halil CİBRAN ın filistinli çocukları için  bir taşta ben atarım. Ahmet Ariften, Oy Havar’ı dinlemek hüzün verirken, Yahya Kemalde “Rindlerin Ölümü’nü ezberden okumak beni hayata birkez daha bağlar. Diyarbakır’da bizi Cahit Sıtkı karşılar, dilinde Fakiyı Teyranın dizeleri, bana; “hoş geldin sahabeler şehrine” der.
 Ne yapalım belki geçmiş bize özgürce müzik dinleme özgürlüğünü vermedi yada veremedi veya  hammadesini bizler oluşturamadık. Ama şuna inanıyorum ki;  bu toplum gittikçe kenetleniyor. Hiçbir kültür ve halk üstün değildir anlayışı, paydasında birleşiyor.
   Beni eleştirecek olanlarada derim. “Bu bir sevdadır belki bir şahısta belkide bir ülkede belkide bir mirasta yada bir liderde birleşip konuyor bir yere. Bana  hak vermeyenleri de anlıyorum. Ama lütfen şunu anlamalarını diliyorum. Ben kültürüm üstün değildir demiyorum Başka kültürüde sevebiliyorum diyorum. Ve bence bu bir erdem.
  Yıllarca aynı filmlere birlikte gülmedik mi? Hangimiz Şaban”ın filmlerindeki kareleri günlük yaşantısında ima yapmadı. Hangimiz, Tatar Ramazan da Haksızlık Karşısında boyun eğmeyiz, sözünü söylemedi.  Doğulu bir Türkücünün bestesini batı müziği tarzına çevirip birlikte hangimiz eğlenmedi. Tarkan hangi çocuk tarafından dinlenilmedi ki?  Belki diyeceksiniz neden isimleri yok sayıldı beslendiği kaynaklar neden kurutulmaya mahkum edildi. Evet bu bir hataydı. Her yenilik, her yanlış, eleştirile eleştirile yada tasaffi edip mükemmelleşir. Şimdi buradayız ve ortak paydamız olan inancımız ve bundan sudur eden ortak kültürümüz artık birbirini sevmek, yüceltmek ve geliştirmek zorunda.
   Bunu ben şuna benzetirm. Sanat eleştirmenleri derlerki; Anadolu nun kendine has bir mimari tarzı yoktur. Roma, Bizans ve İran kültürünün karmasıdır. Belki doğru,belki yanlış. Bu işi tarafsız uzmanlara bırakalım. Bende diyorum k; “bu yüzyılda artık Türkiyenin tek kültürü şundan ibarettir. Yada sadece batıdan yada doğudan ibarettir diyemiyoruz. Türkiye hakkettiği bu gururlu ortamda yaşamayı hakkedenlerin ortak kültürüdür ve malıdır. Ve istediği değişikliği yapma hakkına sahiptir”. Şayet demokrasinin tanımı değişmediyse tabi.
   Bir çok tezlerde şöyle bir tez ileri sürülür. Bu ülkede yaşanan elit magazin kültürlü kesim, bu ülkeyi temsil etmiyor. Çünkü bunların çoğu, ya nasari, yada sebateyan veya milleti sadıkadan olduğu için, bunlar askere alınmadı. Ve bunların birçoğu yurt dışında okuyup ülkeye geri döndüler. Çoğu devlet memuru, prof. yada doktor  oldu. ve oranın kültürünü taşıdılar ülkemize. Birçok taraftar medya da bunları haber yapıp ülkemizi bundan ibaret saydı. Çünkü; bu ülkenin gerçek sahipleri savaşlarda kıtlıklarda öldüler.
   Doğruluk payı yok değil elbette bu tespitlerin. Ben kendi fikrimce ve kimliğimce diyorumki olan oldu, ölen öldü. İbadet, bakış, öz değerler  ve ritüellerde aynı anahtarları kullanıyorsak şayet,  kalan fidanlar üzerinde çalışıp yeni meyveler vermenin zamanı gelmedi mi? Yada bir dalda iki meyva yetiştirme imkanı varsa neden olmasın. Birimizin tek kültürü olacağına, ruh soyluluğu bakımından asil, ortak bir kültürü olamaz mı? Elbette olabilir.
     Doğulu ve batılılar, sevilme çağının geldiğini  ve aynı dalda ortak meyveleri verme zamanının geldiğini neden kabul etmesin..Ve bu ortak sahiplik ilkesi üzerine, insanlar ve bu kültür, olduğu gibi kabullenilip,  değer verilip, neden bu ülkenin sevgisi üzerine yönlendirilmesin.
  Bu güzel düşünceler üzerine ben umutluyum, gayretliyim ve güzel aydınlık yarınlar için  ortak kimliğimi aramaya devam edeceğim.
Selam ve sevgi ile.

Mustafakaradagli15@hotmail.com

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık