Siverek Romanda Yaşıyor


30 Kasım -0001 Çarşamba 00:00

                                               SİVEREK ROMANDA YAŞIYOR
                                                       Taşın ve Aşkın Ezgisi

       Hani söylemiştim ya, "Taşın ve Aşkın Ezgisi"ne konu olan her yeri dolaşmam lazım diye, "Ben Geldim Siverek" isimli yazımda; öyle de yaptım elimden geldiğince...Neden mi? Çünkü bu kitap, Siverek'i  roman tadında anlatan ilk ve tek eser. Siverek'in kara taşından tutun da, sosyal hayatını bile tüm ayrıntısına kadar bulabileceğiniz muhteşem bir anlatım.
       Gümrük Hanı'nda geçiyor roman...Eskiden Gümrük Hanı'nda keçeciler varmış, şimdi yok maalesef. Siverek'in çok önemli bir özelliği olan keçecilik de, diğer özellikleri gibi yok olmaya mahkum olmuş ne yazık ki! İşte o keçeciliğin artık son demlerini yaşadığı bir dönemde, üniversiteye başlamış olmasına rağmen sırf babası hastalandığı için ailesine bakmak zorunda olduğundan, okulunu yarım bırakıp baba mesleğini sürdürmek zorunda kalan Behram'ın hikayesi anlatılıyor romanda...Birbirinden güzel motifler üretip, harika keçeler yapan Keçeci Behram'ın hikayesi...
       Siverekli yazar Rıfat Mertoğlu'nun o muhteşem anlatımıyla, okuyucuyu sürükleyen, olayların geçtiği yerlere alıp götüren bir kitap.
       Kitabı elime alıp, onun gizemli, büyüleyici dünyasına daldıktan sonra  ancak mecbur kaldığımda bırakabildim. Zaten bir çoğumuzun da kitap seçerken aradığı özellik değil midir akıcılık? Akıcı, çarpıcı bir üslupla yazılmış roman. Adeta yaşıyorsunuz anlatılanları. Hele bir de gördüyseniz o mekanları, bildiğiniz yerlerse; tam romanın orta yerindesiniz demektir. Özellikle Siverek'teki Gümrük Hanı'nı gezmek, hanın avlusundaki asma ağaçlı kuyuyu görmek istememin sebebi buydu işte... O gördüğünüz mekanda yaşananları şöyle bir düşünüyorsunuz da, ne kadar da büyüleyici geliyor insana.
       Keçecilerle ilgili ne varsa, ne kadar ayrıntı varsa değinmiş yazar; hiç bir karesini atlamadan. Belli ki, birebir yaşamış keçenin yapıldığı anları; gecesiyle gündüzüyle. Yeraltı Hamamı'ndaki keçe pişirme sahneleri, keçecilerin tüm güçlerini toplayıp, belli bir ritimle sesler çıkararak göğüsleriyle o keçeleri dövmeleri, aralarında ki muhabbet, sıcaklık, dostluk örnekleri... Hepsine bir bütünlük içerisinde çok güzel değinmiş gerçekten de. Dedim ya, adeta yaşıyorsunuz. Siz de sanki orada bir keçeci çırağı olup çıkıyorsunuz. Hatta, pişirme işi bitiğinde göğüslerinde oluşan ağrıyı, kızarmışlığı bile hissediyorsunuz.
      Siverek'lilerin vazgeçilmez tutkularından biri olan keklik avı da, yürekleri yakan acılar eşliğinde tüm ayrıntısı ve güzelliğiyle anlatılmış "Taşın ve Aşkın Ezgisi"nde. Gündüz Gümrük Hanı'nda keçeci oluyorsunuz, gece sabaha karşı bir bakıyorsunuz keklik avındasınız avcılarla birlikte. Gecenin tüm sessizliği ve tehlikesine aldırmadan, Kerejdağ'ın eteklerinde keklik avına çıkıyorsunuz. Belki hayatınız boyunca hiç yaşamadığınız ya da yaşama şansınızın bile olmadığı keklik avını yaşatıyor size bu sahnelerle Mertoğlu...O muhteşem anları an be an hissediyorsunuz yüreğinizde, yaşıyorsunuz...
       Keçeci Behram'la Gülzerin'in, törelere meydan okuyan, yürekleri dağlayan aşkına gözyaşı döküyorsunuz sonra...Aşkın ezgisini, aşkın acısını ciğerinizi yakarcasına hissettiriyor yazar size. Hani bizim yöremizin aşkları hep keder yüklüdür ya, hani bağrında ateşten gözyaşları taşır ya; işte o aşklardan birine daha tanık oluyorsunuz burada. Siverek'in taşlarının ve aşklarının ezgisini öyle güzel dillendirmiş ki yazarımız, kitap ismi ancak bu kadar yakışabilirdi hikayeye diyorsunuz bitirdiğinizde.
       Kitabın başından sonuna kadar, Siverek'te gezmediğiniz sokak kalmıyor. Kaleye çıkıyorsunuz, yüzünüzü Karacadağ'a verip ciğerinize serin rüzgarlar çekiyorsunuz. Sizde kapılıyorsunuz bu yüce aşkın terkisine, eşlik ediyorsunuz siz de romana bi yerde... Şeytan Küçesi'nde dolaşıyorsunuz bazen, bazen de Behram'la birlikte sokaklarda Gülzerin'in evini gözetliyorsunuz içten içe onunla birlikte yanarak...
       Kan davalarını, töreleri, acımasızlığı, verilen kurbanları, sönen ocakları, tüm çarpıcılığıyla anlatıyor kitap."Bu topraklarda aşk yasak, aşık olamazsın" diyenlere inat, aşkını yaşamak için and içen, hayatı acıyla yüklü Behram'ın hikayesini okumanızı ısrarla tavsiye ediyorum hepinize...
       Siverek için bir ilki gerçekleştirip, onun romanını yazan, bu romanı edebiyat dünyamıza kazandıran sayın Rıfat MERTOĞLU'na yürek dolusu minnettarlığımı sunuyorum, yüreğinize sağlık Rıfat Hocam...


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık