AMCAM MUSTAFA-11

Kadir BÜYÜKKAYA

Kadir BÜYÜKKAYA

AMCAM MUSTAFA 11.BÖLÜM

100 YILLIK TARİH

Amcamın yaşamında bir-iki traji-komik hadise daha var, bunlara  değinmeden olmaz. O’nun çok eskilere dayanan,  sağlığıyla ilgili ciddi bir sorunu vardı. Apış arasında yumurtalıklarına yakın bir yerde sıradan bir sivilce şeklinde ortaya çıkan ve zamanla büyüyerek iri bir çıbana dönüşen bu rahatsızlık Onun uykularını kaçırır olmuştu. Siverek ve Diyarbakır’da müracaat ettiği doktorlardan hiçbiri bu rahatsızlığa çare bulamamıştı. Verilen ilaçlar birşeye yaramamış. Zaman zaman iltihaplanan ve zamanı geldiğinde patlayan bu yaradan günlerce kan ve irin akardı. Amcamı canından bezdiren bu yara ona büyük sıkıntılar yaşatmış. Gittiği doktorlardan umduğunu bulamayan ve bütün umudunu sağdan soldan derlediği ot ve nebatlara bağlar hale gelen Amcamın yarasına ot ve nebatların da maalesef bir yararı dokunmamış. Otlardan ve doktorlardan umudunu kesen amcam, gökte uçan kuştan, yerde sürünen böceğe kadar karşılaştığı herkese rahatsızlığından söz ederek onlardan ilaç-derman soruyormuş. O’nun bu çabasına kimi zaman yakın dostları ve akraba çevresi de katılmış. Derken günlerden bir gün, vatandaşın biri Amcama Urfa’da oturan Vanos isimli yahudi asıllı birinden söz etmiş. Vatandaşın dediğine göre Urfa’da oturan bu yahudi, uçan kuşun sütünden dermansız hastalıklara, ilaç derman yaratırmış. Yıllardan beri kendisine büyük sıkıntılar yaşatan kronikleşmiş hastalığına çare bulamamaktan bizar olan Amcam, kendisine iletilen bu haberle sevinçten havalara uçmuş. Zaman kaybetmeden Urfa’ya gitmek istemiş. Amcamın yalnız başına Urfa’ya gitmesi makul görülmediğinden kendisiyle benim gitmem istenmişti. Amcam ile birlikte Urfa’ya hekim Vanos’un yanına gitme görevi bana verildiği için son derece sevinmiştim. Siverek-Urfa arasında yolcu taşımacılığı yapan bir minibüse atlayarak Urfa’ya gittik. Minibüsten iner inmez karşılaştığımız ilk insana Vanos’un evini sorduk. Urfa’nın Lokman-i hekimi sayılan yahudi Vanos’u yediden yetmişe herkes tanıyordu. Vanos’un evi Urfa Belediye Binası’ndan daha iyi biliniyordu. O’nu ve evini bilmeyen yoktu. Bize verilen tarif üzerine Vanos’un evini elimizle koymuş gibi bulduk. Balıklı Göl’e yakın bir yerde bulunan evi hergün derdine derman arayan onlarca insanın uğrak yeri oluyormuş. Derdine hiçbir derman bulamayanlar büyük bir umutla Vanos’un evine koşarmış. Vanos’un evine vardığımızda bir-iki kişi Vanos’un kapısından çıkıyordu. İçeriye girdiğimizde Vanos bizi büyük bir misafirperverlikle karşıladı. Siverek’ten geldiğimizi öğrenince daha yakından ilgilendi. Siverekli dostlarıyla olan bir-iki anısını bizlerle paylaştı. Vanos’un giyim-kuşamı oldukça düzgündü. Bilmeyen biri O’nun az sonra görevinin başına gitmek için hazırlanan Urfa Valisi sanırdı. Vanos’un, kendisi gibi yaşlı ve aynı zamanda hasta olan bir hanımı vardı. Odanın bir köşesinde bitkin ve hareketsiz yatıyordu. Çocukları Urfa’nın dışında yaşayan Vanos’un, hanımına büyük bir istekle hizmet etmesi bende saygı uyandırmıştı. Vanos Sivereklilerle olan dostluk hatırı için bize kendi elleriyle pişirdiği kahveden ikram etti. Kahveden sonra asıl meseleye geçildi. Amcam başına musallat olan rahatsızlığıyla ilgili Vanos’a uzun uzadıya açıklamalarda bulundu. Amcamı can kulağıyla dinleyen Vanos, sonunda Amcama dönerek "Şu yaranı aç da bir bakayım" dedi. Uzun yıllardan beri her önüne gelene yarasını göstermeye alışık olan Mustafa Amcam, şalvarının uçkurunu çözerek yarasını gösterdi. Vanos büyük bir dikkat ve özenle yarayı inceledi. Sağını-solunu, üstünü-altını iyice elden geçiren Hekim Vanos, sonunda Amcamın hastalığına teşhisini koydu. Teşhis koymakla yetinmeyen Vanos, bir de hastalığın ilacını da buldu. Vanos’un söylediğine göre Amcamın bu kötü hastalığı ancak kaplumbağa etiyle tedavi edilebilirdi.

Vanos’un Amcamın derdine derman bulması beni olağanüstü sevindirirken, Amcam için aynı şeyleri söylemek çok zordu. Kaplumbağa etinden gelecek şifaya Amcam hiç de sıcak bakmıyordu. ''Kaplumbağa eti yiyeceksin'' denildiğinde Amcamın yüzü allak-bullak olmuştu. Yüzünü buruştururken renkten renge girmişti. Hoşnutsuzluğu Vanos’un gözünden kaçmadı. Amcamın bu konudaki rahatsızlığını gidermek isteyen Vanos, kendisine ikna edici birşeyler anlatsa da, Amcamın yüzündeki hoşnutsuzluğa son veremedi. Vanos kaplumbağayı nasıl kesecegimizi, etini nasıl pişireceğimizi bize bir bir anlattı. Kırda bayırda çokça görülen iri bir kaplumbağayı yakalayıp eve getirecektik. Kaplumbağayı kesmek için su dolu bir kabın içine bırakacaktık. Suda boğulmak istemeyen kaplumbağa başını sudan çıkardığı an keskin bir bıçak darbesiyle başını gövdesinden ayıracaktık. Daha sonra kaynar suya atarak gövdesinde bulunan sert kabukların dökülmesi sağlanacaktı. Vanos’a göre kaplumbağa etinin tavuk etinden bir farkı yokmuş. Bizden muayene parası almayan Vanos, bizi kapıdan uğurlarken kaplumbağa etinden başka bu yarayı iyileştirecek ilacın olmadığını da tekrar tekrar söyledi.

Amcamla Siverek'e dönerken yolda kaplumbağa etini konuştuk. Amcam ilaç da olsa kaplumbağa etini yiyemeyeceğini söylüyordu. Ben de kendisine kullandığımız ilaçlarda hoşumuza gitmeyen birçok sey olduğunu, ama buna rağmen onları rahatlıkla kullandığımızı söyleyerek Amcamı ikna etmeye çalışıyordum. Ne var ki O, ikna olmaya niyetli görünmüyordu. Siverek'e döndükten sonra Vanos’un önerdiği kaplumbağa etini Amcama yedirmek için herkes seferber oldu. Amcamı ikna etmek için, başta Hacılar-Hocalar, şeyhler-müritler olmak üzere herkes elinden geleni yaptı. Siverek çevresinde yaşayan en itibarlı kişiler devreye girdiler. Fakat hiç kimse Amcamın bu yöndeki inadını kıramadı. Kimsenin gücü O’nu ikna etmeye yetmedi. "Ölürüm ama kaplumbağa eti yemem" dedi. Kaplumbağa eti yemeye yanaşmayan Amcamın yarası zaman zaman iltihap toplayarak Amcamı rahatsız etmeye devam etti. Amcam yıllarca bu yaradan çekti. Diyarbakır’a gidiş gelişler, doktorların verdiği ilaçlar, bunların hiçbiri O’nun derdine derman olmuyordu. Herkes Amcam için endişeleniyordu. Derken Amcamın Ankara’ya gidişine karar verildi. Amcamın Ankara'da askeri okulda öğrenci olan bir yeğeni vardı. Kendisiyle bu konuda konuşularak Amcama yardımcı olması sağlandı. Amcamın Ankara’da tedavi olması için gerekli olan işlem ve müracaatlar yeğen Mahmut tarafından yapıldı. Orda kalacağı süre boyunca bütün işleriyle o ilgilenecekti. Sonunda Amcam sevenlerinin duaları eşliğinde Ankara’ya uğurlandı. Gerekli tahlil ve analizler için Amcamın bir süre hastanede kalması gerekti. Amcam Ankara’da iyi bir hastaneye yatırıldı. Mustafa Amcam Ankara’yı ilk kez görüyordu. Dilini suyunu bilmediği bu yerde kalmak ona çok zor geliyordu. Birkaç gün önce geride bıraktığı memleketi gözünde tütüyordu. Sağolsun yeğeni Mahmut kendisini yalnız bırakmadı. Hastaneye yatırıldığı gün yeğen Mahmut ona hastanenin sağını solunu gezdirmiş, tuvaleti, kantini, oturma salonunu ve daha birçok yeri göstererek, ona nerden nereye nasıl gidileceğini bir bir anlatmış. Hatta Amcamın isteği üzerine, yetkililerden rica ederek namaz kılması için ona özel bir köşe bile ayarlamıştı. Mahmut yeğen, Allah razı olsun, Amcamın bütün sorunlarıyla yakından ilgilenmiş, bütün ihtiyaçlarını bir bir karşılamış. Fakat gel-gör ki buna rağmen yabancılık ve özellikle dil bilmemezlik Amcamın canını sıkmaya devam etmiş. Günlerden bir gün Mustafa Amcam abdest tazelemek için tuvalete gitmek istemiş. Abdest alarak kendisine ayrılan köşede ikindi namazını kılmak isteyen Mustafa Amcam yatağından doğrulmuş. Kendisine daha önce tuvalet yolu gösterildiği için kimseden yardım istemeye gerek duymamış. Yol bulma konusunda bildim bileli kendine güvenen Amcam hastane koridorunda yolun sonunda bulunan tuvalete gitmek için odasından çıkmış. Bu köşe şu köşe derken dalgınlıktan olsa gerek, tuvalet yolunu büsbütün şaşırmış. Geri dönüyor, ileri gidiyor, ama bir türlü tuvaleti bulamıyormuş. Derken farkına varmadan odasından da bir hayli uzaklaşmış. Tabii bu arada tuvalet ihtiyacı kendisini alabildiğine hissettirmiş.

Tuvalet yolunu bulacağından umudunu tamamıyla yitiren Amcam herhangi bir kazaya meydan vermemek için sonunda birine yolu sorma gereğini görüyor. Amcam tesadüf sonucu ordan geçen birini durdurarak ''Babam bu kenuf nerdedir? '' diye soruyor. Kunuf kelimesinden birsey anlamayan adam yoluna devam ederek Amcamdan uzaklaşıyor. Sonra bir başkasını durdurarak ona ''Babam bu selexane yolu nerdedir?” diye soruyor. Amcamın kendisine soru yöneltiği kişi birşey anlamadan ve Amcama cevap vermeden ordan uzaklaşıyor. Amcam işlerin kötüye gideceğini düşünerek az ilerde birbirleriyle konuşan iki kişiye yaklaşarak ''Babam ben abdesthaneye gideceğim, abdesthane nerdedir'' diyor. Birbiriyle konuşan iki kişiden biri amcamın ne dediğini hemen anlamış olacakki amcama dönerek: ''Ha siz tuvalete gitmek istiyorsunuz'' diyor. Hastanede yatan bir yakınını ziyaret etmeye gelmiş olan bu hayırsever vatandaş çevresine bakınarak az ilerde kapısında tuvalet yazılı kapıyı Amcama işaret etmiş. Amcam adama ''sağol sağol'' diyerek adamın kendisine işaret ettiği kapıya doğru hızla yürümüş.Bizim oralarda kullanılan  kenuf ve selağane sözcüklerinden birşey anlamayan şehirli beyefendiler üzünden amcam az daha  kazaya uğrayacaktı.....

İlerde bir kitap çalışmasında kullanmak istediğim bazı şeyleri kendime saklayarak şimdi gelelim Mustafa Amcamın Hollanda günlerine.

Devam edecek.......

Kadir Buyukkaya

k.buyukkaya@hotmail.com



4 Haziran 2013 Salı 22:42

http://www.siverekgenclik.com/yazar/amcam-mustafa-11-1928.html