Siverek Haber

Siverek Haber

Birazda Siverekli Beylerden Söz Edeyim


30 Kasım -0001 Çarşamba 00:00
 
 
BİRAZ DA SİVEREKLİ  BEYLERDEN SÖZ EDEYİM..
 
Zübeyir YETİK
 
Geçenlerde bir hemşerimiz, telefonda, “Siverekli bir hanımı anlatmışsın, güzel de, bu, Siverekli beylere haksızlık etmek olmadı mı; onları da anlatman gerekmez mi?” diye sitemlerini iletti. Doğrusu ya, kendimi savunacak halim yoktu. Onları da yazacağıma ilişkin söz vermekten başka bir yol bulamadım.
Bu sözümü yerine getirmek için “Acaba kimi yazsam?” Diye tanınmış pek çok hemşerimizle, söz gelimi eşimin dedesi Şair İbrahim Rafet örneği kimselerle ilgili notlarımı derleyip toplamağa çalışırken, birden “Siverek Hanımı” diye çok ortalama ve bilinmeyen bir kimseyi, anneannemi, anlattığımı hatırlayınca, yine ortalama ve bilinmeyen birilerini anlatmanın daha uygun olacağını düşündüm. Çünkü, böylece, hemen her şehirde bir iki örneği bulunan tanınmış bir takım kimselerden ise, rasgele birilerini anlatmakla Siverek’in ortalama kültürünü ve genel yapısını daha da iyi tanıtmış olacaktım.
Bunun için de, yine, yakın çevremden birilerini anlatayım istedim.
Anlatacaklarımdan dördü, babam, amcam ve iki dayım bir önceki nesilden; 1910-1920 doğumlular.. Beşincisi ise, bizim kuşaktan, ama yaşça büyüğümüz, 1934 Doğumlu bir akrabamız..
Bu beş kişinin beşinin de ortak özelliği, “esnaf” olmaları. Beşinci kişinin sonradan devlet memurluğuna geçmesi, onu da “esnaf” olarak nitelememize engel değil.
Amcam Hüseyin Yetik, kasap..
Osmanlıca okuma yazması var. Ve kitap okuyan biri… Bu yüzden, pek çok konularda kendisine başvurulan bir kimse.. Onun bilgi ve kültür zenginliğine, ne yazık ki, doğrudan doğruya muhatap olma imkânını elde edemedim. Ama oğlu, yani amcam oğlu Nedim’in -ki, çocuk denilebilecek derecede gencecik bir insanken öldü- bana anlattıklarından hafızamda koruyabildiklerimin ne ölçüde değerli bilgiler olduğunu ileriki yaşlarımda fark ettim. Burada, dayımın oğlu Necat Yetik’in Amcam için “o âlim bir kimseydi” deyişini zikretmekle yetineceğim.
Büyük dayım Ahmet Yetik.. O da kasap.. Okuma yazması yoktu.,. Aşçı olarak yaptığı askerliği sırasında bile “meyledip de öğrenmemiş”ti.  Ama, ilginç olanı şu: Hemen her gün elinde bir gazete ile eve gelir, beni çağırttırır, okuttururdu. Benden önceleri de, sanırım, oğlu Cuma Yetik Ağabeyime okutturuyordu. Ben okuma yazmaya geçince, görevi devralmış oldum.
Ve bir ilginçlik daha: Gazeteyi önce kendisi eline alır, açar, bir gözden geçirir. Ondan sonra bana uzatarak “Şurayı oku..” Derdi. Ben, onun gösterdiği yerleri okuyarak işimi yapmış olurdum. Okumalarım sırasında yorumlar yapar mıydı; doğrusu anımsamıyorum.
Küçük dayım Mehmet Yetik, yemenici. Belki gençlerimiz bilmez, köylülerin ayaklarına giydikleri yemeni ve çarıkları yapardı. Gözlerinden birindeki özrü sebebiyle askerlik yapmadığı için, hem yeni harfler hem de eski harfler ile okuma yazmayı nereden öğrenmişti, bilemiyorum.
Bildiğim şey, okuyan biriydi ve kitapları vardı. Odasına girmenin yasak olmasına karşın, o kitaplarından bir ikisini, nasıl olduysa, ben de okuduğumu anımsıyorum. Sanırım Lisede okuduğum sırada tatillerde Siverek’e gelişlerimde artık “adamdan” saydığı için, izin vermesiyle okuduydum.
O yıllarda, ki ben okul kitapları dışında epeyce bir şeyler okumuş birisiydim, tarihi konularda sohbet ettiğimizi ve her “oturum”da da dayımın benden daha çok şeyler bildiğini görmüştüm.
Kunduracılık yapan Babam İmam Yetik’e gelince, okuma yazmayı çavuş olarak yaptığı askerlik sırasında öğrenmişti. Elinden pek de kitap eksik olmazdı desem, abartmış olmayacağım. Edebiyat dersinde bir şiir üzerinde çalışırken, Babamın kitaptaki metnin yanlış olduğunu öne sürdüğünü, olayı ertesi gün öğretmene ilettiğimde Babama hak verdiğini aktarmakla yetineceğim.
Beşinci kişi olan dayımın oğlu Cuma Yetik’e gelince, benim ilkokul ve ortaokulda okuduğum yıllarda, ki o sırada kasaplık yapıyordu, 30–40 kadar kitabının bulunduğunu, konu itibariyle geniş bir yelpaze oluşturan bu kitaplarını okumam için bana da izin verdiğini anlatmam, sanırım yeterli bir tanıtım olacaktır.
Bir şeyi daha, ilkokulun ilk üç sınıfında bulunduğum yıllardaki bir gözlemimi, konuyu bütünleştirmek için, burada aktarmam gerekiyor: Babam, amcam ve dayılarım gibi esnaftan olan kimselerden 15–20 kadar insan, hangi aralıklarla onu hatırlamıyorum, geceleri bir araya gelip sohbet ederlerdi. Çocukların alınmadığı bu sohbetlere, belki de yalnızca bir kaçına,  Ahmet Dayım beni de götürmüştü. Orada kitaplar okunuyordu. Okunan kitapların Vakidî Tarihi, Ahmediye, Muhammediye, Kara Davut adlı kitaplar olduğunu, her nasılsa, çok iyi hatırlıyorum. Burada ama okunanlardan, ama konuşulanlardan pek çok şeyin, sonraki yıllarda çeşitli konularla ilgilenirken, hafızamdan çıkıp benim için ufuk açıcı birer veri oluşturduğu gerçeğini de dile getirmeliyim. Evet; bu verileri “tahkik”ten sonra onların bir bölümünden yararlanmış olsam da, kaynağı işte orada…
Siverekli Beyler de, işte, böyle adamlardı. Esnafı bu ise, ötesini anlatmak gerekir mi bilmem…
İnşallah uygun bir zamanda da gerçek birer “bey”, birer “beyefendi” olan, bana göre “babalarımız”, okuyuculara göre de muhtemelen “dedelerimiz” diye adlandırılabilecek, bu kuşağın günlük yaşamlarından, sosyal ilişkilerinden söz ederim… 
 
 
 
 

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık