Siverek Haber

Siverek Haber

Kamil Turan'ı Kaybettik


30 Kasım -0001 Çarşamba 00:00


Prof. Dr. Kâmil Turan ile ilk tanışmamız 1962 yılları dolaylarındadır, yanlış anımsamıyorsam. İzmir’de yayınlanan Demokrat Akdeniz Gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptığım yıllarda. Aynı yıllarda tanıştığımız hemşerimiz Prof. Dr. İhsan Sezal ile olan ilk görüşmemizin gazetemizi ziyareti sırasında gerçekleştiğini ve bize bıraktığı bir şiirini orada yayınladığımı iyi hatırlıyor olmama karşın, Kâmil Turan ile olan ilk tanışmamız hafızamda pek de net değil.
Kâmil Turan ismini asıl hafızama çakan olay ise, Yeni İstanbul Gazetesinde yazdığı bir yazı. Orada dünyayı bekleyen açlık tehlikesine değinmiş, bu arada deniz yosunlarının beslenme konusundaki önemini vurgulayan bilimsel araştırmalardan söz etmiş ve olayı Rahman Suresi’nin bir ayeti ışığında irdelemişti.
Bu yazının yayınlandığı yıl, yanılmıyorsam 1964 veya 1965’ti. O sırada Kâmil Turan Eskişehir İktisadî ve Ticarî Bilimler Akademisinde akademik kariyerinin ilk basamaklarında bulunuyordu. Hem hemşerim, hem tanışığı olduğum ve hem de akademisyen olan bir kimsenin benim yaşamım boyunca çok önemsediğim ve biricik rehber edindiğim Kur’an-ı Kerim’in bir ayetine atfen yazı yazması, doğrusu benim için unutulmaz bir olay olarak anılarıma kazınmıştı.
Yaşamım boyunca örgütleyici bir aksiyon adamı olmama ve yazarlığım dolayısıyla çokça da görünürde bulunmama karşın, özel hayatımda dışa fazla açık (moda deyimle sosyal) bir kimse olmadığımdan, daha sonraki yıllarda İhsan Sezal gibi Kâmil Turan ile de uzun boylu bir birliktelik imkânına sahip olamadım. Ama, her ikisini de uzaktan da olsa “çok yakından” ve gururla izledim; başarılarıyla mutluluk duydum. Hem hemşerim olmaları, hem de dünya görüşümüzdeki yakınlık dolayısıyla.
Elbette, bu “yakınlık” tam bir örtüşme diyebileceğimiz ölçüde değildi. Ama, kaba çizgilerle bir kategorileştirme yapılsa bizler aynı kategori içinde yer alıyorduk, bu toprağın insanlarının değerlerine bağlı bir anlayışın, bir dünya görüşünün sahipleri olarak. Ülke şartlarında da bu birbirimize “çok yakın” olduğumuz şeklinde değerlendirilecek bir durumdu ve hemşerilerimle olan bu beraberliğimi de, haliyle, çok önemsiyordum.
Daha yakın duruşumuza karşın İhsan Sezal ile görüşmemiz o ilk tanışmadan sonra pek (belki de hiç) olmadı da, örtüşme noktalarımız daha az gibi olan Kâmil Turan ile bir kez 1970’lerde Urfa’da uzunca, daha sonraki yıllarda da birkaç kez ayak üstü denebilecek kadar kısa görüşmelerimiz oldu. Ama, bu durum benim onlara olan (ve belki de aramızda olan) sıcak duygularımın azalmasına yol açmadı; hep aynı sıcak duyguları taşıdım, besledim ve hatta geliştirdim.
Tıpkı birkaç gün önce yitirdiğimiz (gönül hemşerim olan) Prof. Dr. Sabahattin Zaim ile olduğu gibi. Onunla da, sayı olarak değerlendirildiğinde ancak birkaç kez, saat olarak bakıldığında ise belki en çok 5-10 saat olan görüşmemize karşın, aynı yakınlık içindeydik. Sabahattin Zaim benim hayatımda önemli bir yere sahipti ve görüşmelerimizde benim de onun hayatında önemli bir yere sahip olduğumun izlenimini alıyordum.
Çünkü, görüşme sıklığının (ya da görüşememe ihmalkârlığının) ve süresinin bizler için pek de önemi yoktu. Nabızlarımız birlikte atıyordu da, ondan…
Elbette başta Mehmet Ragıp Karcı olmak üzere daha başka hemşerilerimden de aynı bağlamda söz edebilirim. Ama, Kâmil Turan’ın “akademisyen” oluşunun çağrışımları dolayısıyla bu yazı, işte, hep o mecradan akıp gitti.
Peş peşe ebedî aleme yolculadığımız, gönlümün has odasının konukları olan, Prof. Dr. Sabahattin Zaim ve Prof. Dr. Kamil Turan için Yüce Allah’tan rahmet, bu ülkenin insanlarına başsağlığı ve kalanlara sağlıklı bir ömür diliyorum…
Allah bilir ya, öte tarafta her ikisi de profesörlüklerinin hesabını çok kolay verecekler; hatta yaşamlarında profesörlüklerinin hakkını verdikleri için belki de bu unvanları onlara şefaatçi bile olabilecektir.
Siverekliler Prof. Kamil Turan ile ne kadar övünse yeridir, ta mahşere dek…
Hemşerilerimin başı sağ olsun…

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık