Dil Yarası

KONUK YAZAR

KONUK YAZAR

Dil yarası Yaydan çıkan oktan; namludan çıkan mermiden daha hızlıdır daha etkilidir daha isabetlidir dilden çıkan söz.

Dilden ayrıldı mı geri dönüşü yok, hedefine varmadan durmaz.

El yarası onulur, dil yarası onulmaz.

Mezara kadar insanın yüreğinde kanar, filizlenir, kök salar derinlere, kin olur büyür, nefret tohumları eker kalbine insanın, dil yarası.

İntikam almanın peşine düşürür, yaralı yüreği.

Sözü doğru zamanda; zeminde ve doğru kişiye söylemesini bilmeli.

Bilenler, yol göstermiş.

Arifler, bin düşün, bir söyle demiş.

Kime; neyi, ne zaman, nerede, nasıl, neden söylemek gerektiğini iyi tartıp biçmeli.

Çünkü dil kılıçtan keskin, kalemden sivridir.

“Söz gümüşse, sükut altındır.” derler; ama ariflerin öğütlerine kulak verilirse “sükut” değil, dimağdan süzülerek gelen “söz” altındır.

Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir.

Tatlı söyleyince yılanı bile çıkarır deliğinden.

Çözemeyeceği düğüm, hal edemeyeceği mesele yoktur güzel bir sözün, tatlı bir dilin.

Acı söyleyince yılan olur, ölümcül zehrini saçar.

Fitne olur dilden dile; ağızdan ağıza dolaşır durur.

Kasıt; kimseyi incitmek olmayınca en okumamışımız bile “sözüm meclisten dışarı” deme edebini, erdemini, nezaketini gösterir.

“Önüne yatmak” gibi bir deyim kullanarak meram ifade ediliyorsa; önüne mi, arkasına mı; sağına mı, soluna mı, hangi yana yatırmışsa artık natıkın (konuşanın) niyetine kalmış olsa da...

Geothe: “ Kalp ne ile doluysa dudaktan o dökülür.” Diyerek noktayı koymuştur.

Geothe’nin bu özdeyişinden sonra kalbini açıp bakmamıza gerek var mı?!..

Arif olmasak da muhatabın durumu, söylenen ortam, ilgili olay da bize ipucu verir sözün mahiyeti, natıkın niyeti hakkında.

İpuçlarına bakarak natıkın dilinden dökülen sözün hangi manada, ne niyetle kullanıldığını anlarız, Allah muhafaza doğuştan bir özrümüz yoksa eğer.

İpuçları sayesinde natıkın niyeti orta yere serildiği zaman da: “yok efendim niyetim bu değildi” diyerek başlar güvercin gibi takla atmaya, bukalemun gibi renkten renge girmeye.

Hem omurgalı sınıfından olmak hem de renk değiştirmek zor zanaat tabi.

Bunu da ancak iyi(!) bir siyaset sanatçısı yapabilir.

Ağızdan çıkan sözlere yeniden açıklık getirmek; yeniden yorumlama ihtiyacı duymak; niyetinin o, bu olmadığını söylemek; konuştuğumuz dilin kusuru mu, ağzımızdaki dilin kemiksiz oluşu mu; yoksa kalbimizde, aklımızda taşıdığımız niyetten mi, nedir?

Onu, bunu bilmem muhatap açısından ağızdan çıkan “sözün” ne dediği önemli olduğu için sözün özüne; öteye, beriye; lügattaki manaya bakılmaz artık.

Aynı sözü dosta söylemekle, düşmana söylemek farklı manalar taşır.

Niyet iyi mi kötü mü artık bakılmaz, muhatap almıştır alacağını, vermiştir hükmünü.

Şimdi:

Hay dilini eşek arısı soksun!

Dedikten sonra:

Sürç-i lisan ettiysek affola, dersem veya bakıp deyimler kitabından kendimi temize çıkaracak manayı alsam, suç işlemediğime, ricaldan, nisadan kaç kanun insanını inandırabilirim?

Bunun hesabını da onlar yapsın!..

Edep yahu! Edep, edep!..

İlyas KAMBALI

ikambali@hotmail.com



26 Nisan 2016 Salı 09:51

http://www.siverekgenclik.com/yazar/dil-yarasi-2342.html