Cuma Özusan

Cuma Özusan

[email protected]

KURAN’LA TANIŞMAM HAKKINDA

07 Temmuz 2014 - 07:29

Rahmeti nenem beni beş yaşında iken Kuran okumaya gönderdi. İlkokula gitmeden birkaç tane hatim yapmıştım. Cuma geceleri ve ramazanlarda ona Kuran okurdum. Büyük bir huşu ile dinlerdi. O zaman pek bir şey anlamıyordum. Kuran’ın asıl güzelliğinin farkına 11-12 yaşlarında iken vardım. Sabah ezan vakti kalkar, fırından simitlerimi alır, Siverek’in kahvelerini dolaşır çay içenlere simit satardım. O soğukta sobalar yeni tutuşturulmuş, insanlar onun etrafında birikmiş ısınırlardı Sobanın açık yerlerinden kızıl alevleri seyrederken asıl ziyafeti kahvecinin açtığı radyodan okunan Kuran’dan alırdım. Hiç kimsede ses seda yok. Sükût içinde herkes dinliyor. Aklımda kaldığına Abdülbasit idi okuyan. O kadar güzel okuyordu ki... O kış soğuğunda Kuran sesi içerimi ısıtıyordu.

Sonra lise çağlarımda bir arkadaşımdan emanet aldığım radyodan dinlediğim Kuran benim daha bilinçli olarak kavuştuğum ikinci neşem oldu. Mısır radyosunun yirmi dört saat Kuran yayını yapan bir kanalıydı. Ses o kadar akıcı, o kadar hafif, kadife gibi yumuşak, özentisiz, sade, gösterişsizdi ki hayran olmamak kabil değil… Beni alıp uzaklara götürüyordu. Tecvit ve kıraat kaidelerinden de hiç fedakârlık yapmıyordu. Sordum arkadaşlara, dediler ki bu Halil Husseri’dir. O kimdir dedim, Abdülbasit’in hocasıdır dediler. Şimdi onun üslubunun bizde de takip edildiğini görüyor, buna seviniyorum. Merhum Hussari’nin sesine, okuyuşunun tatlılığına meclup olmamak imkânsızdır.

Sesi güzelleştiren kıraat kaideleri değil; tevazu, ihlâs, içtenliktir. Evladını kaybetmiş, ona gözyaşı döküp ağlayan, ciğeri yanan bir annenin feryadında tasannu olabilir mi? Olamaz. Kuran okuyanlar karşısındakilere beğendirmek için okuyunca bütün tadı kaçıyor. Maalesef birçok Kuran okuyucusu güzel sesini beğendirmek arzusuyla okuyor. “Aşere, takrip, tayyibe” falan işin kabuğudur. Nitekim namazın tekniğini düşünerek namaz kılırsanız bütün ruhu kaybolur. Eğer iş sadece teknikle olsaydı Bilal’in o ilahi okuyuşu olur muydu? Arapçayı iyi bilmiyordu, dili tam dönmüyordu fakat içinde yanan alev ezan okuduğunda onu bir çığlığa dönüştürüyordu. Yedi kat sema Bilal’in okuyuşuyla çınlıyordu.

4 TEMMUZ

Bu yazı 1459 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum