Cuma Özusan

BİLİNÇALTI, PSİKANALİZ VE FREUD


Cuma Özusan
28 Mart 2013 Perşembe 12:10


Cuma Özusan

Yirminci yüzyılın başlarından itibaren Freud tarafından ortaya atılan psikanaliz, psikolojide önemli bir akımı temsil etmektedir. Psikanalizin dayandığı temel kavramlardan biri Bilinçaltı, biri Oedipus kompleksı, biri de Eros yani cinsiyet öğesidir. Freud bütün sistemini bunun üzerine kurar. Bunlardan türeyen tali kavramlar da var. Esasen bilinçaltı kavramını Freud bulmuş değil. Bu kavramın üzerinde durarak ona bir içerik oluşturmuş, önemini çalışmalarıyla kabul ettirmiş ve nevrozların tedavisinde bundan yararlanmıştır. Bu buluşunu hocası prof. Bruer’le birlikte nevrozların hipnozla tedavisinde çalışırken yaptı. Nevrozlu hastalar hipnoz altında konuşuyor ve hastalığa sebep olan olayı anlatarak rahatlıyorlardı.

Freud bir müddet hocasının yöntemiyle çalıştı fakat meydana gelen iyileşmenin kalıcı olmadığını görerek bundan vazgeçti. Serbest çağrışım ve rüyaların yorumu ile hastaları iyileştireceğine inandığı kendi orijinal yöntemini ortaya koydu. Freud’a göre bütün ruhsal rahatsızlıkların sebebi bilinçaltındadır. Bilinçten doğan sorunları bilinçte kalarak aşmak mümkün değildir. Eğer rahatsızlığın kökenini bulup ortaya koyabilirsek kişiyi iyileştirebiliriz. Hasta bilinçsiz olduğu alanlara ulaşıncaya kadar serbestçe konuşarak rahatsızlığın kaynağını bulacak, onunla yüzleşerek iyileşecektir. Bunda amaç bilinçsiz olanın bilince getirilmesidir. Rahatsızlığı doğuran sebepler çok derinde ve çocukluk çağında teşekkül etmiştir.

Bilinçaltı kavramı psikanalistler tarafında farklı şekilde yorumlanmıştır. Freud’a göre asıl olan bilinçaltıdır, bilinç arızi bir şeydir. Bilincin içeriğini haz isteği teşkil eder ve o hiçbir mantık tanımaz. Bilinçaltı irrasyoneldir, çelişkileri içinde taşır. Jung’a göre ise bilinçaltında iyi şeyler de vardır. Bilinçaltında evrensel insani geçmişimizin izleri, kalıpları vardır ki bunlara “arketip” diyor. Jung’un ideali, bilinç ile bilinçaltının birliğini ve bütünlüğünü sağlamaktır. İnsan ancak bu şekilde sağlıklı olur. Adler ise -kendini psikanalist saymasına rağmen- bilinçaltına en az değer veren kimsedir. Ona göre asıl olan bilinçtir ve bilmek insanda değişme sağlar. Erich Fromm ise bilinçaltındaki sosyal içeriklere önem verir ve onu esas alır.

Freud’a göre insanda rahatsızlığa sebep olan temel etken cinsel gelişimin sağlıklı bir şekilde ilerleyememesi ve bir noktada takılıp kalmasıdır. Çocuk benliği yani bilinci zayıf olduğundan uğradığı etkilerin kolayca üstesinden gelemez. Psikanaliz esas kişinin benliğini güçlendirmeye çalışarak rahatsızlığını aşmasında ona yardımcı olur. Çocuk iki yaşından beş yaşına kadar Oedipus kompleksının etkisindedir. Kız çocuklar babaya, erkek çocuklar anneye düşkündür. Bu devre sağlıklı bir şekilde atlatılırsa hiçbir olumsuzluk görülmez. Ergenlik çağında sağlıklı çocuklar karşı cinse yönelecek ve normal bir cinsel hayat yaşayacaklar. Kompleksi atlatamamış olanlar veya ruhsal gerilemeye uğrayanlar karşı cinse yönelemeyecektir.

Freud cinselliği geniş anlamda ele alır. Ona göre haz veren her şey cinsellik kapsamındadır. Cinsellik yalnız cinsel organların özelliği ve işlevi değildir. İnsan bütün bedeni ile cinselliği yaşar. Bebek annesinin memesini emerken, kakasını yaparken ve daha sonra cinsel organlarına dokunarak haz alır. İnsan karakteri de bu safhadaki alışkanlığına göre şekil alır. Freud kişiliğin oluşum safhalarını oral, anal, fallik, latent, ergenlik olarak beşe ayırır. Her bir safhanın özelliklerini sayar. Cinsel güdüleri tatmin etmenin bir yolu da yüceltmedir. Yüceltme alanları din, sanat, siyaset ve bilim gibi kültürel faaliyetlerdir. Yüceltme yapamayan kişiler nevrozlara duçar olurlar. İnsanlık uygarlığın bedelini nevrozlarla öder.

Freud’un görüşleri büyük bir muhalefetle karşılaşmıştır. Özellikle cinsel öğeye aşırı önem vermesi yüzünden en seçkin öğrencileri ve arkadaşları ondan ayrılmışlardır. Freud görüşlerinde hiçbir esneklik göstermemiş, en ufak itirazı sert bir şekilde ret etmiştir. Gerçi sisteminde daha sonraları bazı değişiklikler yapmışsa da temel görüşlerinde değişme olmamıştır. Freud’un sonradan cinsel içgüdüye ilave ettiği şey, yıkma ve tahrip etme içgüdüsüdür. Buna “ölüm içgüdüsü” diyor. Kişiliğin izahında da topografik görüşün yerini sonra yapısal kişilik almıştır. Freud’un büyük ümitler bağladığı en seçkin öğrencisi Jung ve daha Adler, Ferenczi, Karen Horney, Oto Rank ve daha başkaları ondan ayrılmıştır.

Freud doktrinini o kadar güzel anlatmış ki cazibesine kapılmaktan kendinizi alamıyorsunuz. Mükemmel bir tahlil ve ikna kabiliyeti vardır. Takip etmekte zorlanırsınız. Freud hiç şüphesiz dahidir. Otoriter bir kişiliğe sahiptir. En çok sevdiği çocukları, ona en çok itaat edenlerdir. Sanıldığı gibi Freud cinsel serbestliği savunmaz. Ciddi bir cinsel ve ailesel hayatı vardır, tam bir burjuva aydını gibi yaşamıştır. Hayatın zevklerinden yararlanmayı bilir. Fakat karısını çoğu zaman evde yalnız bırakarak gezintilere çıkar. Freud’da yoksulluğa düşme korkusu vardır. Farklı bir dinden ve soydan gelmesi onda bir kompleks meydana getirmiştir. Soyunun büyüklerinden olan Hannibal’a ve babası Hamilkar’a hayranlık duyar.

Freud psikanalizi siyasal ve dinsel bir akım derecesine çıkarmak için çalışmış ve bu amaçla uluslararası psikanaliz derneğini kurmuştur. Otoritesini kabul etmeyenleri bu derneğe almaz ve onları psikanalist kabul etmezdi. Freud şöhretini 1909 da Amerika’ya yaptığı bir seyahatten sonra kazanır. Amerika’da dostlar edinir ve görüşlerini yayacak kimseler bulur. Buna rağmen üniversitelerce fazla bir rağbet görüp benimsenmiş değildir. İkinci dünya savaşının sonlarına kadar psikanaliz üniversitede okunan bir ders değildir. Ancak bir enstitüsü vardır. Birçok bilim adamı tarafından psikanaliz hala bir bilim olarak kabul edilmiyor. Psikanaliz bir felsefi görüştür. Şüphesiz insanın anlaşılmasında yardımı olmuştur.

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık