Cuma Özusan

SİVEREK'İN NEDEN BİR MÜZESİ YOK


Cuma Özusan
16 Aralık 2010 Perşembe 00:00
Siverek’in yakın ve uzak geçmişte meydana getirdiği eserleri toplayan, bir araya getiren ve böylece onları ebedileştiren bir müzesinin olması lazım. Müzecilik bir fantezi değildir. Geçmiş nesillerin neler yaptıklarını, neler başardıklarını, nasıl yaşadıklarını bize anlatır. Ve bundan sonraki nesillere nakleder. Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz. Köksüz ve temelsiz hiçbir şey ayakta durmaz.

Şimdiye kadar Siverek yöresindeki etnolojik ve arkeolojik eserleri içinde toplayan müstakil bir müzenin varlığı düşünülmediği için amatör defineciler tarafından bulunan eserler kaçak yollarla dışarı çıkarılmış, yasal yolla bulunanlar da Urfa ve çevre müzelerine girmiştir. Ortada bize ait hiçbir şey görülmüyor. Siverek’te gerçek arkeolojik bir araştırma da yapılmamıştır. Araştırma yapılsa belki çok değerli eserler gün yüzüne çıkacaktır.
Siverek’in bir kültürü ve tarihi yok mu? Varsa bunu ispatlayan otantik eserler nerede. Bu ana kadar olan oldu şimdi bundan sonrasına bakalım. Görevli ve maaşlı uzmanlarca yapılacak araştırmaları beklemeden hiç olmazsa Siverek yöresindeki etnolojik malzemeyi toplayıp bir araya getirmek ve bir yerde muhafaza etmek lazımdır. Bununla biz, bizden öncekilerin nasıl yaşadıkları hakkında bir fikir sahibi olacağımız gibi, bizden sonrakiler de bizim hakkımızda bir fikir sahibi olacaklardır. Tarihe bir not düşmüş olacağız.
         
Bir kültürü olan, bir geleneği ve kökü olan, bir tarihi olan topluluk geleceğe güvenle bakar. Daha başarılı işler yapmak için cesaret kazanır. Daha yaratıcı ve üretici olur. “Siverek şöyledir”, “Siverek böyledir” demektense gerçek bir iş yapalım. Siverek’i sevenler ve kültürünün kaybolmasını istemeyenler hemen harekete geçmelidirler. Bu iş devletin yardımını beklemeden ele alınmalıdır. Ve fakat hamiyetli insanlarca da desteklenmelidir. Bu görev her Siverekliye düşer. Her Sivereklinin boynunun borcudur.
         
İlk yapılacak iş bir etnografya müzesini kurmak için evlerde, şurada burada bir tarafa atılmış ve gözden düşmüş sanılan ve esasında çok büyük değeri olan alet ve edevatın ve malzemenin toplanmasıdır. Kilimler, halılar, mangallar, ibrikler, eski kıyafetler, kürsüler, hamam tasları, badiyeler, siniler, lengeriler, kazanlar ve akla gelen her şey toplanmalıdır. Bizde bize ait özellikleri gösteren yığınla malzeme vardır. Hani o eski bulgur öğütme, şehriye çekme, nohut kavurma makineleri, el değirmenleri, sokular, taş dibekler, madarlar, değirmen taşları. Üzüm şırası için kullanılan taştan veya tahtadan yapılmış yalaklar (Kürn). Ve daha akla gelebilecek ve gelemeyecek yığınla eşya.  Kıymetini bilmeyip oraya buraya attığımız yerlerden bunları bulup çıkartmalıyız.
         
Bu yazıyı geçenlerde televizyonlarda gördüğüm bir program üzerine ondan ilham alarak yazıyorum. Adamlar kasabalarının bütün kültürünü yansıtan her şeyi toplayıp cemetmişler. Hiçbir şeyi eksik bırakmamışlar. Odun kesen testerelere, kahve öğütme makinesine kadar her aleti toplamışlar. Onlara çok imrendim ve takdir ettim. Orada burada övünüp durmanın anlamı yoktur. Kültürümüzün malzemelerini çürütmemeli, öldürmemeli, yaşatmalıyız. Siz gelin buraları (Bursa) görün de ibret alın. Eski bir yıkık binayı veya duvarı orijinaline benzeterek tamir ediyor, diriltiyorlar. Eski binaları tamir edip kültür faaliyetlerine tahsis ediyorlar.
         
Bunu kim yapacak diye soracaksınız. Siverek’i sevenler bunu yapacaklardır. Aman bana ne demeyeceksiniz.  Uzman olmanıza da gerek yoktur. Sevmeniz yeter. Bu iş o kadar zor da değil. Gerekirse bu işi bilenlere danışılır ve sorulur. Kenarda kıyıda kalmış malzemeler toplanır. Belki hurdacılara verilecek malzemeler arasında nice değerli şeyler vardır ve onların kıymetini bilmiyoruz. Böyle şeyler aranıp bulunacaktır.
Bir zamanlar camilerimizde ne değerli halılar vardı. İçlerinde gerçekten bazıları antika değerde idi. Gülabibey’de namaz kıldığım ipekli bir hali vardı. Herhalde şimdi yerinde yeller esiyordur. Bir açıkgöz belki camiye bir makine halısı hediye ederek eskidi diye onu almıştır ve bunu yaparken ben iyilik yapıyorum demiştir. Cami cemaatinin bilgisizliğinden yararlanan bazı uyanıklar gelip onları alır ve yerine makine halıları koyarlar. Bütün Türkiye’de bu böyle oldu. Bizler de buna sevinip durduk. “Allah razı olsun halılarımızı yenilediler” diye. Hâlbuki altın değerinde olan şeyler nasıl da uçup gitti. Hiç anlamadık. Malı alan sevinerek gitti. Oturduğumuz yerde haib u hasir… Ütüldük.
         
Yine geçenlerde Mardin’in bir kazasında bir vatandaşın gayretiyle böyle bir müzenin kurulduğunu televizyonda seyrettim, bizde neden olmadığına hayıflandım. Bu işe teşebbüs edilmelidir. Bir defa girişilirse gelişip olgunlaşacağına inanıyorum. Bunun için bir dernek de kurulabilir. Bu işi seven ve buna âşık olan adamlar lazım. Bizim geçmiş zengin bir kültürümüz vardır. Bu kültür günden güne kaybolup yok oluyor. Düşünün, benim ortaokulu okuduğum yıllarda (1960 başı) Siverek’te iki tane mahalli gazete vardı. Şimdi kaç tane vardır bilmiyorum. (Editör: 3 Yerel Gazetemiz var) Biz bir ortaokul talebesi olarak şiirler verir ve yayınlatırdık. Bizden bir sınıf üst bazı arkadaşlarımız makale yazardı. Şimdi bir ortaokul öğrencisi adını doğru yazamıyor.
         
Daha evvel Siverek vilayet iken(1926) büyük boyda gazete (İrfan) çıkardı. Siverek geçmişte büyük şair ve yazarlar, ulemalar yetiştirmiştir. Biz eskiden bugünkünden çok daha kültürlü idik… O zamanlar köy olan birçok kasaba bizi geçip ilerledi, vilayet oldu. Siverek’in nüfusu artmış fakat kültürü artmamıştır. Nüfus yoğunluğu tek başına bir anlam ifade etmez. Bir yeri üstün yapan kültürel faaliyetler ve kurumlardır. Şimdi en büyük eksikliğimiz bir müzedir. Bu müze mutlaka kurulmalıdır. Eski Hükümet Konağının bir parçası veya Eski Gazipaşa İlkokulu veya tarihi bir ev buna tahsis edilebilir. Şimdiden bunu düşünüp ele alacak olanlara teşekkür ederim. Adınız baki kalır. Hoşça kalınız aziz hemşerilerim. Buradan herkese binlerce selam…

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık