Cuma Özusan

SUÇLU İNSAN PSİKOLOJİSİ


Cuma Özusan
5 Mayıs 2012 Cumartesi 00:00


Faili meçhuller konusunda son zamanlarda meydana gelen gelişmeler ve bunlara iştirak eden bir polis memurunun itirafları beni çok düşündürdü. Bu polis gizli olan suçunu neden açıkladı. Kimse kendisinden bir şey istememişti. Suçunu beraber olduğu arkadaşlarından başkası da bilmiyordu. Kimsenin yapamayacağı bir şeyi yaptı ve gitti hem kendini hem arkadaşlarını ihbar etti. Şimdi ceza evindedir. Faili meçhullerin yerlerini gösteriyor. Bu yazıda suçlu bir insanın dünyasına girmeye ve onu anlamaya çalışacağız. Bu bir denemeden ibarettir. Elbette konuyu bütünüyle aydınlatabileceğimizi iddia etmiyoruz. Bildiklerimizi ifade etmenin de yararsız olmayacağına inanıyoruz.

Toplum düzeninin sağlanması için kanun ve kurallara ihtiyaç vardır. Bunlara aykırı davranmayı suç olarak adlandırırız. Suç işlemenin yaptırımları yani cezası vardır. Ahlaki normları ihlal etmek suç kavramına girmiyor. Toplumda insanlardan bazısı suçlu duruma düşmektedir. Suçlunun bunu kendi iradesi ile yaptığını kabul etmek zorunludur. Aksi takdirde cezalandırmanın gerekçesi kalmazdı. Kişi temyiz ve tefrik kabiliyetinde olunca yaptığının sorumluluğuna katlanmalıdır. Bazılarının doğuştan suçlu olduğu hakındaki teoriler bir kanıta sahip değildir, akıl ve mantığa da aykırıdır.

Bir suçu işleyen kimse evvela zihninde eylemini meşrulaştırır. Yaptığı işin suç olmadığına kendini ikna eder. Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” isimli romanında hukuk öğrencisi Raskolnikov tefeci ihtiyar kadının yaşamaması gerektiğine, onun insanlığa hiçbir katkısı olmadığına inanır ve nihayet bir balta ile onu yok eder. Hırsızlık yapan biri de kendine çeşitli bahaneler bulur ve eşyasını çaldığı adamların bunu hak ettiğine, toplumun kendisine gerekli imkânları vermediğine kendini ikna eder. Faili meçhul cinayetleri işleyen biri de bunu milleti ve vatanı için yaptığına, hainlerin ortadan kaldırılmaları gerektiğine inanır.

İkinci olarak suçlularda yakalanmayacaklarına dair bir inanç vardır. Hırsızlık, çetecilik, gangsterlik gibi suçları işleyenlerin düşünceleri böyledir. Bunlar suç işlemeyi alışkanlık haline getirmişlerdir. Bu işe başlarken yakalanmadan bir iki başarılı suç işlemişlerse artık kendilerine bir şey olmayacağına inanırlar. Suçun sebebi maddi kazanç olmaktan çıkar bir işi ustalıklı yapmaktan doğan hazzı aramak olur. Suç nevrotik ve hastalıklı bir ruh yapısının telafi mekanizması da olabilir. Suçlu suç işleyerek tanınmaktan övünç duyar. Birçok suçlunun hapse girerken “insanlar benden bahsediyor mu” dedikleri olmuştur.

Aşırı güç tutkusu da insanı suç işlemeye sevk eder. Böyleleri kural ve kaide tanımakla güce kavuştuklarına inanırlar. Bunlar güce tapan insanlardır. Herkesin uyduğu şeye uymamak onlara bir güçlülük duygusu verir, işledikleri suçları anlatmaktan çekinmezler. Çünkü kimsenin kendilerini cezalandıramayacaklarına inanırlar. “Falan yere gittim müdürün yakasından tuttum, şöyle-şöyle bağırdım” derler. Güç elde ettikçe devlete ve hükümete bile kafa tutar, etkileri altına almak isterler. Vergi ödemezler, bankaları hortumlarlar. Suçları cezasız kalır. Tanrılaşmak isterler. Gün olur ilahi adalet bunları yere çarpar, suçları cezasız kalmaz.

Suç toplumsal vasfı olan bir şeydir. Toplumun bir değer hükmüdür. Suçlu suçunun hiç bilinmemesinden rahatsızlık duyar. Rahatlaması için suçunun bilinmesi lazımdır. Seri katillerin işledikleri suçlarda mahsus bir ipucu bırakmaları suçu yüklenme arzularından doğar. Suçlular tamamen toplum dışı olamaz. Bu, ancak şizofreni gibi kişiliğin tamamen dağıldığı kimselerde olur. Suçlu en azından belli bir arkadaş çevresinde suçunun bilinmesini sağlar. Böylece kendini akıl hastalığına karşı korur. Hempalarının varlığı sosyal duygudan tamamen kopmalarını önler.

Kişilik sosyal duygunun gelişmişliği oranında gelişir. İnsan sosyal duygudan uzaklaştıkça kişi olamaz ve kendini sevemez. Suçu gizli kalan insanın psikolojisini düşünelim. Birisi bir suçu ayıpladığında bunu yapan gizlemekteki korkaklığından kendini ezilmiş hisseder. Faili meçhullere katılan polisin bu suçu gizli kaldıkça kendisine bir şey olmayacaktı. Maaşını alıp geçinecekti. Fakat bu kişi toplum dışı olacaktı. Birisi yanında katilleri kötülediğinde kendine olan inancı tamamen yok olacaktı. Buna dayanamadı. Kendini ihbar ederek hapse girdi ve topluma katıldı, suçlu da olsa tekrar toplumun bir bireyi oldu. Suçunu itiraf ederek kişiliğini kazandı. Ceza onun için bir kurtuluştur.

Neden bazı katillerin hiç vicdan azabı duymadığı söylenebilir. Hiç duymadığını tam olarak bilemeyiz fakat bunların vicdan azabını hafifleten şeyler vardır. Bazı yörelerde mesela kan davasından adam öldürmek halk arasında suç sayılmıyor. Böyle adamlar yakalansın veya yakalanmasın suçlanmıyor ve hatta itibar görüyorlar. Eğer kimse yüz vermese bunlar yaşayabilir miydi? Toplum içine çıkabilirler miydi? Hiç sanmıyorum. Bir insana verilebilecek en büyük ceza onu toplum dışı ilan etmektir. Bir yerde bir insanla kimse konuşmasa o adam ölümden daha beter bir cezaya çarpılmış demektir. Vesselam. 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
#
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık