Tarih Tekerrür Ediyor: Küresel Siyonizm ve İslam Coğrafyasının Ferasetsizliği

27 Eylül 2026 - 13:04

Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un da veciz bir şekilde ifade ettiği gibi; tarihten ders alınmazsa tarih tekerrür eder. Ne yazık ki bugün İslam dünyası, geçmişin hatalarından ders çıkarmak yerine aynı acı senaryoları tekrar tekrar yaşamaya devam ediyor.
​Tarihin akışına şöyle bir baktığımızda; dün Humeyni’nin tüm Arap halklarına seslenerek "Yöneticilerinize, Amerika yanlısı sultanlara karşı direnişe geçin" çağrısı yapması üzerine, emperyalist akıl boş durmamıştı. Bu düşüncenin bölgede kök salmasını engellemek isteyen ABD ve Batılı güçler, derhal İran-Irak Savaşı’nı körüklemiş ve 8 yıl boyunca Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmıştı. Gerçekleri göremeyen, basiret ve ferasetten yoksun bir İslam toplumunun düşeceği durum tam olarak budur. Çünkü Kur’an ve sünnet ölçülerinden uzaklaşan bir toplumu, Allah kendi kaderiyle baş başa bırakır.
​Bugün geldiğimiz noktada ABD ve Siyonist aklın Müslümanları birbirine düşürme gayretlerinin ne yazık ki hedefine ulaştığını görüyoruz. Suudi Arabistan, adeta İsrail ve ABD’nin güdümüne girmiştir. Öyle bir tablo ile karşı karşıyayız ki; Hac ibadeti için kutsal topraklara giden Müslümanlar, orada "Kahrolsun İsrail, Kahrolsun ABD" dahi diyememekte; diyenler ise derhal sorguya çekilip gözaltına alınmaktadır.
​Peki, İslam ülkeleri neden böyle bir basiretsizliğin ve ferasetsizliğin pençesindedir? Neden Siyonizm’in bir parmak hareketiyle yer yerinden oynuyor ve kardeş kardeşin boğazına sarılıyor?
​Bu kirli oyunun temelleri 1850’li yıllara kadar dayanmaktadır. Yahudi lobilerinin Osmanlı coğrafyasına girmesi, devletin kılcal damarlarına sızması ve nihayetinde koca bir imparatorluğu içeriden yıkarak amaçlarına ulaşmasıyla başlayan süreç, bugün farklı boyutlarda devam etmektedir.
​Siyonist akıl, dün İran’ı doğrudan dize getiremeyince yeni bir strateji geliştirdi: Körfez ülkelerini ve Irak’ı İran’a karşı bir cephe haline getirmek. Oysa olması gereken, tüm Müslüman ülkelerin mezhep ayrımı gözetmeksizin tek bir bayrak ve ortak bir ideal etrafında toplanmasıdır. Şii-Sünni çatışması, bu topraklara dış güçler tarafından enjekte edilmiş zehirli bir kültürden başka bir şey değildir.
​Bugün Suudi Arabistan liderliğinde oluşturulmaya çalışılan ve "Mekke İttifakı" gibi süslü ambalajlarla sunulan yapıların arkasında da bu hesap yatmaktadır. Dışarıdan bakıldığında Ortadoğu’da huzurun sağlanması, çatışmaların bitmesi ve İslam kültürünün yaşatılması gibi ulvi hedefler öne sürülse de işin perde arkası çok farklıdır. Dün Eşref Bitlis’i, Uğur Mumcu’yu ve ses çıkartan birçok vatansever bürokrat ile bilim insanını katleden karanlık odak kimse; bugün Suudi yönetiminin arkasındaki güç de aynıdır. Bu, coğrafyayı kan gölüne çevirmeye çalışan sinsi bir şeytan oyunudur. Ne acıdır ki Müslümanlar, feraset eksikliği yüzünden bu tuzaklara kolayca düşmektedir.
​Türkiye’deki Türk-Kürt çatışmaları, mezhepsel kışkırtmalar ve Maraş olayları gibi acı tecrübeler incelediğinde, hepsinin tek bir merkezden —Siyonizm destekli üst akıl tarafından— yönetildiği net bir şekilde görülecektir.
​İslam dünyasının önünde bugün iki yol vardır: Ya Kur’an-ı Kerim’in ve Allah’ın emirlerinin ışığında yeniden dirilişe geçecekler ya da kıyamete kadar zalimlerin ayakları altında ezilmeye devam edecekler. Çünkü Allah’ın emirlerini hiçe sayıp zalimlerin ve küresel güçlerin yanında saf tutanlar, ilahi yardımdan mahrum kalırlar.
​Temennimiz ve duamız odur ki; Müslümanlar küresel güçlerin ve şeytanın ipine değil, Allah’ın ipine sımsıkı sarılsınlar. Aksi takdirde, takip edilen bu yanlış yolun sonu felakettir.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum