"Ortadoğu kazan, siyonistler kepçe..." Bu cümle, coğrafyamızın asırlardır içine çekildiği kaosu ve bu kaosu perde arkasından yöneten odakları özetleyen çarpıcı bir tespittir. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışından bu yana İslam coğrafyası üzerinde oynanan oyunlar, tesadüflerin değil; ince ince işlenmiş, uzun vadeli stratejilerin bir sonucudur. Bugün geldiğimiz noktada, İslam ülkelerinin kılcal damarlarına kadar sızmış yapıların varlığı, içerideki zaaflarımızla birleştiğinde bölgemizi durmaksızın kanayan bir coğrafyaya dönüştürmektedir.
İçimizdeki Parazitler ve Devlet Aklı
Tarihsel süreçte Osmanlı'nın dağılmasından sonra İslam coğrafyasındaki devletlerin kritik mekanizmalarına yerleşen odaklar, kendilerini asla ifşa etmeyen maskeler arkasında hareket etmektedir. Vatanseverlik kisvesine bürünen bu yapılar, bulundukları ülkelerin çıkarlarını koruyor gibi görünse de aslında küresel Siyonist politikalara hizmet etmektedir.
Bugün Ortadoğu’da İsrail’in emperyalist hedeflerinin önünde duran ve açıkça tehdit oluşturan iki ana güç olarak Türkiye ve İran dikkat çekmektedir. Ancak İran özelinde baktığımızda, devlet aklının nasıl bir zihin bulanıklığına sürüklendiğini ibretle izliyoruz. Bir yandan komşularıyla sıcak ilişkiler kurması, "din kardeşliği" temelinde kucaklaşması gerekirken; diğer yandan komşu ülkelerle gerilim yaratacak hamlelerde bulunmak, akıl tutulmasından başka bir şey değildir.
Geçmişteki acı tecrübeler, bu tür kutuplaşmaların ve kardeş kavgalarının kimlere yaradığını açıkça göstermiştir. İran’ın beynine parazit gibi yerleşen, oradaki karar mekanizmalarını etkileyen bu odakların güdümündeki politikalar, doğrudan İsrail’in ekmeğine yağ sürmektedir. İran’ın birinci hedefi, kendisine ve bölgeye yönelen bu tehditleri doğru okumak; komşularıyla kriz üretmek yerine ortak bir akıl ve kardeşlik iklimi tesis etmek olmalıdır. Bu noktada Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin istihbarat birimlerine, derinlemesine bir uyanışla bu tuzakları bozma sorumluluğu düşmektedir.
Siyonist Tezgâhlar ve Yeni Nesil Savaşlar
İsrail’in hedefi sadece İran veya belirli bir ülke değildir; kendisine boyun eğmeyen, bağımsız duruş sergileyen tüm Müslüman unsurları yalnızlaştırmak ve birbirine kırdırmaktır. Bugün yapay zeka videoları, dijital manipülasyonlar ve yeni nesil algı operasyonlarıyla yeni senaryolar yazılmakta; mezhepsel ve etnik fay hatları kaşınmaktadır.
Ancak burada şu gerçeği de gururla veya körlükle göz ardı etmemeliyiz: Her şeyi dış güçlere ve Siyonistlere yüklemek, kendi içimizdeki zaafları örtmenin bir bahanesi olamaz.
Öz Eleştiri ve Kuran-Sünnet Ekseninde Diriliş
Bugün Müslümanlar olarak yaşadığımız en büyük çelişki, kimliğimizle hayatımız arasındaki derin uçurumdur. Müslümanız diyoruz; fakat İslam’ın hayat veren ilkelerini ne ölçüde yaşıyoruz?
Toplumun en kılcal damarlarına kadar sızan faiz,
Kul hakkı ihlalleri,
Torpil ve adam kayırmacılık,
Rüşvet ve makam hırsı...
İnsani ve İslami değerlerin hiçe sayıldığı bir düzenin içerisinde Yüce Allah’ın yardımını beklemek büyük bir yanılgıdır. Kur'an-ı Kerim açıkça buyurmaktadır: İslam'ın ve adaletli duruşun ölçülerinden uzaklaşanlar, yardımsız kalmaya mahkûmdurlar. İçimizdeki bazı kesimlerin para hırsı, makam tutkusu ve nefsani zaafları, Siyonistlerin elindeki en keskin silaha dönüşmektedir. İmtihanımız tam da buradadır: Ya Allah’ın hakikatine ve rızasına sımsıkı sarılacağız ya da bu sömürü düzeninin gönüllü uşakları olmaya devam edeceğiz.
Kurtuluşun Yolu: Yeniden Başlangıç
Müslümanların bu girdaptan çıkışının tek bir yolu vardır: Kur’an ve Sünnet ekseninde yeniden dirilmek.
Hırsı, menfaati, dünyalık tutkuları bir kenara bırakarak; aynı kıbleye yönelen, aynı inancı paylaşan milyonların kardeşlik bilincini kuşanması şarttır. İçimizdeki bu virüsleri, bu teslimiyetçi ve menfaatçi zihniyeti söküp atmadıkça dışarıdan gelen saldırılara karşı kalıcı bir direnç geliştiremeyiz.
Temennimiz ve duamız odur ki; Ortadoğu’da yaşayan milyonlar, emperyalistlerin ve Siyonistlerin piyonu olmaktan kurtulup yalnızca Allah’ın kulu olma bilincine ersin. Hak ile batılın mücadelesinde tarafımız bellidir; inancımız, özgürlüğümüz ve kardeşliğimiz için uyanma, silkelenme ve yeniden ayağa kalkma vaktidir.


FACEBOOK YORUMLAR