KONUK YAZAR

İSLAMDA VE CAHİLİ TOPLUMLARDA KADIN


KONUK YAZAR
24 Mart 2012 Cumartesi 00:00

         “Onlardan biri, kız çocuğu ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir! kendisine verilen kötü müjde yüzünden halktan gizlenir. Şimdi onu, aşağılanmış olarak yanında mı tutacak, yoksa toprağa mı gömecek? Bak ne kötü hüküm veriyorlar!”(Nahl-58,59)

           Rabbimiz, bu ayeti celile ile cahiliyenin, kadına bakış açısını gözler önüne sermiştir.Kadın tarihten bu yana sürekli hor ve hakir görülmüş,itilip kakılmıştır.Eski Yunan ve Roma’da kadınlar hiçbir hakka sahip değillerdi.Evlenmenin tek gayesi erkek çocuk sahibi olmak, şehevi duygularını tatmin etmek ve mal,mülk üzerine bekçi dikmekti.Kadınlar istenilirse eşleri dışında başka erkeklerle de cinsel ilişkiye zorlanırlardı.

           Eflatun “Kadın elden ele orta malı olarak gezmelidir” der. Aristo ise, “Kadın, yaratılışta yarım kalmış erkektir” der. Eski şaman geleneklerinde kocası ölmüş olan bir kadın kocası ile birlikte diri diri toprağa gömülürdü. Kadının itiraz etme hakkı olmazdı. Eğer erkek birden fazla kadınla evli ise, en çok hangi eşinden hoşlanıyorsa o eşiyle birlikte gömülürdü. Tahrif edilmiş olan Yahudilik ve Hıristiyanlık inancına göre ise; Hz. Havva, eşi Hz. Adem’i kandırarak Allah’ın kendilerine yasakladığı meyveden yemesine, böylece cennetten kovulmalarına sebep olmuştur. Bu sebeple, bu dinlere göre tüm kadınlar günahkârdırlar ve bunun cezasını çekmek zorundadırlar. (Tekvin, Bab: 3,Ayet,1-6-17)

               İslam’dan önceki Arap toplumunda da durum diğerlerinden pek farklı değildi. Kadın değersiz bir eşyadan farksızdı.Erkek sayısız kadınla evlenebilir, isterse iki kardeşi birden nikahlayabilirdi.Araplar fakirlik korkusu ile yahut savaşlarda esir düşmeleri korkusu ile kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi. Bir baba için kız babası olmak utanç verici bir durumdu.  

                Kadın layık olduğu en yüksek değeri İslam da bulmuştur. İslam, ilk kadın Havva validemize bir suç yüklemediği gibi onların işlediği hatayı sonraki nesillere intikalini de reddeder.İslam ‘a göre kadın ne cinsel bir oyuncak ne de atalarının günahını çekmek zorunda bırakılan bir varlıktır.Kadın eşinin can yoldaşı, huzur kaynağı ve evinin kraliçesidir. Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de, Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum-21) ayetiyle bize bu gerçeği hatırlatır. İslam’a göre erkek ve kadın birbirlerini tamamlayan bir bütünün iki parçasıdır. İkisi de birbirine muhtaçtır, biri olmasa diğerinin de var olması düşünülemez. Rabbimiz bir ayet-i celile de, “Mü’min erkekler ve mü’min  kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekatı verirler. Allah’a ve resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir. Hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe-71)buyurur.

                Rabbimiz, kadına fıtri bir vazife olan annelik misyonunu yüklemiş, karşılığında cenneti ayaklarının altına sermiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu gerçeği şu hadis-i şerifi ile dile getirir.

               “Cennet annelerin ayakları altındadır.” İslam’da kadın, insanlığın ilk eğitmeni ve öğreticisidir. Peygamber efendimiz kadına karşı takınılan kötü tutumu yıkmak için şöyle buyurmuştur:

“Bana sizin dünyanızdan üç şey sevdirildi: Kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz.”

Peygamber efendimiz insanlarda tekrarlayabilecek olan eski cahiliye düşüncelerinden dolayı, kız çocuklarının eğitimine özel önem vermiştir. Bir hadis-i şerifte, “(İslami terbiye ile) İki kız büyütüp yetiştirenlerle ben, kıyamet  gününde  (iki parmaklarını birleştirerek) şöyle olacağız.” buyurur.

               Asr-ı Saadet döneminde birçok kadın şairler yetişmiştir. Bunlardan bazısı Hz. Fatımat-üz Zehra ve Hz. Şeyma bintü’l Haris’dir. Hadis rivayeti konusunda en müstesna kişilerden birisi ise Hz.Aişe (r.a)’dir. O dönemde çıkan savaşlarda kadınlar da boş durmamış, erkeklerine hem maddi hem manevi yardımlarda bulunmuşlardır. Gerek hemşirelik yaparak gerek bilfiil savaşa katılarak destek olmuşlardır.

                 Günümüzde ne yazık ki kadınlar, asli kimliğinden koparılarak, hürriyet ve medenilik maskesi altında sokaklara itilmişlerdir. Kadın her türlü güzel değerlerden uzaklaştırılarak ticari bir meta haline gelmiştir. Kadınlar çağdaşlık ve moda adı altında tesettüründen uzaklaştırılarak vücudundan faydalanılan bir reklam malzemesi haline getirilmiştir. Eşitlik ve kariyer yapma hırsından dolayı annelik ve zevcelik gibi asli vazifeler ikinci plana atılmışlardır. Bunun neticesinde ne yazık ki sevgiden ve eğitimden uzak nesiller yetişmektedir.  

                 Genç kızlarımız, seviyeli bir eğitimden uzak kaldıkları için, içinde bulundukları boşluğu televizyon dizileri ile doldurmakta ve bu dizilerdeki kişileri kendilerine model almaktadırlar. Maalesef yazılı ve görsel  basın organları aracılığı ile islami kimlikten uzaklaştırılarak batı kültürü empoze edilmektedir. Karma eğitim sistemine olan güvensizlikten dolayı okula gönderilmeyen kız çocuklarının eğitimsiz kalması da sorunun ayrı bir boyutu olarak karşımıza çıkıyor.  Berdel yahut zoraki evliliklerle mutsuz bir hayata mahkum edilmektedirler. Töre adı altında kadınlarımız kendilerini savunma ya da ifade etme fırsatı bile tanınmadan, cinayetlere kurban gitmektedirler.

                 Her şeyin başının eğitimden geçtiğinin bilincinde olarak çok geç olmadan, kadın dünyasındaki sorunlara inip çözüm üretmek ve sahip çıkmak geleceğimizi garantiye almış olmak demektir. Çünkü toplumları doğuran onlar olduğu gibi yetiştiren de onlardır.  

Öznur TAŞ ÇETİNKAPLAN


YORUMLAR
Yukarı Çık