Muhammed Nur

Muhammed Nur

[email protected]

28 ŞUBAT SÜRECİ VE SİVEREK 2

05 Kasım 2015 - 12:45 - Güncelleme: 03 Temmuz 2021 - 14:53

Semih, Hasan'ın getirdiği haberden sonra derin bir nefes almıştı. Son birkaç gündür camiler üzerinde kara bulutlar dolaşıyordu. Karanlık odaklar, Müslümanları sindirmek amacıyla düğmeye basmıştı.

Camiye gidenler tek tek fişleniyor ve yakın takibe alınıyordu. Polis, Akşam ile Yatsı namazı arasında camiye giden çocukların önüne çıkarak onları korkutuyordu. Çocukların aileleri ise çevrede yayılan dedikodulardan dolayı büyük tedirginlik yaşıyorlardı. Derin güçlerin âmâcı da zaten bu değil miydi? Toplumda korku psikolojisi oluşturarak ailelerin çocuklarını camiye göndermelerini engellenmek...

Semih, Adnan ile birlikte cami hücresinde çocuklara Kur'an'ı Kerim dersi vermeye devam ediyordu. Ayrıca Hakan, Cevat ve Yasin'de onlara yardımcı oluyordu. Camide ders veren her hocanın bir grubu ve öğrencileri olurdu. Ders alan öğrenciler Elif-Ba'daki öğrencilere derslerinde yardımcı olurdu. Yatsı ezanına 15 dakika kala da Adnan veya Semih tarafından Peygamber Efendi'mizin hayatından tablolar anlatılırdı. Siyer dersinin yanında bazı günlerde Peygamberler hayatı ve fıkıh dersleri yapılırdı. Yatsı ezanı okunmasıyla birlikte cami öğrencilerinin çoğu yatsı namazını kılmak üzere camiye geçirdi.

Yatsı ezanına 30 dakika kala cami hücresi tamamen dolmuştu. Artık cami hücresinde iğne atsan yere düşmez hale gelmişti. Semih az önce yaşadığı durumu Adnan ile paylaşmıştı. Adnan, Semih'e Allah yolunda çeşitli badireler yaşamanın sünnetullah gereği olduğunu, nice dava erlerinin benzer sıkıntılar yaşadığını anlattı. Semih'in yaşadıklarını Adnan'a anlatması Semih'in endişesinden dolayı değildi. Cemaat fertleri başlarından geçen en küçük bir meseleyi bile cemaat ile paylaşırlardı. Adnan, Semih ile görüşmesinin ardından saatine baktı. Yatsı ezanına 15 dakika vardı. Adnan dolaptan çıkardığı Ramazan El Buti'nin Fıkhü's Siyre kitabını açarak kısa bir ders yaptı.

Adnan ömrünü İslami davaya adamış takvalı bir Müslüman'dı. Bu uğurda gerek akraba çevresinden gerekse de ailesinden çeşitli baskılar görmüştü. İlçenin işlek bir caddesinde esnaflık yapıyordu. Akşam ezanı ile birlikte dükkânını kapatır küçük kardeşleri ile birlikte caminin yolunu tutardı.

Adnan yaşantısı ile çocuklara örnek olan bir Müslüman'dı. Evi camiye çok uzak olmasına rağmen yaz-kış demeden camiye gider, İslam davasında büyük fedakârlıklar gösterirdi. Adnan, çocuklara Kur'an dersi verdikten sonra kardeşleri ile birlikte eve dönerdi. Her gün yatsı namazından sonra eve gelen Adnan, akşam yemeğini geç saatlerde yemeyi alışkanlık haline getirmişti. Adnan'ın çalışmaları cami çalışmasıyla da sınırlı değildi. Adnan'ın evi haftanın belirli gecelerinde İslami sohbetlerin yapıldığı bir medreseye dönüşmüştü.

Adnan, Peygamber Efendi'mizin hayatını anlatan kısa sohbetinden sonra "El Fatiha" diyerek sohbeti bitirdi. Yatsı ezanının okunmasının ardından hücre kapısı kapatılarak yatsı namazı kılınmak üzere camiye geçildi. Hücre ile cami arasında yaklaşık 20 metre mesafe vardı. Hücre ile caminin ortasında üstü kapalı bir şadırvan vardı. Cami kapısında bekleyen Erol camiye girenlere esans sürüyordu. Ayrıca namazdan sonrada cami cemaatinin ayakkabılarının düzeltilmesi görevi de Haluk'a verilmişti.

Camiye girer girmez Adnan ile Semih, küçük çocukları cemaatin arasına dağıtarak yan yana namaz kılmalarını önlerdi. Yatsı namazının ilk dört sünnetinin kılınmasının ardından müezzinlik yapan Hasan, kamet getirmeye başladı. Kılınan namazın ardından çocuklar üçerli, dörtlerli şekilde camiden çıkmaya başladılar.

Camiye gelen çocukların çoğu Şirinkuyu Mahallesi'nde oturuyordu. Şirinkuyu Mahallesi köyden gelen vatandaşların yerleşmiş olduğu kenar mahallelerden biriydi. Mahallede sık sık elektrik kesintileri yaşanır, yollar çamur deryasına dönerdi. Genelde evler toprak evlerden oluşurdu. Bazı mahalle sakinleri, Şirinkuyu Mahallesi'ni İsrail'in zulmü altında inleyen Filistin'e benzetirdi.

Elektrik arızaları için elektrik arızayı aradıkları zaman, Filistin'e ne zaman elektrik verilecek? diye kesintilerden sitem ederlerdi. Mahallede çoğunluğu mevsimlik işçiler oluşturuyordu. Mevsimlik işçiler 6-7 ay boyunca Adana, Nevşehir, İzmir, Manisa, Karadeniz bölgesinde tarım işlerinde çalışırlardı. Orada kazandıkları para ile ömürlerini sürdürürlerdi.

Camiye gelen öğrencilerin büyük çoğunluğu mevsimlik işçilerin çocuklarıydı. Okulların kapanmasına kısa bir süre kala aileleri ile birlikte gurbet ellere giderlerdi. Camiye alışan çocuklar için bu zorlu bir süreçti. Kur'an'ı Kerim'e geçen çoğu öğrenci, gurbet ellerde Kur'an okuma imkânı bulamadıklarından dolayı Kur'an'ı Kerim okumaları zayıflar, bazı vakitler namazlarını aksatırlardı. Cami öğrencilerinin bu durumu iyi bilen Semih, çocuklara sık sık bu yönde nasihatlerde bulunur, vazifelerinin her şart ve durumda Allah'a hakkıyla kulluk etmek olduğunu hatırlatırdı.

Semih ve Adnan, cami çıkışından sonra bir süre yürüdükten sonra vedalaşarak ayrıldılar. Semih bu akşam başka camide ders veren arkadaşı Talha ile görüşecekti. Semih, İslami camia ile tanışmasına vesile olduğundan dolayı Talha'yı çok severdi. Talha bu yıl Eğitim Fakültesini kazanarak Diyarbakır'a yerleşmişti. Diyarbakır'da da İslami çalışmalarına ara vermeden devam ediyordu.

Siverek'te İslami dava erlerinin görüşüp sohbet edeceği fazla bir mekân yoktu. Esmerçayır Mahallesi'nde bulunan Cem'in evinde bir araya gelerek istişare ederlerdi. Cem'de Talha ile aynı camide Kur'an dersi veriyordu. Talha'nın Diyarbakır'a gitmesinden sonra caminin tüm sorumluluğu Cem'e geçmişti.

Semih ile Talha yaklaşık 1 aydır birbirlerini görmemişlerdi. Uzun uzadıya hal hatır sorduktan sonra Cem bu hafta yaşadıkları bir olayı Talha ve Semih ile paylaştı.

Cami öğrencilerinden Kerem'in yaşadığı ailevi sorunlardan dolayı camiye gelmediğini söyleyen Cem, derin bir nefes çekerek:

-Bu akşamüstü gidip Kerem ile görüştüm. Kerem ailesinin kendisini camiye göndermediğinden dert yanıyordu. Ailesi neden camiye göndermiyormuş dedi Semih:

Cem gülümseyerek:

- Ailesi, Kerem'in camide Kur'an'ı tersten öğrendiğini, bu sebeple camiye göndermediklerini söylemiş, dedi. Kur'anı tersten öğrenmekte nasıl oluyor diyerek söze girdi, Talha.

Cem, Talha ve Semih'e kafasını hafif kaldırarak baktı uzun bir nefes aldıktan sonra:

- Kerem'in ailesi Siverek'te tanınan bir Şeyh'e bağlı. Ailesi bir gece Kerem'i almış Şeyh'in evine götürmüş. Şeyh'e çocuklarının camiye gittiğini, camiye gitmesiyle birlikte değiştiğini söylemiş. Şeyh'te Kerem'i yanına çağırarak odadan herkesin çıkmasını isteyerek kendisine dualar okuyup üflemiş.

Peki, sonra ne olmuş dedi heyecanla Semih

Cem tebessüm ederek:

- Şeyh, Kerem ile görüşmesinin ardından Kerem'in babası ile görüşerek çocuklarına "cin" çarptığını, Kerem'i asla camiye göndermemeleri gerektiğini söylemiş. Bu olaydan sonra ailesi Kerem'i camiye bırakmama kararı almış. Akşam namazından sonra abisi ve babası sokak kapısını kilitleyerek Kerem'in camiye gitmesine engel olmuşlar. Kerem babasına, Baba, ben dinimi öğrenmek istiyorum. Orada Allah'ın kitabını ve Peygamber efendimizin hayatını öğreniyorum. İsterseniz beraber camiye gidelim sizde görün, demiş.

Babası da Kerem'in yüzüne bir tokat patlatarak:

- Siz orda Kur'an'ı tersten öğreniyorsunuz. Bir daha camiye gidersen seni arkadaşlarının yanında döverim, diye tehdit etmiş.

Üç arkadaş Kerem için ne yapacaklarını düşündükten sonra Kerem'in babası ile görüşme kararı aldılar.

Devam Edecek..

Bu yazı 2037 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum