• Reklam
Prof. Dr. Yılmaz Emre

Prof. Dr. Yılmaz Emre

[email protected]

Gönlü Bizde Kalanlar VIII Öğretmenimiz: Ramazan Bebe

01 Şubat 2021 - 07:38



Yılların verdiği yorgunluklar göz önüne alındığında geçmişte yaşanan anıların bir kısmını hatırlamak oldukça zor bir durum olmaktadır. Aslında o enerji dolu yıllarımızda yaşadıklarımızı, gördüklerimizi ve hissettiklerimizi küçük notlar alıp, muhafaza edebilseydik, kendimizi, toplumumuzu ve sosyolojik sonuçlarını karşılaştırma noktasında önemli veriler elde etmiş olurduk. Yani bugünü daha objektif ölçülerde değerlendirip, toplumsal gelişmişliğimizi ölçümlendirebilirdik. Nedense, toplumumuzda bu alışkanlık oldukça azdır. Ne kadar çok veri, o kadar iyi ve nitelikli değerlendirmedir. Bu hatırlatma yazılarını yazarken bunun eksikliğini hissettim. Onun için günlükler tutup, notlar almak ve duygularımızı yazı ile ifade etmek oldukça önemlidir. Yazılanları solan resimlerimizle birlikte çocuklarımıza, torunlarımıza miras bırakmak suretiyle onların hayatı daha iyi anlamasına somut yardımlar olarak düşünebiliriz. Hem sizi iyi tanısınlar hem de toplumlarının geçmişini öğrensinler. Zira tarih tekerrürdür. Olaylar boyut değiştirerek yaşamlarda yer alırlar. Belki de şu malum pandemideki “mutasyon “ düzeyinde bir değişim ile de değerlendirilebilir bu tekerrür…


70’li yılların öncesi hafızamda tazeliğini korumuyor. Belki küçük ve kesik boyutlu hatıralar, radyodan çalınan bazı müzik parçaları ve yaşadığım şehrin bazı imajları vardır hafızamda…


Ama bu 1971’den sonra bir tutanak haline gelir. Zira o yıllar oldukça hareketli yıllardır. Ya da olup-bitenleri izleme ve tavır almaya başladığım yıllardır. Bu tavır almaların bazen sübjektifliğini yadsıyamam. Ancak toplumsal duyarlılığın olgunlaşması noktasında da önemli olduğunu düşünürüm. Yaş ilerledikçe ve gerçeklerle karşılaştıkça bu sübjektif yaklaşımların hayatımdan silindiğini gördüm. Bu bir itiraf değil, reel bir yaklaşım olarak ele alınabilir. Bu noktada haddimiz olmadan büyüklerimizi dahi derecelendirmeye kalkışırdık. Hiç düşünmezdik ki, onların yetişme tarzları, karşılaştıkları sorunlar ve etraflarında cereyan eden sosyolojik vakaların boyutlarını… Aslında onlar da kusursuz değildi. Yani olay tek taraflı değil, çok yanlıydı. Toplum girift sorunlara maruz bırakılmış ve kutuplaştırılmıştı. Zaman içinde bu kutuplaşma daha derin boyutlara taşındı. Ancak bu noktada bıraktıklarıma dönüp baktığımda ne kadar hatalar yaptığımı rahatlıkla görebilmekteyim. Belki empatileri öne çıkarabilseydik bugün yaşadığımız gel-gitleri yaşamaz, farklı bir toplum yapısına sahip olabilirdik. Yani” Dağlarına bahar gelirdi Memleketimizin” ve “Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek” anlayışını ters yüz eder ve de “Lambada titreyen alevi “ de üşütmezdik. Ama heyhat ! “ Aha Geldik Gidiyoruz” ve “ İşte gidiyorum, bir şey demeden, Arkamı dönmeden, şikayet etmeden, Hiçbir şey almadan, bir şey vermeden, Yol ayrılmış, görmeden, gidiyorum”   noktasında olmamız kayıplarımızı azaltmıyor.


Zihnimizin masum ve yaşantımızın fakr-ü zaruret içinde olduğu o dingin yıllarda “Öğretmen” sıfatı toplum nezdinde oldukça önemliydi. Aslında o yıllardaki öğretmenler “test” öğretmiyorlardı. Ahlakı, terbiyeyi ve bilimi birlikte öğretmeye çalışıyorlardı. Ya da çoğu buna talipti. O hisle hareket ediyorlardı. Giyinişleriyle ve davranışlarıyla bunu hissettirirlerdi. Ya da biz onu öyle algılardık. İçi boş bir eğitimci kimliği yoktu. Belki uygulamalarda bazı kendini bilmezler de vardı. Ama bunlar azınlıktaydı. O süreçlerde bir öğretmeni hatırlıyorum: Uzun boylu, sıklıkla takım elbise giyen, entellektüel görünümlü ve öğrenciler arasında lakabı olmayan bir öğretmenimizdi. Edebiyat öğretmeni olduğunu biliyorum. Öğrencilerle seviyeli bir ilişkiye sahipti. Derslere girerken kalabalık kitap materyalleriyle girerdi. Benim olduğum sınıfların derslerine girmedi. Ancak Ramazan Bebe Hocamızın idarecilik dönemini de hatırlıyorum. “Gönlü Bizde Kalanlar” ı yazarken bu Hocamızdan bahsetmemek haksızlık olurdu. Zira bahsedebileceğimiz dönemin önemli bir eğitimcisiydi. Aslında yöremize yabancı biri değildi. Ortak örf, adet ve geleneklere sahiptik. Yanı başımızdaki Hilvan İlçesindendi. Fırat kenarındaki şirin Helis Köyünde doğmuş ve dokuz kardeşli bir ailede büyümüştü .


Ramazan Hoca ilkokulu Hilvan’da , lise’yi Urfa’da okumuş. !966 yılında Urfa Lisesini bitirince , bir öğretmeninin tavsiyesi üzerine İ.Ü. Edebiyat Fakültesine kaydolmuştur. Başarılı geçen bir öğrencilik sürecinden sonra 1971 yılında mezun olmuştur. Yani 68 kuşağından. İdealist bir öğretmendir artık. Bu kapsamda o kuşağın heyecan ve iştiyakı ile memleketin çocuklarına hizmet etmek ve onları eğitmek adına görev için İlçemizi seçiyor. Siverek’te çalıştığı yılları zor, ama güzel yıllar olarak tanımlıyor. “ Deli taylar gibi gençlere bilim, sevgi, ve çoşku vermek istiyorduk. Ama bir şeyi göremiyorduk: deneyimsiz öğretmenlerdik “ Yıllar sonra , 1974 yılı mezunları için geldiği zaman Lise’deki eski öğrencilerine hitap ederken “ Keşke şimdilerde o zamanın gençlerine bilgi ve birikimlerle donatılmış deneyimli öğretmenler olarak öğretmenlik yapsaydık. Ama hayatta keşkelerin yeri yoktur. Bunu bir kez daha anladım” demiştir. Siverek’ten sonra, İzmir, Adıyaman, Zonguldak ve İstanbul’da   eğitimin çeşitli birimlerinde çalışmıştır. Ancak kendi ifadesiyle “ Ama o gençliği, o vefayı başka yerde göremedim” diyerek o mesleğinin başlangıcında   ilçemizde geçirdiği günleri özlemle anmaktadır. “Gönlüm gerçekten Siverek’te kaldı. Niye kalmasın ki ? O kadar renkli olaylara şahit oldum ki, ne kadar anlatsam bitmez .”


“Müdürümüz dururken hizmetli Cuma’nın telefona cevap vermesini; oturduğum evin karşısında dama çıkıp galiz küfürler savuran Zeyno Baco’yu ; oturduğumuz kahvenin bahçesinde seçim nutku atan Tenekeçi Yaşar’ı; at arabasında sinema film afişlerini dolaştırıp “ Bu akşam Ordu sinemasında Zazaların Kanlı Baltası Yılmaz Güney” nidalarını; Hanımla çarşıda alış-veriş yapıp, elimizde filemizle eve dönerken, “Caiz mi Hocam ? “ deyip, fileyi eve kadar taşımalarını ; Şeytan Küçesinde gece yarısına kadar ve yorulana kadar süren kavgaları; okul piyeslerinde halkın salonu doldurmalarını; 1972 yılında lisenin eski binadan yeni binaya taşınmasını ; 1973 yılında Abdülkadir Odabaşı’nın seçim konuşması sırasında ağalık aleyhinde konuşması üzerine yanındaki iki adamının eğilip kulağına “Abdulkadir Babam bunları konuşma, bunlar enerşike girer “ dediklerini ve mendillerini çıkarıp Başkanın terini sildiklerini; Lise gecesinde Urfalı Mehmet Barutçu Hoca’ya ambalajlanmış acı biber hediye edildiğini; bir öğrencinin bana dikleşmesi üzerine çağrıldığı öğretmenler odasında ise “ Bak hocam ben evliyim ve iki çocuk babasıyım. Sınıftaki tavrınızı kaldıramadım ve size tepki gösterdim. Ancak şimdi burada beni ayaklarının altına al ve istediğin kadar dövebilirsin. Asla size karşı gelmem” dediğini unutabilir miyim ?


Ramazan Hocamız Siverek’te kaldığı sürece Şeytan Küçesinde bulunan “Deveciler Kahvesi”nin altındaki daracık sokakta iki katlı bir evde oturmuş. Ev manıfaturacı Gerger’lerin eviydi. Komşuları Hemo Türko, Kuyumcu Nefo ve Leblebici Hamdiydi. O sokağı ve komşularını da hiç unutmamış .. Anılan Deveciler Kahvesini de ben de unutamadım..Zira bizim dükkanda su yoktu. İçme ve tıraş için ihtiyacımız olan suyu oradan temin ederdik. Hocanın oturduğu sokağın sağ köşesinde anılan kahve, sol köşesinde ise lezzetli ekmekler çıkaran bir fırın vardı. Sokaktan çıkarken tam karşıda Berber Filit’in, bitişiğinde eskiden lakabı “Şeş nan” ve oğlu önemli bir futbolcumuz olan bir amcanın manav dükkanı vardı. Daha sonra bu dükkanı   Zülfikar adındaki bir şahıs kitapçı dükkanına dönüştürdü. Bu vesileyle o güzel büyükleri hatırlamış olalım.


Bu güzel insan , 1997 yılında İstanbul’da çok sevdiği mesleğinden emekli olmuştur. Hala Siverek’li öğrencileriyle görüşmekte ve hatıralarını onlarla yad etmektedir. Şimdilerde bahtiyarlık yaşında Büyükçekmece- Silivri arasında köyünün adını verdiği güzel bir Helis çiftliğinde yaşamını torunları, dostları ve sevdikleriyle sürdürmektedir.


Değerli Hocamıza, saygı değer Eşine, çocuklarına ve torunlarına   sağlıklı, mutlu ve esenlik dolu günler dilerim.


 

Bu yazı 4237 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum