Prof. Dr. Yılmaz Emre

Prof. Dr. Yılmaz Emre

[email protected]

Ramazan Ayı ve oruca ilişkin

25 Nisan 2021 - 10:41 - Güncelleme: 25 Nisan 2021 - 11:32


Ramazan ayı ve oruç yaşamımda hep güzelliklerin yıl dönümleri olmuştur. Bayram bazen hüzün ve bazen de  sevinç kaynağına dönüşmüştür. İlk oruç tuttuğum günü çok iyi hatırlarım. Muhtemelen bir aralık ayıydı. Oruç tutmaya niyetlenmiştim. Neredeyse ikindi vakti yaklaşmıştı. Eldeki harçlıkla aldığım kırık nohutlar, kuru üzüm, renkli lokum ve bisküvitler iftar  ödüllerimdi. Lakin cebimdeki bu yiyeceklere dokunduğumda  açlığın verdiği tedirginlikle adeta sınırlanıyordum.

Daha çok küçük yaşlardaydım. Dükkanımızda çırak olarak çalışan babamın dayısınınoğlu “Berber Mahmut” vardı. Ansızın ve farkında  olmadan birseyleri yediğimi farkederek "Hani oruç tutmuştun?" sorusuyla beni uyarmaya  çalışmıştı. Unutarak  yediğim nohut kırıklarını bir an çıkarmak istemiştim. Lakin  hemen pes etmiş ve yemeye  devam etmiştim. Halbuki bilmeden yaptığım bu hata orucumu bozmamıştı. Bunun üzerine  çok üzülmüş mahcup bir şekilde akşam eve  avdet etmiştim. Evde Annemin tesellisiyle bir sonraki güne  hazırlanmıştım. Sahura kaldırılmamak  beni oldukça üzerdi. Zaten  zayıf çiroz bir çocuktum.

Sahur zamanı sokağımızdaki davul  sesi  bir taraftan volüm olarak bizi  korkutur ve diğer taraftan da Ramazan  ayına has olmasıyla heyecanlandırırdı. Diğer gün çok dikkatli oldum ve iftar saatine kazasız-belasız  ulaştım. Eve geldiğimizde hem bende ve hem de annemdeki sevinç oldukça  yüksekti. Aslında hedeflediğim önemli bir amacı gerçekleştirmiştim. Açlığa mağlup olmamış, direnmiştim. İlk mücadeleyi başarmıştım. Sanki “Çocukluktan başlar orucu sevmek, hatta bir büyüme belgesidir. Nitekim oruç, çocuk kalbinde cesaret göstergesidir yaklaşımını gerçekleştirmiştim.

Yağmurlu bir akşamdı. Annem beni dedemin evine  kadar sırtına alarak mükafatlandırmış ve dedeme  de  ilk oruçumu  tuttuğumu müjdelemişti. Rahmetli nenem yanağıma  şefkat dolu  öpücüğünü indirmiş, takdir hislerini göstermiş ve hediyeler vermişti. Daha sonraki yıllarda oruç tutmak, teravih  namazlarına  gitmek hayatımın vazgeçilmez ibadetleri  olmuştu. Daha çok Karakeçili Camii’nin müdavimlerindendim.  Camii cemaati mahallenin sakinleri olmakla birlikte, ramazan ayında  ibadetlerini cami  cami  dolaşarak daha fazla  sevap kazanmak isteyen diğer insanlardan oluşuyordu. Daha sonraki yıllarda aynı uygulamaları biz de yapmaya çalıştık.

Özellikle teravih namazlarındaki ortamlarda olan bazı olayları  dükkanda  “şakacı” müşterilerden dolaylı olarak dinlediğimde çok gülerdim. Aslında şu anda “ ciddiyetsizlik” olarak nitelendirdiğim bu davranışlar o zaman  bana çok komik gelirdi. Ama o davranışlarla bile o Ramazan akşamları oldukça  güzel ve narindi. Yer sofralarında açılan iftarların tadları hala  hatıralarımda taze ve unutulmazdır. Uzun kış gecelerinde iftardan ve hatta  teravih namazından sonra dış  kapının (küçe kapısı) tokmağının sesiyle birlikte “Kadayıfçı Abdulkadirin” dükkanından sipariş edilmiş olan kadayıf tepsisinin odaya getirilip paylaştırılmış olması ayrı bir tad katardı o mübarek gecelere.

Hatırımda kalan bir diğer kesit 1976 yılının Ramazan'ıdır. O Ramazan ayında üniversite giriş sınavlarının  sonuçları açıklanmıştı. Her sahurdan sonra  çarşıya iniyor Velid Olçen’in babasına  ait ayakabıcalar  çarşısındaki kahvelerine gidiyor,  çaylarımızı içtikten sonra Ulu Camii"de sabah  namazını eda edip, PTT’ye doğru yol alıyorduk.  Mustafa Çetiner, Şükrü Kılıç, Abdülkerim Çetiner, Necmettin Büyükkılıç ve Velid Ölçen’den  oluşan arkadaş grubumuzla PTT binasına  giriyor ve  sonuçların gelip-gelmediğini  soruyorduk. İşte o Ramazan'da  yine böyle bir sahur sonrası PTT’ye uğramıştık. Nöbetçi  memur Cerrah Karalök  “seninki gelmemiş “ dedikten sonra merakımı bir gün  sonraya erteleyerek çaresizce eve dönmüştüm. Fakat daha sonra anladım ki  Cerrah Ağabey benim ismimi yanlış biliyormuş. Sonuçta hayal ettiğim Üniversite yaşamı için  hem tercih ve hem de  puanların yeterli olmamasından  dolayı açıkta kalmıştım. Buna çok üzülmüş, kederlenmiş  ve  o ramazan ayı benim için çok sıkıntılı geçmişti. !977yılının başlarında ise memur olarak İstanbul’a  atanmıştım. İstanbul’da bir müddet öğrenci yurtlarında  kalmıştım. Bunlardan biri de Fatih’teki “Vakıflar Öğrenci” yurduydu.  Çok güzel bir ramazan ayı geçirmiştim. İşte 18.08.1977 tarihinde bir yatsı sonrası yurt bahçesinin bir köşesinde hatıra defterime şu cümleleri yazmışım…”Mübarek bir aydayız..Öyle lezzetli ve manalı bir havası var ki.. İnsanlar bunun sırrına vakıf oldukları zaman gerçek insan olabilme yolunda emin adımlar atmış olurlar... Bu ay insana acımayı, sevmeyi ve kamil olma yolunu gösteren bir aydır.” .Ramazanı  ve orucu en dinamik şekilde tanımlayan Sezai Karakoç ise “ Oruç, metafizik aleme açılan pencerelerin ortamıdır “ ve yine “Oruç insanların her yıl bir ay süreyle katıldığı bir ruh şölenidir.”

Evet bu yılın güzel ve arınma  ayının pandemi stresi içinde geçen önemli sayıdaki günlerini geride  bırakıyoruz. Ne ki ömür ? Yaşama teğet bir şekil veya bir lahzaya yüklü zaman aralığı…Tüm zorbalığına,  adeletsizliğine ve  dengesizliğine rağmen hayat  güzeldir.. Hayatı Müslümanlar için anlamlı kılan mübarek ramazan ayı da duyguları pozitif yönde uyaran müstesna bir zaman birimi  ve emirleri barındıran bir denetleme  sürecidir.

Bu yazı 427 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Vahdettin
    2 hafta önce
    Üstadım bizi de gençlik yıllarına götürdün. Rabbim sağlık ve afiyet versin. İnşaallah nice sağlıklı Ramazanlar yaşarız.