Mustafa Karadağlı

Mustafa Karadağlı

[email protected]

Vaziyet Bu!

16 Eylül 2021 - 10:13 - Güncelleme: 16 Eylül 2021 - 16:04

 “Zamanımızın laneti de bu, Deliler gösteriyor körlere yolu”  Shakespeare, bu muhteşem sözünü yıllar önce söylemiş. Öyle anlaşılıyor ki  o günden günümüze değişen bir şey yok. 
Bekri Mustafa’nın adını, herhalde duymuş olmalısınız.

Onun, kendini genç yaşında “içki”ye verdiğini, “gece-gündüz içtiği” için Bekri namıyla ün yaptığını ve 41 yaşında öldüğünü belki bilmezsiniz ama Bekri Mustafa’nın “imam” olma hikâyesini herhalde bilirsiniz.

Menkıbelerde ondan şöyle bahsedilir. Babasının hali vakti yerinde olduğu için çocukluğu refah içinde geçmiş, beş yaşında iken Küçük Ayasofya Camii yanındaki Mahalle Mektebine eğitime başlamış, burada Kur’an’ı hıfız ederek Hafız olmuş sonra da Beyazıt Medresesine devam etmiştir. Sabahları Medrese’ye giderken, akşamları da babasının dükkânında yorgancılık işi…

Annesinin de vefatıyla yalnız kalan genç yorgancı, bazı arkadaşlarının da ısrarı ile bu dönemde içkiye başlar. Meyhanesinin başlıca Müdavimleri arasına karışır. Çok geçmeden Medreseyi de dükkânını da bir tarafa bırakan Mustafa, bütün ömrünü gece gündüz bu meyhanede içki içmekle geçirmeye başladığından Bekri namıyla anılmaya başlanır.

Bekri Mustafa, son derecede zeki, nüktedan ve hoşsohbettir. Hazır cevaplılığı ve hak bilirliği ile herkesin takdir ve sevgisini de toplamış. Bekri Mustafa’nın bu özelliklerini duyan Dördüncü Murat, daha Şehzadeliği sırasında kendisini nedimleri arasına almış, tahta çıkışından sonra da Saraya dahil etmiş.

Dördüncü Murat, içki yasağını koyduğu yıllarda dahi Bekri’nin ayyaşlığını hoş görmüş, kendisinden iltifatlarını esirgememişti. Bekri Mustafa’nın bu içki yasağı devirlerine ait pek çok fıkrası vardır.

En meşhur hikayesi şöyledir:

Bekri Mustafa, yoksul bir mahallede “Küçük Ayasofya Camii”nin önünden geçmektedir. O sırada musallada bir tabut vardır, fakat namazı kıldıracak imam ortalarda yoktur. Cemaatin beklemekten canı sıkılır ve başında kavuğu, sırtında cübbesiyle oradan geçen Bekri Mustafa’yı “hoca” zannederek namazı kıldırmasını söylerler.

 “Yok, ben hoca değilim” dese de, dinlemezler ve zorla öne geçirirler. Bekri Mustafa namazı kıldırdıktan sonra tabutun örtüsünü açar ve ölünün kulağına bir şeyler fısıldar. Cemaat, ölüye ne söylediğini merak eder.

Bekri Mustafa gülerek cevaplar: 

“Sen şimdi aramızdan ayrılıp ahrete gidiyorsun. Eğer orada, bu dünyanın ahvalini sana sorarlarsa, Bekri Mustafa Ayasofya’ya imam oldu dersin. Onlar durumu anlar.” der.
Aslında her zaman Bekri Mustafalar olagelmiştir. İşin ehline verilmediği, yetenek ve kabiliyeti, liyakat ve ehliyeti olmayan, yapacağı işin vizyon ve ufkundan uzak kişilerin iş başı yaptığı hep görülmüştür.

İşini iyi yapanlar değil, ilişkilerini iyi tutanlar hep gözdeler arasında yer almıştır. Bu durum aslında Ortadoğu’nun bir kaderidir. 

Hazreti Muhammed, “İş ehline verilmediği zaman kıyameti bekleyin” der. Yani büyük kıyamet olmasa da o işin kıyameti yakındır.

Değil mi ki, işin ehline verilmemesi akla ziyandır. İşin aslını bilenlerin bulunduğu bir ortamda ehil olmayanlara işlerin verilmesi normalde düşünülemez. Ama ortalığı kesif bir cehalet kaplamış, gerçekler ters yüz edilmiş, fitne fesat ortalığı kaplamışsa, işler kapanın yani ehil olmayan kimselerin elinde kalır. Bu da toplumlar için bir çeşit kıyamet demektir. Unutmamak gerekir ki devletleri devlet yapan asıl unsur sergiledikleri adalettir. Bu adalet sadece mahkeme kapılarında değil, toplumu ilgilendiren her katmanda geçerlidir. 

Sırf bir unvanı taşımak için bir makama talip olanlar, bilmelisiniz ki dünyanın bütün makamları geçicidir. Fakat bu makamların bıraktığı izler dünya ve ahirette çok ama çok derindir. 

Allah yaptıklarımızdan hesap sorduğu gibi, elimizde imkan varken yapmadıklarımızdan da hesap sorucudur bilesiniz!

Selam ve Muhabbetle.

Bu yazı 411 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum